Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma (TMK-163)

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma

İçindekiler

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma (TMK m. 163)

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde düzenlenen ve iki ayrı özel boşanma sebebini tek bir maddede bir araya getiren nispi bir boşanma sebebidir. Madde uyarınca eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürerse ve bu nedenle onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. TMK m. 161’deki zina gibi mutlak sebeplerden farklı olarak, burada suçun veya davranışın varlığı tek başına yetmez; birlikte yaşamanın davacı eş için gerçekten çekilmez hale geldiğinin de ayrıca ispatlanması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2025 tarihli güncel bir kararı, kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti bulunmadıkça suç işleme sebebine dayalı boşanmaya karar verilemeyeceğini ve sürekli borçlanmanın tek başına haysiyetsiz hayat sürme sayılmayacağını netleştirmiştir.

Bu yazıda TMK m. 163’ün iki ayrı unsurunu, ispat standardını, terditli dava stratejisini, hak düşürücü süre ve affetme meselesini, boşanmanın tazminat-nafaka-velayet sonuçlarını, dava sırasında eşin ölümü gibi az bilinen usul sorunlarını ve dava dilekçesi hazırlanırken dikkat edilmesi gereken pratik noktaları güncel Yargıtay içtihatları eşliğinde ele alıyoruz. Kesinleşmiş mahkûmiyet şartı ve süreklilik unsuru gibi ayrıntılarda hak kaybı yaşamamak için, dava açmadan önce bir aile hukuku avukatından hukuki destek almanız önerilir.


I. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedir? (TMK m. 163)

Türk Medeni Kanunu‘nun 163. maddesi, evlilik birliğini temelinden sarsan iki ayrı davranış biçimini — küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme — tek bir madde altında, nispi bir boşanma sebebi olarak düzenler. Madde metni şu şekildedir:

“Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.” (TMK m. 163)

Maddenin son kısmındaki “her zaman boşanma davası açabilir” ifadesi, dava açma hakkı bakımından bir süre sınırı bulunmadığı anlamına gelir (ayrıntı için bkz. VI. başlık). Ancak “beklenemezse” ifadesi, hâkimin yalnızca suçun veya davranışın varlığını değil, bunun evlilik birliğini davacı eş için gerçekten çekilmez hale getirip getirmediğini de ayrıca değerlendirmesini şart koşar. Bu nedenle TMK m. 163, zina (TMK m. 161) gibi mutlak değil, nispi bir boşanma sebebidir — aradaki farkın pratik sonuçları için bkz. IV. ve XI. başlıklar.

Bu ayrımın kökeni, kanun koyucunun TMK m. 163’te iki farklı yoğunlukta olguyu bir arada düzenlemiş olmasından gelir: bir yandan tek bir kesinleşmiş mahkûmiyetle sabit olabilecek somut bir suç, diğer yandan zaman içinde tekrarlanarak bir yaşam biçimine dönüşen soyut bir davranış örüntüsü. Kanun koyucu bu iki farklı olguyu aynı hukuki sonuca (nispi boşanma sebebi) bağlamış, ancak ikisi için de aynı ek güvenceyi — çekilmezliğin ayrıca ispatı — şart koşmuştur. Pratikte bu, davacı avukatının dava dilekçesini hazırlarken yalnızca suçun/davranışın varlığını değil, bunun evlilik birliği üzerindeki somut etkisini de (örneğin toplumsal çevrede yaşanan itibar kaybı, ortak yaşamın fiilen sürdürülemez hâle gelmesi gibi) ayrı bir başlık altında delillendirmesi gerektiği anlamına gelir.


II. Küçük Düşürücü Suç İşleme Sebebiyle Boşanma

Küçük düşürücü suç işleme, eşlerden birinin toplumun genel ahlak anlayışına göre onur kırıcı, utanç verici nitelikte kasıtlı bir suç işlemesi ve bu suçun evlilik birliği içinde işlenmiş, kesinleşmiş bir mahkûmiyetle sabit olmasıdır. Suçun taksirle (bilinçsiz kusurla) işlenmiş olması veya meşru müdafaa gibi bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması, bu sebebe dayanarak dava açılmasına engeldir.

Bu ayrımın gerekçesi, TMK m. 163’ün amacının kusurlu ve bilinçli bir tercihi cezalandırmak olmasıdır: taksirli bir trafik kazası sonucu ölüme sebebiyet veren eş, kastının bulunmaması nedeniyle toplumun gözünde aynı derecede “küçük düşürücü” sayılmaz ve bu suç TMK m. 163 kapsamında değerlendirilmez. Aynı şekilde, meşru müdafaa veya zorunluluk hâli gibi bir hukuka uygunluk sebebiyle işlenen bir fiil de, ceza hukuku anlamında suç oluştursa dahi, eşin ahlaki bakımdan kınanabilir bir tercih yapmadığı kabul edildiğinden bu maddeye dayanak yapılamaz.

Hangi Suçlar Küçük Düşürücü Sayılır?

Bir suçun küçük düşürücü sayılıp sayılmayacağı, öngörülen cezanın ağırlığına göre değil, toplumun genel ahlak ve değer yargılarına göre hâkim tarafından takdir edilir. Yargıtay uygulamasında küçük düşürücü suç kabul edilen başlıca suç tipleri şunlardır:

  • Hırsızlık, dolandırıcılık, zimmet, rüşvet ve sahtecilik gibi mala ve güvene karşı suçlar;
  • Cinsel istismar — Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.04.2024 tarihli, 2023/6358 E. – 2024/2909 K. sayılı kararında, eşin üvey kızına karşı cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunan kocaya karşı açılan suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme davası kabul edilmiş, kadın lehine 45.000 TL maddi ve 44.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir;
  • Fuhuşa aracılık — Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 26.03.2024 tarihli, 2023/5610 E. – 2024/2120 K. sayılı kararında, fuhuşa aracılık suçundan kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunan eşe karşı açılan dava kabul edilmiş, davacı erkek lehine 15.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata karar verilmiştir;
  • Uyuşturucu ticareti, kasten yaralama/öldürme ve cinsel saldırı gibi ağır nitelikli suçlar.

Bu listenin sabit bir kanun maddesi hâlinde düzenlenmemiş olması, kasıtlı bir tercihtir: toplumsal ahlak anlayışı zamanla değişebileceğinden, kanun koyucu hangi suçların küçük düşürücü sayılacağını hâkimin takdirine bırakmıştır. Bu nedenle burada sayılanlar örnek niteliğindedir; farklı bir suç tipi de, somut olayın koşullarına ve toplumdaki genel algıya göre küçük düşürücü kabul edilebilir.

Suçun Evlilik Sırasında İşlenmiş Olması Şartı

TMK m. 163’e dayalı boşanma kararı verilebilmesi için, küçük düşürücü suçun evlendikten sonra işlenmiş olması gerekir; evlilikten önce işlenen bir suç bu maddeye dayanak olamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.06.2018 tarihli, 2016/20524 E. – 2018/8173 K. sayılı kararında, tarafların davalının suçu işlediği tarihten sonra evlendikleri, yani suçun evlilik öncesine ait olduğu tespit edilmiş; “işlenen suç nedeniyle diğer eş için birlikte yaşamanın beklenemez hale gelmesi” koşulu bu durumda gerçekleşmediğinden davanın kabulü hatalı bulunarak bozulmuştur.

Aynı ilke, 21.02.2024 tarihli, 2023/4530 E. – 2024/1062 K. sayılı kararda da teyit edilmiştir: davalı erkeğin birden çok suça ilişkin sabıka kaydı bulunmasına rağmen bu suçların evlilik birliğinden önceye ait olduğu anlaşıldığından, mahkeme suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayalı davayı reddetmiş, taraflar yalnızca TMK m. 166/1 uyarınca (kadının maruz kaldığı fiziksel şiddet nedeniyle) boşanmıştır.

Kesinleşmiş Mahkûmiyet Şart mı?

Evet. Yargıtay’ın güncel içtihadına göre, küçük düşürücü suç işleme sebebiyle boşanma kararı verilebilmesi için eş hakkında bu suçtan kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti bulunması gerekir; devam eden bir soruşturma veya kovuşturma tek başına yeterli değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2025 tarihli, 2025/2470 E. – 2025/8940 K. sayılı güncel kararında, davalı erkeğin dolandırıcılık suçu işlediği kabul edilmiş olsa da, bu suçtan kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı dosyada bulunmadığından, suç işleme hukuki sebebine dayalı boşanma kararı verilemeyeceğine hükmedilmiştir.

“Kesinleşme” burada teknik bir anlam taşır: ilk derece ceza mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararı, istinaf veya temyiz aşamasındaysa henüz kesinleşmemiş sayılır ve tek başına TMK m. 163’e dayanak yapılamaz. Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanırken, ceza dosyasının hangi aşamada olduğunun (soruşturma, ilk derece, istinaf, temyiz, kesinleşme) UYAP üzerinden veya ceza mahkemesi kaleminden teyit edilmesi, davanın en başında hangi hukuki sebebe (yalnızca m. 163’e mi, yoksa terditli olarak m. 166/1 ile birlikte mi) dayanılacağını belirleyen kritik bir adımdır.

Ceza Davası Derdestken Boşanma Davası Ne Olur?

Kesinleşmiş mahkûmiyet şartı, ceza soruşturması veya kovuşturması henüz sonuçlanmamış eşler için pratik bir usul sorunu doğurur: aile mahkemesi, ceza yargılamasının sonucunu beklemeden karar verebilir mi? Uygulamada mahkeme, ceza davasının sonucunun boşanma davasının esasını doğrudan etkilediği kanaatine varırsa, ceza yargılamasını bekletici mesele yaparak boşanma davasını ceza davası kesinleşinceye kadar bekletebilir. Bu, davacının sabırsızlanarak yalnızca TMK m. 163’e dayanması hâlinde, ceza dosyası kesinleşmeden davanın süre uzatan bir bekleme sürecine girebileceği anlamına gelir.

Bu risk, V. başlıkta ayrıntılı olarak anlatılan terditli dava stratejisinin asıl pratik gerekçesidir: TMK m. 163 asıl talep, TMK m. 166/1 fer’î talep olarak birlikte ileri sürüldüğünde, mahkeme ceza dosyasının kesinleşmesini beklemek yerine, dosyadaki mevcut delillerle (tanık beyanı, kolluk tutanağı gibi) doğrudan TMK m. 166/1 üzerinden karara bağlayabilir; ceza dosyası daha sonra kesinleşirse bu yeni bir dava için TMK m. 166/4’teki (7532 sayılı Kanun’la eklenen) mekanizma da devreye girebilir. Bekletici mesele kararı, mahkemenin re’sen verebileceği bir ara karardır; davacı, aile mahkemesinden bekletici mesele yapılmamasını, mevcut delillerle karar verilmesini de talep edebilir. Hangi yolun izleneceği, somut olayda ceza dosyasının ne kadar süredir derdest olduğuna ve mevcut delillerin TMK m. 166/1’i tek başına ispatlamaya yetip yetmediğine göre değişir.


III. Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma

Haysiyetsiz hayat sürme, eşlerden birinin toplumun genel ahlak anlayışına aykırı, onur kırıcı davranışları süreklilik arz edecek şekilde bir yaşam biçimi hâline getirmesidir; tek seferlik veya geçici bir olay bu kapsamda değerlendirilmez. Küçük düşürücü suç işlemenin aksine burada kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti aranmaz, ancak davranışın süreklilik ve alışkanlık boyutuna ulaştığının somut delillerle ortaya konması gerekir. Bu fark, iki sebebin ispat yükünü de farklılaştırır: küçük düşürücü suç işlemede davacının işi nispeten kolaydır, çünkü kesinleşmiş mahkûmiyet kararı kendiliğinden kesin delil niteliğindedir; haysiyetsiz hayat sürmede ise davacı, zaman içinde tekrarlanan, birbirini destekleyen birden fazla olguyu bir araya getirerek davranışın bir yaşam biçimine dönüştüğünü mahkemeye ikna etmek zorundadır.

Süreklilik ve Yaşam Tarzı Haline Getirme Şartı

Haysiyetsiz hayat sürmenin oluşabilmesi için belirleyici unsur süreklilik ve davranışın bir yaşam biçimi hâline gelmesidir; münferit (tek seferlik) bir olay yeterli görülmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.04.2024 tarihli, 2023/3951 E. – 2024/2345 K. sayılı kararında, eş hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen tek bir tehdit eyleminin süreklilik arz etmediği, münferit bir olay olduğu gerekçesiyle bu eylemin haysiyetsiz hayat sürme sayılamayacağına hükmedilmiştir.

Aynı doğrultuda, 20.10.2025 tarihli, 2025/2470 E. – 2025/8940 K. sayılı güncel kararda da, eşin sürekli olarak başkalarına borçlanmasının tek başına haysiyetsiz hayat sürme kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir; Yargıtay burada da davranışın toplumsal ahlaka aykırı bir yaşam biçimi hâline gelip gelmediğinin ayrıca ortaya konması gerektiğini vurgulamıştır.

Haysiyetsiz Hayat Sürme Örnekleri

Uygulamada haysiyetsiz hayat sürme kapsamında değerlendirilen, ancak her birinde süreklilik unsurunun ayrıca ispatlanması gereken başlıca davranış biçimleri şunlardır:

  • Fuhuş yapma veya fuhşa aracılık etme — hem bizzat fuhuş yapılması hem de başkalarını bu işe yönlendirme/aracılık etme, süreklilik gösterdiği ölçüde haysiyetsiz hayat sürme kapsamında değerlendirilir;
  • Sürekli ve alışkanlık hâline gelmiş kumar oynama — ailenin ekonomik güvenliğini tehlikeye atacak düzeyde, tekrarlanan ve durdurulamayan bir kumar bağımlılığı;
  • Alkol veya uyuşturucu bağımlılığını bir yaşam tarzı hâline getirme — arada sırada alkol tüketmek değil, bağımlılık düzeyinde ve aile hayatını sürekli olumsuz etkileyen bir kullanım örüntüsü;
  • Ekonomik olanağı yeterliyken sürekli dilencilik yapma — maddi ihtiyaç bulunmamasına rağmen bunu alışkanlık hâline getirip sürdürme;
  • Muhabbet tellallığı (aracılık) gibi ahlaka aykırı işlerle sürekli iştigal etme — toplumun genel ahlak anlayışına aykırı, sürekli nitelikte ticari veya yarı ticari bir faaliyeti meslek veya gelir kaynağı hâline getirme.

Haysiyetsiz hayat sürme iddialarının ispatı, küçük düşürücü suç işlemeye kıyasla daha güçtür; çünkü ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı gibi tek ve kesin bir delil bulunmaz. Bu nedenle mahkemeler, aynı davranışa ilişkin birden fazla ve birbirini destekleyen delili — örneğin farklı zaman dilimlerinde alınmış tanık beyanları, sosyal çevrenin gözlemleri, tekrarlanan olaylara ilişkin kolluk tutanakları — birlikte değerlendirerek süreklilik unsurunun gerçekten oluşup oluşmadığına karar verir. Tek bir tanığın tek bir olaya ilişkin beyanı, yukarıda aktarılan 2024/2345 K. sayılı kararda görüldüğü gibi, çoğu zaman tek başına yeterli görülmez.


IV. Nispi Boşanma Sebebi: Çekilmezlik Unsurunun Ayrıca İspatlanması

TMK m. 163 nispi bir boşanma sebebidir: suçun veya haysiyetsiz hayatın varlığı ispatlansa dahi, hâkim ayrıca bu durumun davacı eş için birlikte yaşamayı gerçekten çekilmez hale getirip getirmediğini değerlendirir. Bu, maddeyi zina (TMK m. 161) veya hayata kast/pek kötü davranış (TMK m. 162) gibi mutlak sebeplerden ayıran temel özelliktir; mutlak sebeplerde fiil ispatlandığında hâkimin başkaca bir değerlendirme yapmaksızın boşanmaya karar vermesi gerekirken, TMK m. 163’te bu ek değerlendirme mahkemenin takdirine bırakılmıştır.

Pratikte bu, davacının yalnızca suçun veya haysiyetsiz davranışın varlığını değil — örneğin taraflar arasındaki güven ilişkisinin, toplumsal çevrenin veya ortak yaşamın bu davranış nedeniyle fiilen sürdürülemez hale geldiğini de ayrıca ortaya koyması gerektiği anlamına gelir. Salt suç kaydının veya iddia edilen davranışın varlığı, davanın kabulü için tek başına yeterli değildir.

Örneğin, eşlerden biri hakkında evlilik sırasında işlenmiş ve kesinleşmiş bir dolandırıcılık mahkûmiyeti bulunsa dahi; taraflar bu mahkûmiyetten sonra yıllarca aynı evde, aynı ekonomik düzende ve sorunsuz biçimde yaşamaya devam etmişlerse, mahkeme bu sürecin kendisini “birlikte yaşamanın artık beklenemez hale gelmediğinin” bir göstergesi olarak yorumlayabilir (bkz. VI. başlıktaki affetme/hoşgörü tartışması). Buna karşılık aynı mahkûmiyet, davacı eşin toplumsal çevresinde itibar kaybına, çocukların okulunda dışlanmaya veya ailenin ekonomik güvenliğinin fiilen çökmesine yol açmışsa, çekilmezlik unsuru daha kolay ispatlanır. Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca suçun/davranışın tarihini ve niteliğini değil, bunun aile üzerindeki somut ve güncel etkilerini de anlatmak, davanın kabul şansını doğrudan etkiler.


V. Terditli Dava Stratejisi: TMK m. 163 ile TMK m. 166’nın Birlikte İleri Sürülmesi

Uygulamada davacılar genellikle TMK m. 163’ü asıl, TMK m. 166/1’i (evlilik birliğinin sarsılması) fer’i/ikincil talep olarak birlikte ileri sürer. Bu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111. maddesinde düzenlenen terditli (kademeli) dava mekanizmasıdır ve TMK m. 163’ün ispatı güç, nispi doğası nedeniyle ret riskini azaltan bir dava stratejisidir. Madde metni şu şekildedir:

“Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslîlik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Mahkeme, davacının aslî talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” (HMK m. 111)

HMK m. 111/1’de aranan “hukuki veya ekonomik bağlantı” şartı, TMK m. 163 ile TMK m. 166/1 arasında zaten doğal olarak mevcuttur: her iki talep de aynı evlilik birliğinin sona erdirilmesini amaçlar ve aynı vakıa grubuna (eşin kusurlu davranışına) dayanır. Bu nedenle pratikte mahkemeler, bu iki hukuki sebebin terditli olarak birlikte ileri sürülmesini kural olarak kabul eder. HMK m. 111/2 uyarınca mahkeme, aslî talebi (TMK m. 163) esastan reddetmedikçe fer’î talebi (TMK m. 166/1) inceleyemez ve hükme bağlayamaz; bu sıralamaya uyulmaması tek başına bozma sebebidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 02.03.2016 tarihli, 2015/13478 E. – 2016/4148 K. sayılı kararında, davacı erkek öncelikle suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163), kabul edilmezse fiilî ayrılık (TMK m. 166/son) sebebine dayalı terditli dava açmış; ancak mahkeme yalnızca fiilî ayrılık üzerinden boşanmaya karar vermiş, TMK m. 163’e dayalı talep hakkında olumlu ya da olumsuz hiçbir karar vermemiştir. Yargıtay, terditli açılan bir davada özel boşanma sebebine ilişkin talep hakkında karar verilmemesinin usule aykırı olduğuna hükmederek kararı bozmuştur.

Güncel 2025/2470 E. – 2025/8940 K. sayılı kararda da benzer bir usul hatası tespit edilmiştir: bölge adliye mahkemesi, davacının terditli olarak ileri sürdüğü iki talepten yalnızca birine (TMK m. 163) dayalı olarak karar vermesi gerekirken gerekçede her iki hukuki sebebi (m. 163 ve m. 166/1) birlikte anmış; Yargıtay bu çelişkili gerekçeyi de bozma sebebi saymış ve dosyanın, davacının ikincil talebi olan TMK m. 166/1 üzerinden tüm deliller yeniden değerlendirilerek karara bağlanması için bozulmasına karar vermiştir.

Terditli dava stratejisinin güncel bir uzantısı da TMK m. 166’nın 14.11.2024 tarihli 7532 sayılı Kanun‘la değişen dördüncü fıkrasıdır:

“Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.” (TMK m. 166/4)

Bu düzenleme, TMK m. 163’e dayalı davanın reddedilip kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden birinin istemi üzerine evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağı yeni bir boşanma imkânı sunar — yani TMK m. 163 davası terditli talep olmaksızın ve nihai olarak reddedilmiş olsa dahi, bir yıl sonra bu fıkra yoluyla yeniden dava açılabilir.

Somut bir örnekle açıklamak gerekirse: bir eşin haysiyetsiz hayat sürme iddiasıyla açtığı TMK m. 163 davası, süreklilik unsuru yeterince ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilip kesinleşirse, taraflar bu karardan sonra da fiilen bir araya gelmeyip ayrı yaşamaya devam ederlerse, ret kararının kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl dolduğunda davacı eş TMK m. 166/4’e dayanarak yeniden ve bu kez doğrudan genel sebep üzerinden boşanma davası açabilir; bu davada ortak hayatın yeniden kurulmadığını ispatlamak, önceki davadaki gibi suçun veya haysiyetsiz hayatın varlığını yeniden ispatlamaktan çok daha kolaydır.


VI. Dava Açma Hakkı: Hak Düşürücü Süre ve Affetme

TMK m. 163’e dayalı boşanma davası açmak için kanunda herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir; madde metnindeki “her zaman boşanma davası açabilir” ifadesi bunu açıkça ortaya koyar. Ancak davacının, suçu veya haysiyetsiz hayatı öğrendikten sonra makul olmayan bir süre boyunca ortak hayata devam etmesi, davranışı affetmiş veya hoş görmüş sayılmasına yol açabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 11.01.2024 tarihli, 2023/3531 E. – 2024/181 K. sayılı kararında (TMK m. 166 kapsamında görülen bir uyuşmazlıkta) bu ilke net biçimde ortaya konmuştur: tarafların, bir eşin kusurlu davranışından yaklaşık on dört yıl sonrasına kadar ortak hayatı sürdürmüş olması, o davranışın affedilmiş ya da en azından hoş görülmüş sayılmasına yol açar ve hoş görülen/affedilen davranışlar sonraki kusur değerlendirmesinde eşe yüklenemez. Madde metninde ayrı bir af hükmü bulunmasa da, aynı mantık TMK m. 163 kapsamındaki olgular için de geçerlidir: TMK m. 2’deki dürüstlük kuralı, uzun süre sessiz kalıp ortak hayatı sürdüren eşin sonradan aynı olguya dayanarak dava açmasını sınırlayabilir.

Bununla birlikte affetme ile sadece mecburen katlanma (hoşgörü değil, çaresizlik) birbirine karıştırılmamalıdır. Öğretide ve uygulamada affetmenin varlığından söz edebilmek için, davacı eşin durumu bilerek ve isteyerek, herhangi bir baskı veya ekonomik zorunluluk olmaksızın kabullenmiş olması aranır; örneğin ekonomik bağımlılık nedeniyle ayrılamayan bir eşin sessiz kalması, otomatik olarak affetme sayılmaz. Ayrıca affetme yalnızca affedilen tarihe kadarki olguyu kapsar — haysiyetsiz hayatın affetme sonrasında da sürmesi veya suçun tekrarlanması hâlinde, davacının yeni döneme ilişkin dava hakkı etkilenmez. Uygulamada affetmenin ispatı genellikle dolaylı delillerle yapılır: tarafların davranışı öğrendikten sonra da aynı evde yaşamaya, ortak sosyal etkinliklere katılmaya veya birlikte tatile çıkmaya devam etmesi gibi olgular, davalı tarafça affetmenin göstergesi olarak ileri sürülebilir; buna karşılık davacı, bu sürecin baskı, ekonomik bağımlılık veya çocukların yararı gözetilerek geçici bir katlanma olduğunu ispatlayabilirse affetme iddiası bertaraf edilebilir.


VII. İspat Yöntemleri ve Deliller

İspat yükü davayı açan eştedir. Küçük düşürücü suç işleme iddiasında kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti kararı belirleyici ve neredeyse zorunlu bir delildir; haysiyetsiz hayat sürme iddiasında ise süreklilik unsuru tanık beyanı, sosyal inceleme raporu ve dijital kayıtlarla ortaya konur. Aile mahkemesi, boşanma davalarında geçerli olan re’sen araştırma ilkesi gereği taraflarca sunulan delillerle bağlı kalmayıp, gerekli gördüğü ek delilleri (sosyal inceleme raporu, bilirkişi incelemesi gibi) kendiliğinden toplayabilir; ancak bu, davacının kendi iddiasını destekleyen delilleri eksiksiz sunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Uygulamada en sık başvurulan delil türleri şunlardır:

  • Kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti kararı — küçük düşürücü suç işleme iddiasında kesin ve neredeyse tek başına yeterli delildir (bkz. II. başlık); aile mahkemesi, ceza mahkemesinin maddi vakıaya ilişkin tespitleriyle bağlıdır ve suçun işlenip işlenmediğini yeniden tartışmaz, yalnızca bu tespitin TMK m. 163 anlamında çekilmezlik doğurup doğurmadığını değerlendirir.
  • Tanık beyanları — özellikle haysiyetsiz hayat sürmenin süreklilik unsurunu, yani davranışın belirli bir dönem boyunca tekrarlandığını ortaya koymak için kullanılır; tek bir tanığın beyanı dahi, ayrıntılı ve tutarlı olduğu ölçüde yeterli kabul edilebilir, ancak taraflardan biriyle akraba olan tanığın beyanı aksi ciddi delille çürütülmedikçe değerini kaybetmez.
  • Sosyal inceleme raporu — mahkemenin resen isteyebileceği, tarafların ekonomik durumunu, yaşam koşullarını ve komşu/çevre gözlemlerini içeren resmi bir belgedir; özellikle haysiyetsiz hayat sürme iddialarında, davranışın mahalle veya iş çevresince de bilinip bilinmediğini ortaya koyarak süreklilik unsurunu güçlendirir.
  • Dijital kayıtlar ve yazışmalar — WhatsApp mesajları, fotoğraflar ve ses kayıtları hukuka uygun elde edilmiş olmaları kaydıyla delil olarak sunulabilir; karşı taraf bu delilin hukuka aykırı elde edildiğini ispatlayamazsa veya içeriği mahkemede kabul (ikrar) ederse, delil geçerli sayılır.
  • Resmi tutanaklar — kolluk tutanağı, otel/konaklama kayıtları veya idari/adli makamlarca düzenlenmiş diğer belgeler, hem küçük düşürücü suç hem haysiyetsiz hayat iddialarını destekleyici nitelikli deliller arasındadır.

VIII. Boşanmanın Sonuçları: Tazminat, Nafaka ve Velayet

TMK m. 163 sebebiyle boşanmaya karar verilmesi, kusurlu eş aleyhine üç ayrı sonuç doğurabilir: maddi/manevi tazminat yükümlülüğü, yoksulluk nafakası talep edememe ve velayet düzenlemesinde dezavantajlı konum. Bu sonuçların her biri, mahkemenin boşanma kararıyla birlikte ayrıca yaptığı kusur belirlemesine bağlıdır; TMK m. 163’e dayalı davalarda, davalı eş küçük düşürücü suçu işlediği veya haysiyetsiz hayatı sürdürdüğü sabit görüldüğünde genellikle tam veya ağır kusurlu kabul edilir, ancak davacı eşin de ayrıca kusurlu davranışları varsa (örneğin karşılıklı sadakatsizlik veya şiddet), kusur oranı paylaştırılabilir ve bu durum aşağıdaki üç sonucun tamamını etkiler.

Maddi ve Manevi Tazminat

TMK m. 174 uyarınca, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu eş maddi tazminat; kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş ise manevi tazminat isteyebilir. Madde metni şu şekildedir:

“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” (TMK m. 174)

Kanunda sabit bir tazminat tarifesi yoktur; miktar, Türk Borçlar Kanunu‘nun 50 ve 51. maddelerindeki hakkaniyet ilkesine göre tarafların ekonomik-sosyal durumu ve kusurun ağırlığı birlikte değerlendirilerek belirlenir. Yukarıda II. başlıkta aktarılan 2024/2909 K. ve 2024/2120 K. sayılı kararlardaki tazminat miktarları (sırasıyla 45.000 TL maddi/44.000 TL manevi ve 15.000 TL maddi/20.000 TL manevi), somut olayın ağırlığına göre hükmedilen miktarlara birer örnek teşkil etmektedir; her dosyada miktar yeniden değerlendirilir.

Tazminat miktarının belirlenmesinde özellikle üç unsur öne çıkar: kusurun ağırlığı (küçük düşürücü bir suç mu yoksa daha hafif nitelikte bir haysiyetsiz davranış mı olduğu), evliliğin süresi (uzun süreli evliliklerde beklenen menfaat kaybı daha yüksek kabul edilir) ve tarafların ekonomik-sosyal durumu. Davacı taraf, tazminat talebini dilekçesinde somut rakamlarla değil de “fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla” kısmi biçimde ileri sürerek, yargılama sırasında toplanan delillere göre talebini artırma (ıslah) imkânını da saklı tutabilir.

Yoksulluk Nafakası

TMK m. 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan malî gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Madde metni şu şekildedir:

“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” (TMK m. 175)

TMK m. 163 sebebiyle boşanmaya karar verilen davalarda, suç işleyen veya haysiyetsiz hayat süren eş genellikle tam veya ağır kusurlu bulunduğundan, bu eş kural olarak yoksulluk nafakası talep edemez; nafaka yükümlüsünün ayrıca kusurlu olması aranmaz. Buna karşılık davacı eş, dava süresince de mağduriyet yaşamamak için ayrıca tedbir nafakası talep edebilir; bu, yoksulluk nafakasından farklı olarak dava kesinleşene kadar geçici süreyle hükmedilen ve kusur değerlendirmesinden bağımsız bir nafaka türüdür.

Velayet

TMK m. 182 uyarınca mahkeme, boşanma kararı verirken çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından üstün yararını esas alarak velayeti düzenler; velayet, suç işleyen veya haysiyetsiz hayat süren eşten otomatik olarak alınmaz, ancak somut olayda çocuğun yararına aykırı görülen davranışlar velayet kararını doğrudan etkiler. Nitekim yukarıda II. başlıkta aktarılan 2024/2909 K. sayılı kararda, cinsel istismar suçundan mahkûm babanın velayet hakkı anneye verilmiş, baba ile çocuk arasında kişisel ilişki dahi tesis edilmemiştir — işlenen suçun niteliği, çocuğun üstün yararı bakımından kişisel ilişkiyi de sınırlayan ağır bir olgu olarak değerlendirilmiştir.

Genel ilke olarak mahkeme, velayeti düzenlerken suçun/davranışın çocukla doğrudan ilgili olup olmadığını (örneğin çocuğa yönelik bir suç mu, yoksa üçüncü kişilere karşı işlenmiş ekonomik bir suç mu olduğunu) ayırt eder. Çocuğa yönelmeyen, örneğin salt ekonomik nitelikli bir küçük düşürücü suç, tek başına velayetin diğer eşe verilmesi için yeterli görülmeyebilir; buna karşılık haysiyetsiz hayatın çocuğun bakım ve eğitim ortamını doğrudan olumsuz etkilediği (örneğin evin fuhuş veya uyuşturucu kullanımına sahne olması gibi) durumlarda velayet değişikliği çok daha güçlü bir olasılıktır. Velayet düzenlemesinde mahkeme, çocuğun idrak çağında olması hâlinde onun görüşünü de ayrıca alır; bu yükümlülük yalnızca iç hukuktan değil, Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden de kaynaklanır ve TMK m. 163 sebebiyle görülen davalarda da aynı şekilde uygulanır.


IX. Dava Sırasında Eşin Ölümü Hâlinde Ne Olur?

TMK m. 163’e dayalı boşanma davası kesinleşmeden davalı eş ölürse, evlilik ölümle sona ermiş olacağından dava konusuz kalır; ancak mirasçılar, TMK m. 181/2 uyarınca ölen eşin kusurunun belirlenmesi için davaya devam edebilir. Bu, rakip kaynaklarda neredeyse hiç işlenmeyen ama pratikte önemli sonuçlar doğurabilecek bir usul meselesidir.

Bu, ilk derece mahkemesince verilen boşanma kararının, taraflardan biri hayattayken kesinleşmesi gerektiği anlamına gelir; kesinleşme gerçekleşmeden ölüm meydana gelirse artık ortada boşanacak bir evlilik kalmaz, çünkü evlilik zaten ölümle kendiliğinden sona ermiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 12.10.2022 tarihli, 2022/7891 E. – 2022/8030 K. sayılı kararında, kadının suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayalı davası kabul edilip boşanmaya karar verildikten sonra, hüküm kesinleşmeden davalı erkeğin öldüğü tespit edilmiştir. Davalının mirasçıları, TMK m. 181/2 uyarınca kusur belirlemesi yönünden davaya devam edeceklerini bildirmiştir. Yargıtay, evliliğin ölümle sona ermesi nedeniyle boşanma davasının konusuz kaldığına, ancak mirasçıların davaya dahil edilerek “konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması ve sağ kalan eşin kusurunun bulunup bulunmadığının ayrıca karara bağlanması gerektiğine hükmederek kararı bozmuştur.

Bu ayrım pratikte önemlidir: dava konusuz kalsa dahi ölen eşin kusurunun ayrıca tespit edilmesi, mirasçılık sıfatı ve tazminat talepleri bakımından sonuç doğurabileceğinden, davanın sadece “düşmesi” değil, usulüne uygun şekilde sonuçlandırılması gerekir. Bu tür bir durumla karşılaşan davacı tarafın (veya ölen davalının mirasçılarının) davayı sessizce düşmeye bırakmak yerine, kusur belirlemesi talebini açıkça mahkemeye bildirmesi önemlidir; aksi hâlde mahkeme davayı doğrudan konusuz kalma nedeniyle sonlandırabilir ve kusur tespiti hiç yapılmadan dosya kapanabilir.


X. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesi, yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en az altı aydan beri birlikte oturulan yer mahkemesidir (TMK m. 168). Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kanun metni şu şekildedir:

“Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.” (TMK m. 168)

Bu düzenleme davacıya seçimlik bir yetki tanır: dava, davacının yerleşim yeri mahkemesinde, davalının yerleşim yeri mahkemesinde veya tarafların dava açılmadan önce en az altı ay birlikte yaşadıkları son adresin bağlı olduğu mahkemede açılabilir. Delillerin (kesinleşmiş ceza dosyası, tanık, sosyal inceleme raporu gibi) hangi yerde daha kolay toplanacağı, mahkeme seçiminde pratik bir kriterdir.

Özellikle küçük düşürücü suça dayalı davalarda, suçun işlendiği ve ceza yargılamasının görüldüğü yer ile ailenin ikamet ettiği yer farklı olabilir; bu durumda davacı, kesinleşmiş ceza dosyasının kolayca temin edilebileceği yeri değil, kendi delillerinin (tanık, sosyal çevre) yoğunlaştığı yeri tercih etmek isteyebilir. TMK m. 168’in tanıdığı seçimlik yetki, tam da bu tür pratik tercihlere imkân tanımak için düzenlenmiştir.


XI. TMK m. 163’ün Diğer Özel Boşanma Sebepleriyle Farkı

TMK m. 163, zina (TMK m. 161) ve hayata kast/pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) gibi diğer özel boşanma sebeplerinden, mutlak değil nispi bir sebep olması ve hak düşürücü süreye tabi olmaması bakımından ayrılır. Dört hukuki sebep arasındaki temel farklar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Bu dört sebep birbirini dışlamaz; aynı olay örgüsü çoğu zaman birden fazla hukuki sebebin unsurlarını aynı anda taşıyabilir. Örneğin bir eşin başka biriyle sürekli birliktelik yaşaması hem zina (TMK m. 161) hem de — süreklilik ve toplumsal itibar kaybı boyutuna ulaşırsa — haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163) kapsamında değerlendirilebilir; hangi hukuki sebebin daha güçlü ve hızlı sonuç vereceği, somut olayda elde bulunan delillerin niteliğine göre belirlenir.

ÖzellikZina (m. 161)Hayata Kast / Pek Kötü Davranış (m. 162)Suç İşleme / Haysiyetsiz Hayat (m. 163)Evlilik Birliğinin Sarsılması (m. 166/1)
Boşanma sebebi türüÖzel ve mutlakÖzel ve mutlakÖzel ve nispiGenel
Hâkimin takdir yetkisiYokYokVar — çekilmezlik ayrıca değerlendirilirVar
Süre sınırı6 ay / 5 yıl hak düşürücü süre6 ay / 5 yıl hak düşürücü süreSüre sınırı yokturSüre sınırı yoktur
Affetme etkisiAf, dava hakkını tamamen ortadan kaldırırAf, dava hakkını tamamen ortadan kaldırırAyrı af hükmü yok; dürüstlük kuralı sınır getirebilirAf kurumu yok; kusur değerlendirmesine dahil edilebilir
İspat konusuKarşı cinsten biriyle cinsel ilişkiHayata kast, pek kötü veya ağır onur kırıcı davranışKesinleşmiş küçük düşürücü suç veya sürekli haysiyetsiz davranışEvlilik birliğini çekilmez hale getiren herhangi bir kusurlu davranış

Bu farklar nedeniyle davacılar, elindeki delillerin gücüne göre hangi hukuki sebebe dayanacağını (veya V. başlıkta anlatıldığı gibi bunları terditli olarak birlikte ileri sürüp süremeyeceğini) dikkatle değerlendirmelidir.

Bu seçim, yalnızca teorik bir tercih değil, doğrudan davanın süresini ve kazanma ihtimalini etkileyen stratejik bir karardır. Elde kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti varsa TMK m. 163 güçlü ve hızlı sonuç alınabilecek bir dayanaktır; buna karşılık delil henüz olgunlaşmamışsa veya ceza süreci devam ediyorsa, tek başına bu maddeye dayanmak (II. başlıkta ve VII. başlıkta anlatıldığı gibi) davanın reddi veya gereksiz yere uzaması riskini taşır. Bu nedenle uygulamada deneyimli aile hukuku avukatları, elindeki delil setini önceden değerlendirip, mümkün olduğunca terditli dava stratejisiyle (bkz. V. başlık) birden fazla hukuki sebebi aynı dilekçede güvence altına almayı tercih eder.


XII. Dava Dilekçesi Hazırlanırken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Yukarıdaki bölümlerde aktarılan güncel Yargıtay içtihatları, uygulamada TMK m. 163’e dayalı davaların en sık hangi gerekçelerle reddedildiğini veya bozulduğunu ortaya koymaktadır. Dava dilekçesi hazırlanırken aşağıdaki noktalara özellikle dikkat edilmesi, hem ilk derece hem üst derece aşamalarında hak kaybını önler:

  1. Suçun işlenme tarihini mutlaka kontrol edin. Evlilikten önce işlenmiş bir suç TMK m. 163’e dayanak olamaz (bkz. II. başlık); dilekçede suç tarihi ile evlilik tarihi arasındaki sırayı açıkça belirtmek, davanın daha ilk aşamada elenmesini önler.
  2. Kesinleşmiş mahkûmiyet yoksa, tek başına TMK m. 163’e dayanmayın. Ceza süreci devam ediyorsa, TMK m. 166/1’i terditli/ikincil talep olarak ekleyin (bkz. V. başlık); aksi hâlde dava, ceza dosyasının sonucunu bekleme sürecine girebilir veya doğrudan reddedilebilir.
  3. Haysiyetsiz hayat iddiasında süreklilik unsurunu somut olgularla anlatın. Tek bir olay yeterli değildir (bkz. III. başlık); dilekçede davranışın hangi tarihler arasında, kaç kez tekrarlandığı ve hangi tanıklarca gözlemlendiği ayrıntılı biçimde ortaya konmalıdır.
  4. Çekilmezlik unsurunu ayrıca ispatlayın. TMK m. 163 nispi bir sebeptir (bkz. IV. başlık); suçun/davranışın varlığını anlatmak yetmez, bunun evlilik birliği ve aile üzerindeki somut etkisi de dilekçede yer almalıdır.
  5. Gecikmeden dava açın veya gecikmenin gerekçesini belgeleyin. Süre sınırı olmasa da uzun süre sessiz kalmak affetme/hoşgörü olarak yorumlanabilir (bkz. VI. başlık); davranışı ne zaman öğrendiğinizi ve o andan itibaren makul sürede harekete geçtiğinizi ortaya koymanız önerilir.
  6. Talep sonucunu (tazminat, nafaka, velayet) eksiksiz ve gerekçeli biçimde formüle edin. Kusur oranına bağlı taleplerin (bkz. VIII. başlık) dilekçede net biçimde dayandırılması, yargılama sürecinde ayrıca ıslah gereğini azaltır.
  7. Delil listesini dilekçe ekinde eksiksiz sunun. Kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti kararının onaylı örneği, tanık isim ve adresleri, sosyal inceleme raporu talebiniz varsa bu talebiniz ile dijital delillerin nasıl elde edildiğine ilişkin açıklamalar (bkz. VII. başlık) dilekçeyle birlikte sunulmalıdır; sonradan sunulan deliller usul ekonomisi bakımından tereddüt doğurabilir.
  8. Karmaşık usul stratejilerini (terditli dava, bekletici mesele, kusur belirlemesi) bir avukat aracılığıyla yürütün. Yukarıdaki başlıklarda görüldüğü gibi, Yargıtay’ın bozma kararlarının önemli bir kısmı hukuki sebep karmaşası veya eksik/çelişkili gerekçelendirmeden kaynaklanmaktadır; bu tür usul hatalarının davayı yıllarca uzatabildiği göz önüne alındığında, dava açmadan önce alanında deneyimli bir avukattan destek almak zaman ve hak kaybını önler.

Sık Sorulan Sorular

Haysiyetsiz hayat sürme ne demektir, hangi davranışlar kapsar?

Haysiyetsiz hayat sürme, TMK m. 163 kapsamında, eşlerden birinin toplumun genel ahlak anlayışına aykırı davranışları (fuhuş, sürekli kumar, uyuşturucu/alkol bağımlılığı gibi) bir yaşam biçimi hâline getirmesidir. Belirleyici unsur süreklilik ve alışkanlık hâline gelmedir; tek seferlik bir olay bu kapsamda değerlendirilmez (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/3951 E. – 2024/2345 K.). Dava açmadan önce davranışın süreklilik gösterdiğini somut delillerle ortaya koymanız gerekir.

Eşim evlenmeden önce işlediği bir suçtan dolayı bu sebeple boşanabilir miyim?

Hayır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/20524 E. – 2018/8173 K. sayılı kararına göre TMK m. 163’e dayalı boşanma kararı verilebilmesi için suçun evlendikten sonra işlenmiş olması gerekir; evlilik öncesine ait bir suç bu maddeye dayanak olamaz (aynı ilke 2023/4530 E. – 2024/1062 K. sayılı kararda da teyit edilmiştir). Bu durumda TMK m. 166’daki genel boşanma sebebine dayanmanız gerekebilir.

Eşimin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti yoksa yine de bu sebeple dava açabilir miyim?

Hayır, kesinleşmiş mahkûmiyet olmadan bu sebeple boşanma kararı verilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2025 tarihli, 2025/2470 E. – 2025/8940 K. sayılı güncel kararında, eşin bir suç işlediği kabul edilse dahi, bu suçtan kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti dosyada bulunmadıkça TMK m. 163’e dayalı boşanmaya karar verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Devam eden bir soruşturma veya kovuşturma varsa, davanızı TMK m. 166’ya dayalı olarak (gerekirse terditli şekilde) açmanız daha güvenli olur.

Eşimin sürekli borçlanması haysiyetsiz hayat sürme sayılır mı?

Hayır, tek başına yeterli değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2025/2470 E. – 2025/8940 K. sayılı güncel kararında, eşin sürekli olarak başkalarına borçlanmasının tek başına haysiyetsiz hayat sürme sayılamayacağına, bu davranışın toplumsal ahlaka aykırı bir yaşam biçimine dönüştüğünün ayrıca ispatlanması gerektiğine hükmedilmiştir.

Tek seferlik bir olay haysiyetsiz hayat sürme için yeterli midir?

Hayır. TMK m. 163’teki ‘hayat sürme’ ifadesi süreklilik gerektirir; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/3951 E. – 2024/2345 K. sayılı kararında, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen tek bir tehdit eyleminin münferit nitelikte olduğu ve haysiyetsiz hayat sürme sayılamayacağı belirtilmiştir. Tek seferlik ağır bir olay için TMK m. 162 (hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış) daha uygun bir hukuki sebep olabilir.

Suç işleme sebebini ispatlayamazsam davam tamamen reddedilir mi?

Hayır, mutlaka reddedilmez. TMK m. 163’ü aslî, TMK m. 166/1’i (evlilik birliğinin sarsılması) fer’î/ikincil talep olarak HMK m. 111 uyarınca terditli şekilde birlikte ileri sürebilirsiniz; mahkeme aslî talebi reddederse otomatik olarak ikincil talebi inceler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2015/13478 E. – 2016/4148 K. sayılı kararında, mahkemenin terditli açılan bir davada özel sebebe ilişkin talebi hiç değerlendirmemesi dahi tek başına bozma sebebi sayılmıştır; bu yüzden dava dilekçesinin bu stratejiyle hazırlanması önemlidir.

TMK m. 163 ile TMK m. 166 arasındaki fark nedir?

TMK m. 163 nispi bir sebep olup suçun/davranışın yanında birlikte yaşamanın çekilmez hale geldiğinin de ayrıca ispatlanmasını arar; TMK m. 166 ise doğrudan evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispatlamaya dayanan genel bir sebeptir ve özel bir davranış tipi aramaz. Uygulamada davacılar genellikle ikisini birlikte, terditli olarak ileri sürer.

Bu sebeple boşanma davası açmada bir süre sınırı var mıdır?

Hayır, madde metninde ‘her zaman boşanma davası açabilir’ ifadesiyle açıkça belirtildiği gibi TMK m. 163’e dayalı dava için kanunda bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak davranışı öğrendikten sonra makul olmayan bir süre ortak hayata devam etmek, TMK m. 2’deki dürüstlük kuralı çerçevesinde davranışın affedilmiş/hoş görülmüş sayılmasına yol açabilir; benzer bir ilke TMK m. 166 kapsamında görülen bir uyuşmazlıkta on dört yıllık bir gecikme için de uygulanmıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/3531 E. – 2024/181 K.).

Boşanma davası sırasında eşim ölürse dava ne olur?

Davalı eş, hüküm kesinleşmeden ölürse evlilik ölümle sona erer ve boşanma davası konusuz kalır; ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2022/7891 E. – 2022/8030 K. sayılı kararına göre, mirasçılar TMK m. 181/2 uyarınca ölen eşin kusurunun belirlenmesi için davaya devam edebilir. Bu durumda mahkeme, konusuz kalan boşanma davası hakkında ‘karar verilmesine yer olmadığına’ karar verip, kusur belirlemesi bakımından davayı mirasçılarla sürdürmelidir.

Bu sebeple boşanmada ne kadar tazminat ve nafaka talep edilebilir?

Kanunda sabit bir tazminat tarifesi yoktur; miktar TBK m. 50-51’deki hakkaniyet ilkesine göre, tarafların ekonomik durumu ve kusurun ağırlığı dikkate alınarak belirlenir (TMK m. 174). Örneğin Yargıtay’ın onadığı bir kararda kadın lehine 45.000 TL maddi ve 44.000 TL manevi tazminata (2024/2909 K.), başka bir kararda erkek lehine 15.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata (2024/2120 K.) hükmedilmiştir; ayrıca kusuru ağır olan taraf TMK m. 175’teki yoksulluk nafakasını talep edemez.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, aile hukuku başta olmak üzere dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir