İçindekiler
Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen ve birbirinden bağımsız üç ayrı özel boşanma sebebini (hayata kast, pek kötü muamele, ağır derecede onur kırıcı davranış) bir arada barındıran mutlak bir boşanma sebebidir. Bu, davranışlardan biri ispatlandığında hâkimin evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediğini ayrıca araştırmaksızın boşanmaya karar vermek zorunda olduğu anlamına gelir. Dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren 6 ay, her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren 5 yıl içinde kullanılmazsa düşer (TMK m. 162/2).
Bu yazıda TMK 162’nin üç ayrı sebebini, hak düşürücü süreleri, affetme kurumunu, terditli dava stratejisini, ispat hukukunu, mal rejimine ve tazminata etkisini; 2. ve 8. Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu’na ait 18 somut Yargıtay kararı eşliğinde ele alıyoruz. Bu davalarda hak düşürücü sürenin kaçırılma riski ve ispat standardının incelikleri nedeniyle, dava açmadan önce özel boşanma konularında uzman bir avukattan hukuki destek almanız önerilir.
I. TMK 162’nin Hukuki Niteliği: Mutlak Boşanma Sebebi
Türk Medeni Kanunu‘nun 162. maddesi şu şekildedir:
“Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”
Madde, birbirinden bağımsız üç ayrı özel boşanma sebebi içerir: hayata kast, pek kötü muamele ve ağır derecede onur kırıcı davranış. Bunlardan biri ispatlandığında dava kabul edilir; davranışın evlilik birliğini “temelinden sarstığının” ayrıca ispatlanmasına gerek yoktur — bu ayrım, TMK m. 166/1’deki genel boşanma sebebinden (evlilik birliğinin sarsılması) farkıdır ve aşağıda IX. başlıkta terditli dava stratejisi bağlamında karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.
Bu mutlaklığın bir diğer sonucu, davacının kendisinin de bir miktar kusurlu davranışları bulunsa dahi tarafların kusur oranlarının burada karşılaştırılmasına gerek olmamasıdır. TMK m. 166/1’e dayalı davalarda mahkeme, tarafların kusur derecelerini kıyaslayarak sonuca varırken; TMK 162 kapsamında davalının hayata kast, pek kötü muamele veya ağır derecede onur kırıcı davranış niteliğindeki tek bir ağır fiilinin ispatlanmış olması, davanın kabulü için tek başına yeterlidir.
II. Hayata Kast Nedeniyle Boşanma
Hayata kast, bir eşin diğerini kasten öldürmeye teşebbüs etmesi veya ölüm tehlikesi yaratacak şekilde hareket etmesidir. Silahla ateş etme, bıçaklama, zehirleme veya intihara zorlama gibi somut, kasıtlı eylemler bu kapsama girer. Kastın varlığı arandığından, salt tedbirsizlik, dikkatsizlik veya ihmal sonucu ortaya çıkan tehlike hayata kast sayılmaz; failin ölüm sonucunu bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.10.2011 tarihli, 2010/13696 E. – 2011/16296 K. sayılı kararına konu olayda davalı hakkında, eşini bıçakla yaralamak suçundan ayrı bir ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır; Yargıtay, ceza davasının sonucunun boşanma davasını doğrudan etkileyeceğini belirterek, ceza yargılaması beklenmeden verilen kararı bozmuştur (bu kararın ispat hukukuna ilişkin sonuçları VIII. başlıkta ayrıca ele alınmıştır).
Hayata kastın yabancılık unsuru taşıyan bir evlilikte de boşanma sebebi olarak kabul edildiği görülmektedir: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 23.05.2019 tarihli, 2016/19287 E. – 2019/5440 K. sayılı kararına konu olayda taraflar, Almanya’da yaşarken kadının erkeğin hayatına kastetmesi sebebiyle Alman mahkemesinde boşanmış; bu boşanma kararı Türkiye’de tenfiz edilmiştir. Bu kararın mal rejimine ilişkin sonuçları XI. başlıkta ayrıntılı olarak incelenmiştir.
III. Pek Kötü Muamele Nedeniyle Boşanma
Pek kötü muamele, eşin bedensel veya ruhsal sağlığını zedeleyen ya da tehlikeye düşüren, ağırlık ve yoğunluk taşıyan davranışlardır. İşkence, dövme, eve kilitleme, aç ve susuz bırakma, cinsel zorlama gibi eylemler bu kapsamda değerlendirilir. Yargıtay içtihadına göre süreklilik gösteren fiziksel şiddet, tek başına pek kötü muamele oluşturmaya yeterlidir ve mahkemenin bunu düşük yoğunlukta görerek reddetmesi bozma sebebidir. Uygulamada kabul edilen somut olaylar şunlardır:
- Eşine sürekli ve ağır fiziki şiddet uygulayan, bu eylemler nedeniyle ayrıca ceza mahkemesinde mahkûm olan davalının davranışı pek kötü muamele oluşturur; mahkemenin “yoğunluk yeterli değil” gerekçesiyle davayı reddetmesi hatalıdır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.03.2016, 2015/13850 E. – 2016/5358 K.).
- Eşine sürekli fiziksel şiddet uygulayan davalının eylemleri pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış niteliğindedir; davanın kabulü gerekirken reddi bozmayı gerektirir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 19.06.2019, 2019/3272 E. – 2019/7396 K.).
- Eşine ve çocuğuna sürekli küfreden, her kızdığında eşyaları kıran, arabasını yakmaya kalkışan davalının süreklilik gösteren fiziki şiddeti pek fena muamele oluşturur (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.03.2016, 2015/13666 E. – 2016/4293 K.).
- Eşinin kafasını duvarlara vuran davalının eylemi hem pek kötü muamele hem evlilik birliğinin sarsılması sebebini birlikte oluşturur; erkek bu olaylarda tam kusurlu kabul edilmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.10.2020, 2020/4327 E. – 2020/5005 K.).
Ekonomik ve Psikolojik Şiddet Pek Kötü Muamele Sayılır mı?
Doktrin ve uygulamada, eşin maaşına el koyma, çalışmasına izin vermeme veya temel ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum bırakma gibi ekonomik şiddet içeren davranışlar; sürekli aşağılama, tehdit ve korku yaratma gibi psikolojik şiddet içeren davranışlar da, yoğunluk ve süreklilik gösteriyorsa pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış kapsamında değerlendirilebilmektedir. Bu tür olaylarda mahkemenin belirleyici kriteri, tek bir olayın ağırlığı değil, davranışın eşin bedensel veya ruhsal bütünlüğü üzerindeki birikimli etkisidir.
IV. Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma
Onur kırıcı davranış, eşin şeref ve haysiyetine yönelik, toplumsal değer yargıları karşısında ağır sayılan saldırılardır — asılsız suç isnadı, namusa yönelik iftira, sürekli ve ağır hakaret gibi eylemler bu kapsamdadır. Kanun, “ağır derecede” ifadesiyle bir eşik koymuştur; bu eşiğin fiziksel şiddet olmadan, yalnızca söz ve davranışla da aşılabileceği güncel bir Yargıtay kararıyla teyit edilmiştir: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 13.05.2025 tarihli, 2024/8642 E. – 2025/4989 K. sayılı kararında, eşine birden çok kez ağır hakaret ve beddua içeren söylemlerde bulunan, duygusal ve psikolojik şiddet uygulayan kadının bu eylemleri — fiziksel şiddet unsuru olmaksızın — tek başına onur kırıcı davranış oluşturduğu; bölge adliye mahkemesinin “eylemler işkence ve zulüm boyutunda değil” gerekçesiyle verdiği ret kararının bu nedenle bozulması gerektiğine hükmedilmiştir.
Sosyal Medyada Paylaşım Onur Kırıcı Davranış Sayılır mı?
Evet, somut olayın niteliğine göre sayılabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 13.12.2018 tarihli, 2018/5581 E. – 2018/14485 K. sayılı kararında, eşinden boşanmadan önce gelinlik giyip fotoğraf çektiren ve bir başkasıyla düğün yapan kadının bu eylemine ilişkin fotoğrafların hem kendisi hem akrabaları tarafından sosyal ortamda paylaşıldığı tespit edilmiş; bu davranışın erkek eş bakımından onur kırıcı davranış oluşturduğuna ve erkeğin TMK m. 162’ye dayalı boşanma davasının kabulü gerektiğine hükmedilmiştir. Karar, dijital ortamda gerçekleşen aleniyetin de “ağır derecede onur kırıcı davranış” değerlendirmesine dahil edilebileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
V. “Ağır Derecede” Şartı: TMK 162 Kapsamına Girmeyen Davranışlar
Her kötü veya onur kırıcı davranış TMK 162 kapsamına girmez; kanun açıkça “ağır derecede” bir davranışı arar. Bu eşiğin altında kalan olaylar, TMK 162’ye dayalı davanın reddine, ancak talep varsa TMK m. 166/1 kapsamında değerlendirilmeye yol açar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.11.2014 tarihli, 2014/11559 E. – 2014/22133 K. sayılı kararına konu olayda, düzenli çalışmayan ve alkol alan kocanın eşine bir kez tokat atması, TMK 162 anlamında hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış olarak kabule yeterli görülmemiştir. Aynı kararda dikkat çekici bir husus, ayrılık döneminde kadının eşine gönderdiği “boynuzlarından kapılara sığabiliyor musun?” şeklindeki mesajın da kadının kusuru olarak değerlendirilmiş olmasıdır — Yargıtay, tarafların bu karşılıklı olaylar nedeniyle TMK m. 166/2 koşullarının oluştuğuna ve boşanmaya bu madde üzerinden karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Aynı ilke, affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar için de geçerlidir; bu konudaki yerleşik içtihat VII. başlıkta ayrıca ele alınmıştır.
VI. Dava Açma Süresi: 6 Ay ve 5 Yıllık Hak Düşürücü Süre
TMK m. 162/2 uyarınca dava hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden itibaren 6 ay, her hâlde sebebin doğumundan (fiilin gerçekleşmesinden) itibaren 5 yıl geçmekle düşer. Bu süreler zamanaşımı değil hak düşürücü süre niteliğindedir; durmaz, kesilmez ve hâkim tarafından taraflarca ileri sürülmese dahi re’sen dikkate alınır. Davranış tek seferlik değil süreklilik gösteriyorsa (örneğin sistematik şiddet), 6 aylık sürenin başlangıcı son eylemin gerçekleştiği tarihtir.
VII. Affetme (Af) Kurumu ve Hoşgörüyle Karşılama
TMK m. 162/son’a göre affeden tarafın dava hakkı yoktur. Yargıtay, affı yalnızca açık bir beyanla değil, olayın ardından evlilik birliğinin makul bir süre daha sorunsuz devam etmesi gibi örtülü (zımni) davranışlarla da kabul etmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 07.03.2016 tarihli, 2015/14215 E. – 2016/4389 K. sayılı kararına konu olayda, davalı erkeğin eşine yönelik fiziksel şiddet fiili 2012 yılının Mayıs ayında gerçekleşmiş, ancak evlilik birliği bu olaydan sonra uzunca bir süre daha devam etmiştir. Yargıtay, kadının bu olayı affettiğinin veya en azından hoşgörüyle karşıladığının kabulü gerektiğine; affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olayların taraflara kusur olarak yüklenemeyeceğine hükmederek, kadının TMK 162’ye dayalı davasının kabulünü hatalı bulmuş ve kararı bozmuştur. Aynı kararda, davalının başka bir kadınla duygusal içerikte mesajlaşmasının da tek başına “ağır derecede” onur kırıcı davranış oluşturmadığı vurgulanmıştır.
VIII. İspat: Ceza Mahkemesi Kararının Hukuk Hâkimini Bağlaması
Boşanma davasına konu olan eylem hakkında ceza mahkemesinin maddi olayı tespit eden kesinleşmiş kararı, hukuk hâkimini bağlar (Borçlar Kanunu m. 53). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2010 tarihli, 2010/19008 E. – 2010/20597 K. sayılı kararında, davalının davacıyı dövdüğü, sulh ceza mahkemesinin kesinleşmiş ilamıyla sabit görülmüş; bu tespit karşısında TMK 162 koşullarının oluştuğuna ve davanın kabulü gerektiğine hükmedilmiştir.
Bu bağlayıcılığın doğal bir sonucu, ceza yargılaması henüz sonuçlanmamışsa boşanma davasının bu sonucu beklemesi gerektiğidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.10.2011 tarihli, 2010/13696 E. – 2011/16296 K. sayılı kararında (bkz. II. başlık), eşini bıçakla yaralamak suçundan davalı hakkında ayrı bir ceza davası açıldığı tespit edilmiş; ceza davasının sonucunun boşanma davasını doğrudan etkileyeceği gerekçesiyle, bu husus gözetilmeden verilen hüküm eksik inceleme nedeniyle bozulmuştur.
Hukuka Aykırı Delil: Gizli Ses Kaydı ve Mesaj Yazışmaları Kullanılabilir mi?
Kural olarak hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller mahkemece bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz (Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/2). Ancak Yargıtay uygulamasında “hukuka aykırı elde etme” ile “hukuka aykırı oluşturma” (kurgu/tuzak) arasında net bir ayrım yapılır: karşı tarafı belirli ifadelere yönlendirerek veya kurgulanmış bir ortamda alınan kayıtlar hiçbir şekilde delil olamazken, kişinin bizzat maruz kaldığı bir olayı — başka türlü kanıtlama imkânı bulunmayan ani ve istisnai durumlarda — kendi cihazıyla kaydetmesi hukuka aykırı delil sayılmayabilir.
Aynı ilke müşterek konutta (evlilik birliği içinde paylaşılan yaşam alanında) bulunan belge, mektup veya günlük gibi deliller için de geçerlidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.2002 tarihli, 2002/2-617 E. – 2002/648 K. sayılı kararında, eşlerden birinin müşterek konutta bulduğu bir belgenin hukuka aykırı yollardan ele geçirilmiş sayılamayacağı ilkesi benimsenmiştir. WhatsApp veya SMS yazışmaları bakımından belirleyici olan ise yazışmanın karşı tarafça bizzat gönderilmiş olması ve davacının bunu kendi cihazından, üçüncü kişinin gizliliğini ihlal etmeden elde etmesidir; bu koşullarda ekran görüntüleri delil olarak sunulabilir. Delilin hukuka uygunluğu her olayda somut duruma göre değerlendirildiğinden, elinizdeki kayıt veya yazışmaların usulüne uygun sunulması için dava açmadan önce hukuki destek almanız önerilir.
6284 Sayılı Kanun Kapsamındaki Tedbir Kararı, TMK 162 Davasını Etkiler mi?
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında alınan koruyucu/önleyici tedbir kararı (örneğin uzaklaştırma) ile TMK m. 162’ye dayalı boşanma davası, birbirinden bağımsız iki ayrı hukuki yoldur. 6284 sayılı Kanun, şiddet mağdurunu hızlı biçimde koruma altına almayı amaçlayan idari/adli bir tedbir mekanizmasıdır ve tek başına boşanmayı sonuçlandırmaz; başvuru sırasında beyan esas alınabildiğinden, tedbir kararının varlığı aile mahkemesince TMK 162 davasında otomatik bir delil olarak kabul edilmez. Buna karşılık, tedbir dosyasındaki somut unsurlar — darp raporu, kolluk tutanağı, şikâyet dilekçesi, tanık beyanı gibi — boşanma davasında ayrıca delil olarak sunulabilir ve mahkeme bunları kendi ispat standardına göre değerlendirir. Bu nedenle, aynı olaylara dayanarak hem 6284 tedbiri talep etmek hem de TMK 162’ye dayalı boşanma davası açmak mümkün ve uygulamada sık görülen bir stratejidir.
IX. Terditli Dava: TMK 162 ile TMK 166’nın Birlikte İleri Sürülmesi
Uygulamada davacılar sıklıkla “öncelikle TMK m. 162, kabul edilmezse evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1)” şeklinde kademeli (terditli) dava açar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 111. maddesi bu davayı, “davacının aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslîlik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi” olarak tanımlar; mahkeme, asıl talebi esastan reddetmedikçe fer’î talebi inceleyip hükme bağlayamaz.
Bu sıralamanın önemi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin çok güncel 03.11.2025 tarihli, 2025/2727 E. – 2025/9281 K. sayılı kararında açıkça ortaya konmuştur. Davalı-davacı kadın, dilekçesinde önce TMK m. 161 (zina), olmadığı takdirde TMK m. 162 (pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış), olmadığı takdirde TMK m. 166 (evlilik birliğinin sarsılması) sebeplerine terditli olarak dayanmıştır. Erkeğe yüklenen “hakaret ve fiziksel şiddet” vakıalarının kadın bakımından onur kırıcı davranış niteliğinde olduğu anlaşılmasına rağmen, ilk derece mahkemesi doğrudan TMK m. 166’ya dayalı olarak boşanmaya karar vermiştir. Yargıtay, öncelik sırasına uyulmadığını, kadının karşı davası yönünden her şeyden önce TMK 162’ye göre karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuş; aynı kararda ayrıca kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının, tarafların ekonomik-sosyal durumu ve kusur dereceleri gözetildiğinde az bulunduğuna hükmedilmiştir.
İki hukuki sebep arasındaki temel farklar şu şekildedir:
| Özellik | TMK m. 162 (Hayata Kast, Pek Kötü / Onur Kırıcı Davranış) | TMK m. 166/1 (Evlilik Birliğinin Sarsılması) |
|---|---|---|
| Boşanma sebebi türü | Özel ve mutlak boşanma sebebi | Genel boşanma sebebi |
| Hâkimin takdir yetkisi | Yok — şartlar oluşunca boşanmaya karar verilir | Var — evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği değerlendirilir |
| Süre sınırı | 6 ay (öğrenme) / 5 yıl (mutlak) hak düşürücü süre | Süre sınırı yoktur |
| Affetme etkisi | Af, dava hakkını tamamen ortadan kaldırır (TMK m. 162/son) | Ayrı bir af kurumu yok; olay kusur değerlendirmesine dahil edilebilir |
| Mal rejimine etkisi | Hayata kast hâlinde kusurlu eşin artık değer payı azaltılabilir/kaldırılabilir (TMK m. 236/2) | TMK m. 236/2 kapsamı dışında |
Terditli davanın bir diğer usuli sonucu, asıl ve fer’î taleplerden birinin sonradan konusuz kalmasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.05.2022 tarihli, 2022/2841 E. – 2022/4456 K. sayılı kararında, kadının TMK m. 162’ye dayalı davası ile erkeğin TMK m. 166/1-2’ye dayalı davası birlikte görülmüş; erkeğin davasına ilişkin boşanma hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşince, kadının TMK 162’ye dayalı davasının konusuz kaldığı kabul edilmiş, bu durumda mahkemenin davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama giderleri hakkında karar vermesi gerektiğine (HMK m. 331/1) hükmedilmiştir.
X. Karşılıklı Boşanma Davalarında Kusurun Bir Arada Değerlendirilmesi
Uygulamada her iki eş de birbirine karşı ayrı ayrı boşanma davası açabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04.10.2017 tarihli, 2016/4852 E. – 2017/10559 K. sayılı kararına konu olayda kadın, TMK m. 166/1 ve yargılama sırasında TMK m. 162’ye dayalı dava açmış; erkek ise TMK m. 161 (zina) sebebiyle karşı dava açmıştır. Ceza mahkemesinde erkeğin kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs fiilinin sabit görülerek 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edildiği, bu hâliyle erkeğin hayata kast ve pek fena muamele eyleminde bulunduğu tespit edilmiştir.
Yargıtay’ın bu kararda vurguladığı ilke şudur: evlilik birliği sona erinceye kadar açılmış tüm boşanma davalarındaki kusurlar birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranı bir kez belirlenmeli, buna göre maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası konularında her taraf için tek bir hüküm kurulmalıdır (TMK m. 4, 174/1-2, 175). Mahkemenin her dava türü için ayrı ayrı kusur belirleyip ayrı ayrı tazminat hükmü kurması, bu ilkeye aykırı bulunarak bozma sebebi yapılmıştır.
XI. Mal Rejiminde Kusurlu Eşin Payının Azaltılması (TMK m. 236/2)
Hayata kast, boşanmanın mal paylaşımı sonuçlarını da etkileyebilir. TMK m. 236/2 şu şekildedir:
“Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”
Bu maddenin uygulama alanı sanıldığından dardır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 23.05.2019 tarihli, 2016/19287 E. – 2019/5440 K. sayılı kararına konu olayda (bkz. II. başlık), taraflar Almanya’da yaşarken kadının erkeğin hayatına kastetmesi sebebiyle boşanmışlardır. Erkeğin daha sonra Türkiye’de açtığı mal rejimi tasfiyesi davasında mahkeme, TMK m. 236/2’yi uygulayarak kadının artık değer payının tamamen kaldırılmasına karar vermiş; ancak Yargıtay, TMK m. 236/2’nin yalnızca edinilmiş mallara katılma rejimindeki “artık değere katılma alacağı” için uygulanabileceğini, mal ayrılığı rejimindeki katkı payı alacağı veya değer artış payı alacağının (TMK m. 227) bu maddenin kapsamı dışında kaldığını belirterek, öncelikle katılma alacağının miktarının belirlenmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Maddenin kapsamı, kime karşı işlenen eylemleri kapsadığı bakımından da sınırlıdır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 14.11.2018 tarihli, 2016/15105 E. – 2018/18680 K. sayılı kararına konu olayda, davacının müşterek çocuklarını binadan aşağı atarak öldürdüğü gerekçesiyle yerel mahkeme, TMK m. 236/2’deki “hayata kast” teriminin müşterek çocuğa yapılan eylemi de kapsayacağını kabul ederek katılma alacağının tamamını kaldırmıştır. Yargıtay bu yorumu bozmuş; TMK m. 236/2’nin uygulanabilmesi için hayata kast eyleminin, boşanmanın TMK m. 162/1 gereğince gerçekleşmesi ve eşlerden birinin diğer eşe karşı işlenmesi gerektiğini, çocuğa yönelik eylemin bu maddenin kapsamına girmeyeceğini vurgulamıştır.
XII. Tazminat ve Yoksulluk Nafakasına Etkisi
TMK m. 174 uyarınca kusursuz veya daha az kusurlu eş maddi ve manevi tazminat, TMK m. 175 uyarınca ise yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eş yoksulluk nafakası talep edebilir. TMK 162’ye dayalı bir boşanma kararının kesinleşmesi, kusur değerlendirmesi bakımından da bağlayıcı sonuç doğurur.
Bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.01.2008 tarihli, 2008/2-51 E. – 2008/87 K. sayılı kararında açıkça ortaya konmuştur. Olayda, erkeğin “hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış” sebebine dayalı boşanma davası kabul edilerek kesinleşmiş; kadının ayrıca açtığı tedbir nafakası davasında yerel mahkeme, kadının yoksulluk nafakası talebi olmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 162 uyarınca boşanma kararı kesinleştiğinde kusurun tamamının davalı eşte olduğunun kabul edilmiş sayılacağını ve ayrıca bir kusur değerlendirmesi yapılamayacağını vurgulamış; kusuru tam olan eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceğine hükmederek yerel mahkemenin direnme kararını onamıştır. Bu karar, TMK 162 kapsamında tam kusurlu bulunan eşin yoksulluk nafakası talep edemeyeceğini üst mahkeme düzeyinde teyit etmesi bakımından önemlidir.
XIII. Dava Sürerken Eşin Ölümü Halinde Mirasçıların Durumu (TMK m. 181/2)
TMK m. 181/2, boşanma davası devam ederken davacı eşin ölümü hâlinde, mirasçılarına davalının kusurunu tespit ettirmek amacıyla davayı sürdürme imkânı tanır. Bu tespitin önemi, TMK m. 181/1 uyarınca kusurlu ve mirasçı olarak kalan eşin, ölen eşin mirasından belirli haklardan (örneğin TMK m. 578 uyarınca mirastan yoksunluk) mahrum kalabilmesidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 26.05.2010 tarihli, 2009/8491 E. – 2010/10250 K. sayılı kararında önemli bir usul ilkesi netleştirilmiştir: TMK m. 181/2’nin uygulanması için davalının kusurunun “tam” veya “ağır” kusur olması zorunlu değildir; boşanmayı sağlayacak nitelikte bir kusurun ispatlanmış olması yeterlidir. Somut olayda davalının, kocasının yüzüne tükürdüğü, ağır sözlerle hakaret ettiği ve ona müessir fiilde bulunduğu, bu eylem nedeniyle ayrıca ceza mahkemesinde kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunduğu tespit edilmiştir. Yerel mahkemenin “davalının tam kusurlu bulunmasının mümkün olmadığı” gerekçesiyle kusur tespitini reddetmesi, bu ilkeye aykırı bulunarak bozulmuştur.
XIV. Görevli ve Yetkili Mahkeme
TMK 162’ye dayalı boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesi, yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en az altı aydan beri birlikte oturulan yer mahkemesidir (TMK m. 168). Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, bu sıfatla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesinde açılır. Bu düzenleme davacıya seçimlik bir yetki tanır; özellikle eşler ayrı şehirlerde yaşıyorsa, delillerin (tanık, sağlık raporu, ceza dosyası) hangi yerde toplanmasının daha kolay olacağı da mahkeme seçiminde pratik bir kriterdir.
XV. Kullanılan Yargıtay Kararlarının Özet Tablosu
Bu yazıda değerlendirilen 18 kararın esas/karar numaraları ve konu başlıkları aşağıdaki tabloda toplu olarak listelenmiştir:
| Daire | Esas / Karar No | Tarih | Konu |
|---|---|---|---|
| Hukuk Genel Kurulu | 2002/2-617 E. – 2002/648 K. | 25.09.2002 | Müşterek konutta bulunan bir belgenin ele geçirilmesi hukuka aykırı delil oluşturmaz. |
| Hukuk Genel Kurulu | 2008/2-51 E. – 2008/87 K. | 30.01.2008 | Kusur tam kabul edilince ayrıca değerlendirme yapılamaz, yoksulluk nafakasına hükmedilmez. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2009/8491 E. – 2010/10250 K. | 26.05.2010 | TMK 181/2 uyarınca davacının ölümü hâlinde mirasçıların davayı sürdürebilmesi için davalının kusurunun tam veya ağır olması gerekmez. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2010/19008 E. – 2010/20597 K. | 08.12.2010 | Ceza mahkemesinin maddi olayı tespit eden kesinleşmiş kararı hukuk hâkimini bağlar. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2010/13696 E. – 2011/16296 K. | 19.10.2011 | Eşini bıçakla yaralama suçundan açılan ceza davasının sonucu beklenmeden boşanma davasında hüküm kurulamaz. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2014/11559 E. – 2014/22133 K. | 10.11.2014 | Eşine bir kez tokat atmak TMK 162 kapsamında ağır derecede davranış sayılmaz ve dava TMK 166 üzerinden değerlendirilir. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2015/13666 E. – 2016/4293 K. | 07.03.2016 | Süreklilik gösteren fiziksel şiddet ve küfür pek fena muamele oluşturur. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2015/13850 E. – 2016/5358 K. | 17.03.2016 | Sürekli ve ağır fiziki şiddet uygulayan ve bu nedenle ceza mahkemesinde mahkûm olan eşin davranışı pek kötü muamele oluşturur. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2015/14215 E. – 2016/4389 K. | 07.03.2016 | Olaydan sonra evlilik birliğinin uzun süre devam etmesi, o olayın affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı anlamına gelir ve kusur olarak yüklenemez. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2016/4852 E. – 2017/10559 K. | 04.10.2017 | Karşılıklı açılan boşanma davalarındaki tüm kusurlar bir arada değerlendirilerek taraflar için tek bir kusur oranı belirlenmelidir. |
| 8. Hukuk Dairesi | 2016/15105 E. – 2018/18680 K. | 14.11.2018 | TMK 236/2’deki hayata kast terimi yalnızca eşe yönelik eylemleri kapsar, müşterek çocuğa yönelik eylemi kapsamaz. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2018/5581 E. – 2018/14485 K. | 13.12.2018 | Eşinden boşanmadan gelinlik giyip düğün yapması ve bu fotoğrafların sosyal medyada paylaşılması onur kırıcı davranış oluşturur. |
| 8. Hukuk Dairesi | 2016/19287 E. – 2019/5440 K. | 23.05.2019 | TMK 236/2 yalnızca edinilmiş mallara katılma rejimindeki artık değere katılma alacağı için uygulanır, katkı payı alacağını kapsamaz. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2019/3272 E. – 2019/7396 K. | 19.06.2019 | Eşine sürekli fiziksel şiddet uygulamak pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış oluşturur. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2020/4327 E. – 2020/5005 K. | 22.10.2020 | Eşinin kafasını duvarlara vurmak pek kötü muamele sebebiyle boşanma sebebi oluşturur. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2022/2841 E. – 2022/4456 K. | 16.05.2022 | TMK 166’ya dayalı boşanma hükmü kesinleşince TMK 162’ye dayalı dava konusuz kalır ve yalnızca yargılama gideri hakkında karar verilir. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2024/8642 E. – 2025/4989 K. | 13.05.2025 | Fiziksel şiddet olmadan ısrarlı ağır hakaret ve beddua tek başına onur kırıcı davranış oluşturur. |
| 2. Hukuk Dairesi | 2025/2727 E. – 2025/9281 K. | 03.11.2025 | Terditli davada mahkeme önce TMK 162’yi değerlendirmeden TMK 166’ya göre karar veremez. |
Sık Sorulan Sorular
Sadece tehditte bulunmak hayata kast sayılır mı?
Hayır. Hayata kastın oluşması için failin kasten hareket etmesi, yani somut ve ciddi bir ölüm tehlikesi yaratacak şekilde davranmış olması gerekir. Yalnızca sözlü tehdit, bu somut eylem unsuru gerçekleşmediği sürece tek başına hayata kast sayılmaz; ancak süreklilik ve ciddiyet taşıyorsa onur kırıcı davranış veya evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166) kapsamında değerlendirilebilir.
Tek bir tokat veya tek bir hakaret TMK 162 kapsamında boşanma sebebi sayılır mı?
Kural olarak hayır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2014/11559 E. – 2014/22133 K. sayılı kararında, eşine bir kez tokat atan kocanın bu davranışı TMK 162 anlamında “ağır derecede” kabul edilmemiştir. Tek seferlik ve düşük yoğunluklu davranışlar genellikle evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166) kapsamında değerlendirilir; TMK 162 için davranışın ağırlık ve süreklilik taşıması aranır.
Eşimin kötü davranışını affettim veya hoşgörüyle karşıladım, sonra dava açabilir miyim?
Affettiğiniz veya hoşgörüyle karşıladığınız olaya dayanarak TMK 162’ye göre dava açamazsınız (TMK m. 162/son). Yargıtay 2015/14215 E. – 2016/4389 K. sayılı kararında, olaydan sonra evlilik birliğinin uzunca süre devam etmesi hoşgörü/af olarak kabul edilmiş ve dava reddedilmiştir. Ancak af, yalnızca affedilen olaya ilişkindir; affetmeden sonra yeni bir ağır davranış gerçekleşirse bu yeni olay için dava hakkınız etkilenmez.
TMK 162 davası ile TMK 166 davası neden birlikte açılır?
TMK 162’nin “ağır derecede” şartı ispatlanamazsa dava tamamen reddedilebilir; bu riski azaltmak için davacılar HMK m. 111 uyarınca terditli dava açar: önce TMK 162, kabul edilmezse TMK 166/1. Yargıtay 2025/2727 E. – 2025/9281 K. sayılı güncel kararında mahkemenin bu öncelik sırasına uyması gerektiği, önce TMK 162’nin değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar onur kırıcı davranış sayılır mı?
Somut olayın niteliğine göre evet sayılabilir. Yargıtay 2018/5581 E. – 2018/14485 K. sayılı kararında, eşinden boşanmadan gelinlik giyip fotoğraf çektiren ve bu fotoğrafları sosyal ortamda paylaşılan kadının davranışı, diğer eş bakımından onur kırıcı davranış kabul edilmiştir.
Ceza mahkemesindeki mahkumiyet veya beraat kararı boşanma davasını etkiler mi?
Evet. Borçlar Kanunu m. 53 uyarınca ceza mahkemesinin maddi olayı tespit eden kesinleşmiş kararı hukuk hâkimini bağlar (Yargıtay 2010/19008 E. – 2010/20597 K.). Boşanma davasına konu eylem hakkında henüz sonuçlanmamış bir ceza davası varsa, mahkemenin bu davanın sonucunu beklemesi gerekir (Yargıtay 2010/13696 E. – 2011/16296 K.).
TMK 162 nedeniyle boşanma mal paylaşımını nasıl etkiler?
Hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin edinilmiş mallara katılma rejimindeki artık değer payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir (TMK m. 236/2). Ancak Yargıtay içtihadına göre bu yaptırım yalnızca eşe yönelik hayata kast eylemlerinde uygulanır, katkı payı alacağını kapsamaz ve müşterek çocuğa yönelik eylemleri içermez (Yargıtay 2016/19287 E. – 2019/5440 K.; 2016/15105 E. – 2018/18680 K.).
Dava devam ederken eşim ölürse dava sona erer mi?
Davacı eş ölürse mirasçıları, davalının kusurunu tespit ettirmek amacıyla davayı sürdürebilir (TMK m. 181/2). Bunun için davalının kusurunun tam veya ağır olması şart değildir; boşanmayı sağlayacak nitelikte bir kusurun ispatlanmış olması yeterlidir (Yargıtay 2009/8491 E. – 2010/10250 K.).
Her iki eş de kusurluysa TMK 162’ye dayalı dava açılabilir mi?
Evet, her iki eş de birbirine karşı ayrı dava açabilir. Yargıtay 2016/4852 E. – 2017/10559 K. sayılı kararına göre, evlilik birliği sona erinceye kadar açılan tüm davalardaki kusurlar birlikte değerlendirilerek taraflar için bir kez kusur oranı belirlenmeli, tazminat ve nafaka buna göre tek bir hükümle karara bağlanmalıdır.
TMK 162 davasında görevli ve yetkili mahkeme neresidir?
Görevli mahkeme aile mahkemesidir (aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla görev yapar). Yetkili mahkeme ise TMK m. 168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en az altı aydan beri birlikte oturulan son adresin bağlı olduğu mahkemedir; davacı bu seçenekler arasında dilediğini tercih edebilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, aile hukuku başta olmak üzere dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

