İçindekiler
Müstehcenlik suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 226. maddesinde düzenlenen ve genel ahlaka karşı suçlar bölümünün en kapsamlı hükmüdür. Yedi fıkradan oluşan madde, müstehcen ürünlerin çocuklara ulaştırılmasından üretimine, ticari yayılımından basın-yayın yoluyla yayınlanmasına kadar geniş bir davranış yelpazesini cezalandırır ve fiilin ağırlığına göre altı aydan on yıla kadar değişen cezalar öngörür.
Madde, bölümün hem en ağır cezalarını hem de en hassas düzenlemelerini içerir. Bu nedenle bu yazı boyunca içerik yalnızca hukuki unsur, ceza ve usul düzeyinde kalmakta; müstehcen içeriğin niteliğine, üretimine, dağıtımına veya erişimine ilişkin hiçbir betimleme, örnek ya da varsayımsal senaryo kullanılmamaktadır. Kanun metninin kendisi de bu soyutluğu koruduğundan, anlatım aynı soyutluk düzeyinde tutulmuştur. Üçüncü ve beşinci fıkralar ele alınırken odak noktası daima çocuğun korunmasıdır.
Müstehcenlik Suçu Nedir? (TCK 226)
Müstehcenlik suçu, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerle ilgili çeşitli fiilleri cezalandıran, çok fıkralı ve karmaşık bir suç tipidir. Maddenin yapısı, fiilin muhatabına (çocuk-yetişkin), işleniş biçimine (bireysel verme, alenen sergileme, basın-yayın yoluyla yayınlama) ve ürünün niteliğine (üretimde çocuk kullanılması, sapkın içerik) göre farklı ceza aralıkları öngörecek biçimde kademelendirilmiştir.
Bu kademelenme, maddeyi tek bir suç olarak değil, ortak bir başlık altında toplanmış birbiriyle bağlantılı birden fazla suç tipi olarak okumayı gerektirir. Aşağıda her fıkrayı ayrı ayrı ele alıyor; özellikle çocukların korunmasına ilişkin üçüncü ve beşinci fıkralar ile sanat özgürlüğüne ilişkin yedinci fıkra üzerinde ayrıntılı olarak duruyoruz.
Müstehcenlik Suçunda Korunan Hukuki Değer ve Müstehcenlik Ölçütü
Müstehcenlik suçuyla korunan hukuki değer, öncelikle toplumun genel ahlak anlayışı ve özellikle çocukların sağlıklı gelişimidir. Bu yönüyle müstehcenlik, aynı alt grupta yer aldığı hayasızca hareketler suçu (TCK 225) ile ortak bir genel ahlak zemini paylaşır; ancak müstehcenlik, hem çok daha kapsamlı bir fiil yelpazesini hem de çok daha ağır cezaları içerir. Madde, bir yandan toplumun ortak edep ve hayâ duygusunu, diğer yandan çocukların müstehcen içeriklerden ve bu içeriklerin üretiminde araç olarak kullanılmaktan korunmasını amaçlar. Üçüncü fıkradaki ağır ceza, bu ikinci amacın kanun koyucu tarafından ne denli önemsendiğini gösterir.
Bir içeriğin “müstehcen” sayılıp sayılmayacağı değerlendirmesi, toplumun belli bir kesiminin değil, genel kabul görmüş ortak değerlerin ve demokratik toplum düzeninin ölçü alınmasıyla yapılır. Bu değerlendirme nesnel bir çerçeveye dayanır; kişisel beğeni ya da belirli bir grubun hassasiyeti tek başına belirleyici değildir. Öğretide ve uygulamada, rızaya dayalı ve yalnızca yetişkinler arasında kalan özel içerik paylaşımının, kural olarak bu madde kapsamında değerlendirilmediği kabul edilmektedir. Bu husus, çocukların korunmasına ilişkin fıkralarla karıştırılmaması gereken ayrı bir kategoridir.
Müstehcenlik Suçunda Fıkralara Göre Ceza Kademelenmesi
Aşağıdaki tablo, maddenin fıkralarını ve öngördüğü ceza aralıklarını özetlemektedir. Tablo, maddenin nasıl kademelendirildiğini bir bakışta görmeyi sağlar.
| Fıkra | Konu | Ceza |
|---|---|---|
| 1. fıkra (a-f) | Çocuğa verme, alenen sergileme, ticari arz, reklam gibi temel seçimlik hareketler | 6 ay – 2 yıl hapis + adli para cezası |
| 2. fıkra | Basın ve yayın yoluyla yayınlama veya aracılık | 6 ay – 3 yıl hapis + 5.000 güne kadar adli para cezası |
| 3. fıkra (1. cümle) | Üretimde çocukların/çocuk görünümlü kişilerin kullanılması | 5 – 10 yıl hapis + adli para cezası |
| 3. fıkra (2. cümle) | Bu ürünleri ülkeye sokma, çoğaltma, satma, nakletme, bulundurma vb. | 2 – 5 yıl hapis + adli para cezası |
| 4. fıkra | Şiddet, hayvan, ölü beden veya doğal olmayan içerikli ürünler | 1 – 4 yıl hapis + adli para cezası |
| 5. fıkra | 3 ve 4. fıkra ürünlerini yayınlama veya çocukların erişimine sunma | 6 – 10 yıl hapis + adli para cezası |
| 6. fıkra | Tüzel kişilere güvenlik tedbiri | Güvenlik tedbiri |
| 7. fıkra | Bilimsel, sanatsal ve edebi eser istisnası | Madde uygulanmaz (koşullu) |
Birinci Fıkra: Temel Seçimlik Hareketler
Maddenin birinci fıkrası, (a) ilâ (f) bentlerinde altı ayrı seçimlik hareket sayar ve bunları altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırır. Bu bentler sırasıyla şunları kapsar: bir çocuğa müstehcen ürün verme veya içeriğini gösterme/okutma; bu içerikleri çocukların girebileceği yerlerde ya da alenen sergileme; içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz etme; satışa mahsus yerler dışında satma veya kiralama; başka mal veya hizmet satışı yanında bedelsiz verme veya dağıtma; ve bu ürünlerin reklamını yapma.
Bu altı bent, ortak bir mantığı yansıtır: müstehcen ürünlerin çocuklara ulaşmasını ve toplum içinde denetimsiz biçimde yayılmasını önlemek. Bentlerin bir kısmı doğrudan çocuğun korunmasına (a ve b bentleri), bir kısmı ise ticari yayılımın denetlenmesine (c, d, e ve f bentleri) yöneliktir. Fıkrada sayılan hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmesi suçun oluşması için yeterlidir.
İkinci Fıkra: Basın ve Yayın Yoluyla Yayınlama
İkinci fıkra, müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yoluyla yayınlanmasını ya da yayınlanmasına aracılık edilmesini, altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırır. Bu fıkra, birinci fıkraya göre daha geniş bir yayılım imkânı sunan basın-yayın araçlarının kullanılmasını, kendi başına ayrı ve daha ağır bir seçimlik hareket olarak düzenler.
Burada dikkat edilmesi gereken bir teknik nokta vardır: TCK’nın bazı bölümlerinde yer alan basın-yayın yoluyla işlemeye ilişkin genel artırım hükmü (md. 218), yalnızca ilgili bölüme (kamu barışına karşı suçlar) özgüdür ve müstehcenlik suçu bakımından uygulanmaz. Müstehcenlikte basın-yayın boyutu, ayrı bir genel artırım olarak değil, doğrudan ikinci fıkradaki bağımsız suç tipi olarak düzenlenmiştir.
Üçüncü Fıkra: Çocukların Korunması ve En Ağır Hâl
Üçüncü fıkra, maddenin ve bütün bölümün en ağır ve en hassas düzenlemesidir. Fıkranın varlık nedeni, çocukların en temel biçimde korunmasıdır; kanun koyucu, bu alanda toplumun en yüksek düzeyde korumayı hak ettiğini kabul etmiş ve bölümün en ağır cezasını buraya bağlamıştır. Fıkra iki ayrı davranış grubunu, iki farklı ceza rejimine tabi tutar.
Üretim aşaması: Müstehcen ürünlerin üretiminde çocukların, temsili çocuk görüntülerinin veya çocuk gibi görünen kişilerin kullanılması, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasını gerektirir. Bu, bölümün en ağır ceza aralığıdır ve doğrudan çocuğun bir suçun konusu hâline getirilmesini hedef alır.
Sonraki aşamalar: Bu ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa arzı, satımı, nakli, depolanması, ihracı, bulundurulması veya başkalarının kullanımına sunulması ise iki yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezasıyla, yani bir derece daha hafif bir rejimle cezalandırılır. Buradaki temel ayrım, üretim (çocuğun doğrudan araç olarak kullanıldığı en ağır fiil) ile üretim sonrası yayılım aşamaları arasındaki ceza farkıdır.
Bu iki aşama arasındaki ilişki ve ceza farkı, uygulamada önemli bir içtima tartışmasına yol açar: aynı kişinin hem üretim hem de sonraki aşama fiillerini gerçekleştirdiği hâllerde bu fiillerin nasıl değerlendirileceği, Yargıtay içtihadında ele alınmış bir konudur. Bu tür durumlarda, fiillerin bağımsız suçlar mı oluşturduğu yoksa aralarında fikri içtima ilişkisi mi bulunduğu, somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Bu husus, cezanın belirlenmesini doğrudan etkilediği için titizlikle incelenmelidir.
Vurgulanması gereken nokta, bu fıkranın odak noktasının daima çocuğun korunması olduğudur. Kanun, çocuğun bir müstehcen ürünün konusu hâline getirilmesini en ağır haksızlıklardan biri olarak görür; bu nedenle öngörülen ceza aralığı, bölümdeki diğer bütün fiillerden yüksektir. Halk arasında “çocuk pornografisi” olarak anılan fiiller, TCK terminolojisinde bu fıkra kapsamında “üretiminde çocukların kullanılması” ve ilgili yayılım fiilleri olarak düzenlenmiştir.
Dördüncü ve Beşinci Fıkralar
Dördüncü fıkra, şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişiyi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve adli para cezasıyla cezalandırır. Bu fıkra, içeriğin niteliği bakımından ayrı ve ağırlaştırılmış bir kategori oluşturur.
Beşinci fıkra, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yoluyla yayınlayan, yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişiyi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve adli para cezasıyla cezalandırır. Bu, bölümün en ağır ikinci ceza aralığıdır ve özellikle çocukların bu tür içeriklere erişiminin engellenmesini hedefler.
Altıncı fıkra ise, bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını öngörür. Bu, cezanın yalnızca gerçek kişilere değil, suçun işlenmesinde araç olan tüzel kişilere de bir yaptırım olarak yansıtılmasını sağlar.
Yedinci Fıkra: Bilimsel, Sanatsal ve Edebi Eser İstisnası
Yedinci fıkra, maddenin en tartışmalı ve akademik açıdan en değerli hükmüdür. Bu fıkraya göre madde hükümleri, bilimsel eserler hakkında tam olarak; sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında ise üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla uygulanmaz. Bu, iki kademeli bir istisnadır.
- Bilimsel eserler: Tam istisna. Bilimsel bir eser, müstehcenlik suçu bakımından değerlendirmeye tabi tutulmaz.
- Sanatsal ve edebi eserler: Koşullu (kısmi) istisna. İki koşul birlikte aranır: (1) üçüncü fıkra kapsamındaki fiiller (çocukların kullanılması) istisnadan yararlanamaz; (2) eserin çocuklara ulaşması engellenmiş olmalıdır.
Bu istisna, ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü ve basın özgürlüğü ile genel ahlakın korunması arasındaki dengeyi kurar. İstisnanın somut ve doğrulanmış bir anayasal boyutu da bulunmaktadır: Anayasa Mahkemesi, bir edebi eserin müstehcenlik gerekçesiyle yargılanmasına ilişkin bireysel başvuruda, bu yargılamanın ifade, sanat ve basın özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu değerlendirmede; eserin sanatsal bağlamının, yazarın kimliğinin, eserin yazılma amacının ve hitap ettiği kitlenin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu ölçütler, bir eserin sanatsal-edebi değeri taşıyıp taşımadığının nasıl belirleneceği bakımından yol göstericidir.
Bu fıkra, hukuka uygunluk ve cezalandırılamama alanına ilişkin tartışmalarla da yakından bağlantılıdır; ceza sorumluluğunu etkileyen durumlar için hukuka uygunluk nedenleri yazımıza bakabilirsiniz. Somut bir eserin bu istisnadan yararlanıp yararlanamayacağı, yukarıdaki ölçütler ışığında ve her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirilir; bu nedenle bu alandaki bir isnatta uzman bir hukuki değerlendirme büyük önem taşır.
Müstehcenlik Suçunda Manevi Unsur ve İçtima
Müstehcenlik suçu yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, ürünün müstehcen niteliğini bilerek ve ilgili fiili (verme, sergileme, üretme, bulundurma vb.) isteyerek gerçekleştirmesi gerekir. Suç, sırf tehlike suçu niteliğindedir; yani belirli bir zararın doğması aranmaz, davranışın kendisinin taşıdığı tehlike cezalandırma için yeterlidir.
İçtima bakımından madde zengin bir tartışma alanı sunar. Üçüncü fıkradaki üretim ile sonraki aşamalar arasındaki ilişki, aynı ürünlerle işlenen birden fazla fiilin tek suç mu yoksa ayrı suçlar mı oluşturduğu, farklı fıkralar kapsamındaki fiillerin bir arada işlenmesi gibi durumlar, suçların içtimaı kurallarına göre çözülür. Bu değerlendirmeler cezanın belirlenmesinde doğrudan etkili olduğundan, somut olayda titizlikle ele alınmalıdır.
Rızaya Dayalı Yetişkin İçeriği ile Çocuklara İlişkin Kategorilerin Ayrımı
Müstehcenlik suçu bakımından okuyucuların en çok kaygı duyduğu ve en çok karıştırdığı konu, farklı içerik kategorileri arasındaki hukuki ayrımdır. Bu ayrım maddenin doğru anlaşılması için belirleyicidir ve kategorilerin birbirine karıştırılmaması gerekir.
Bir yanda, öğretide ve uygulamada kural olarak bu madde kapsamında değerlendirilmeyen, rızaya dayalı ve yalnızca yetişkinler arasında kalan özel içerik bulunur. Diğer yanda ise kanunun çok daha ağır cezalandırdığı, üçüncü fıkra kapsamındaki (üretiminde çocukların kullanıldığı) ve dördüncü fıkra kapsamındaki (şiddet, hayvan, ölü beden veya doğal olmayan içerikli) kategoriler yer alır. Bu iki grup, hem korunan değer hem de öngörülen ceza bakımından tamamen farklıdır; birinin diğeriyle aynı düzlemde değerlendirilmesi hukuken doğru değildir.
Bu ayrımın kaygıyla arama yapan okuyucular için önemi büyüktür: bir soruşturmanın konusunun hangi kategoriye girdiği, uygulanacak fıkrayı, ceza aralığını ve sürecin ağırlığını doğrudan belirler. Somut bir olayda içeriğin hangi kategoriye girdiğinin değerlendirilmesi teknik bir hukuki analiz gerektirir ve mutlaka bir avukatla birlikte yapılmalıdır.
Müstehcenlik Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Müstehcenlik suçu resen soruşturulur; soruşturmanın başlaması için şikâyet aranmaz ve suç uzlaştırma kapsamında değildir. Bu, suçun topluma karşı işlenen bir suç olmasının doğal sonucudur.
Görevli mahkeme, kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Ancak üçüncü fıkranın birinci cümlesinde öngörülen cezanın üst sınırının on yıla ulaşması ve beşinci fıkradaki cezanın da on yıla kadar çıkması nedeniyle, bu ağır hâllerde görevli mahkemenin belirlenmesi somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir; zira ağır ceza mahkemesinin görevi kural olarak üst sınırı on yılı aşan suçlar bakımından söz konusudur. Bu nedenle görev konusu, her dosyada dikkatle incelenmesi gereken bir husustur.
Dava zamanaşımı bakımından madde ikili bir yapı gösterir: üçüncü fıkranın ilk cümlesi (üretim) ve beşinci fıkra bakımından zamanaşımı on beş yıl; diğer müstehcenlik hâlleri bakımından ise sekiz yıldır. Bu ayrım, ağır hâllerin daha uzun süre kovuşturulabilmesini sağlar. Dava zamanaşımı sürelerinin hesabında, zamanaşımını kesen ve durduran işlemler de dikkate alınır.
Ceza aralığı görece düşük olan hâllerde (özellikle birinci ve dördüncü fıkra) koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi gibi kurumlar gündeme gelebilir; buna karşılık üçüncü ve beşinci fıkradaki ağır hâllerde ceza aralığı yüksek olduğundan bu kurumların uygulanma imkânı çok sınırlıdır. Bu suç tipinde soruşturmanın merkezinde çoğu kez dijital deliller yer alır; bu delillerin hukuka uygun biçimde elde edilmiş olması, yargılamanın seyri bakımından belirleyici bir usul meselesidir. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağı ilkesi, bu tür dosyalarda titizlikle değerlendirilir.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da müstehcen yayınlara ilişkin hükümler bulunuyordu; ancak bu düzenlemeler, günümüzdeki kadar ayrıntılı bir kademelenme içermiyordu. Yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 226. maddesi, özellikle çocukların korunmasına ilişkin fıkralarıyla ve dijital çağın gereksinimlerini karşılayan geniş fiil tanımlarıyla, eski düzenlemeden belirgin biçimde ayrılır.
Maddenin yürürlük tarihinden bu yana geçirdiği en önemli gelişme, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki çocukların korunması ve ürün niteliğine göre ağırlaştırma rejiminin güçlendirilmesi olmuştur. Bu evrim, kanun koyucunun çocukların korunmasına verdiği önemin zaman içinde arttığını gösterir. Eski tarihli olaylarda hangi kanunun uygulanacağı, lehe kanun değerlendirmesi bakımından önem taşıyabilir; ancak günümüzde işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm, yürürlükteki 226. maddedir.
Müstehcenlik Suçu Hakkında Yargıtay Karar Analizleri
Web Sitesinde Müstehcen İçerik Yayınlanmasında Suç Vasıflandırması: TCK m. 226/2 ve TCK m. 226/5 Ayrımı
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2020/14876 E. – 2021/8692 K., 10.03.2021 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında sahibi olduğu web sitesi üzerinden müstehcen görüntüler yayınladığı gerekçesiyle TCK m. 226/5 maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilmiştir. Sanık müdafiinin temyizi üzerine inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesi; yetkili kurul raporuna göre görüntülerde çocukların kullanılmadığı, şiddet, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar içermediğinin tespit edilmesi karşısında, eylemin TCK m. 226/2 uyarınca cezalandırılması gerektiğini belirterek suç vasfında hataya düşülmesi gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararında, TCK m. 226 bünyesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun fıkraları arasındaki farkları ve eylemin internet ortamında (basın ve yayın yoluyla) işlenmesi durumundaki hukuki nitelendirmeyi esas almıştır. Kanunun 226. maddesinin 5. fıkrası, aynı maddenin 3 ve 4. fıkralarında sayılan “mutlak yasak” niteliğindeki içeriklerin (çocukların kullanıldığı, şiddet içeren, hayvanlarla veya doğal olmayan yollarla yapılan cinsel eylemler) basın ve yayın yoluyla yayılması durumunu yaptırıma bağlamaktadır.
Buna karşın, içeriğinde mutlak yasak türündeki ögeleri barındırmayan ancak müstehcen nitelikte olan görüntü, yazı veya sözlerin internet sitesi veya sair basın ve yayın organları kanalıyla yayınlanması eylemi TCK m. 226/2 kapsamında kalmaktadır. Dosya kapsamındaki yetkili kurul raporuyla görüntülerde mutlak yasak ögelerinin yer almadığı sabit olduğundan, TCK m. 226/5 ile ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.
“…içeriklerinde çocukların kullanılmadığı, şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara yönelik bir ilişki türü bulunmayan müstehcen görüntüleri web sitesinden yayınlamak şeklinde gerçekleşen sanığın eyleminin, TCK’nın 226/2. maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunu oluşturduğu gözetilmeden aynı Kanun’un 226/5. maddesinden hüküm kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, müstehcenlik suçlarında internet/yayın yoluyla yapılan ihlallerin doğru fıkra kapsamında vasıflandırılması ve cezada kanunilik ilkesinin korunması bakımından önemlidir.
Türk Ceza Kanunu’nda müstehcenlik suçu düzenlenirken, standart müstehcen içerikler ile mutlak olarak yasaklanan ve ağır yaptırımlara bağlanan (çocuk, şiddet, nekrofili, bestiyalite vb.) içerikler net bir biçimde ayrılmıştır. Eylemin internet ortamından veya web sitesinden gerçekleştirilmiş olması tek başına TCK m. 226/5 uygulamasını doğurmaz. Ağırlaştırılmış bu fıkranın uygulanabilmesi için yayınlanan içeriğin niteliği önem taşır. İçeriğin niteliği bilirkişi ve kurul raporlarıyla saptanıp mutlak yasak hallerine girmediği anlaşıldığında, faile yalnızca TCK m. 226/2 fıkrasındaki genel yayınlama maddesinin uygulanması ceza adaletinin gereğidir.
Müstehcenlik Suçunda TCK m. 226/3 ve TCK m. 226/5 Ayrımı: Depolama ve Yayınlama Farkı
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/25863 E. – 2021/21482 K., 13.09.2021 T.
Kararın Özeti
Suça sürüklenen çocuk hakkında, çocukların kullanıldığı cinsel içerikli görüntüleri depoladığı gerekçesiyle TCK m. 226/5 maddesi (mutlak yasak kapsamındaki içeriklerin yayınlanması/yayılması) uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, dosya kapsamındaki eylemin (depolama) TCK m. 226/3-son cümlesi (çocukların kullanıldığı müstehcen içeriklerin bulundurulması) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, TCK m. 226/5 maddesinin uygulama alanının ise bu tür içeriklerin yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık edilmesi fiilleriyle sınırlı olduğunu belirterek suç vasfında hataya düşüldüğü gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay kararında, müstehcenlik suçunun farklı fıkralarında düzenlenen eylemlerin sınırlarını çizmiştir. TCK m. 226/3, çocukların kullanıldığı cinsel içerikli görüntülerin üretimini veya bu ürünlerin ülkeye sokulması, satılması, depolanması ve bulundurulması gibi eylemleri “çocukların müstehcenliğe karşı korunması” kapsamında cezalandırmaktadır.
Buna karşılık TCK m. 226/5 ise, bu içeriklerin basın ve yayın yoluyla yayınlanması, yayınlanmasına aracılık edilmesi veya çocukların görmesinin/dinlemesinin sağlanması gibi fiilleri, “yayınlama” boyutu üzerinden daha ağır bir yaptırıma bağlamaktadır. Somut olaydaki “depolama” fiilinin, yayma veya yayınlama kastı taşımadığı sürece TCK m. 226/3 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
“…suça sürüklenen çocuk …’ın çocukların kullanıldığı cinsel içerikli görüntüleri depolaması eyleminin, TCK’nın 226/3-son cümlesinde tanımlanan müstehcenlik suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek, TCK’nın 226/5 maddesinde tanımlı müstehcenlik suçundan mahkumiyet kararı verilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, suçun maddi unsurlarının (actus reus) doğru tasnif edilmesi açısından ceza hukukunda eylemin “ne” olduğunun (depolama vs. yayınlama) tespiti noktasında kritik bir ayrımı işaret etmektedir.
TCK m. 226/3, içeriği çocuk istismarı olan materyallere erişimi ve elde tutulmasını yasaklayarak çocukları korumayı amaçlarken, m. 226/5 bu materyallerin kamuya arzını (yayınlanmasını) cezalandırmaktadır. Eylemin sadece bir hard diskte veya cihazda saklanması, kanun koyucunun iradesi gereği 226/3 fıkrasının konusudur. Yargıtay, ceza normlarının yorumunda eylemin fiili niteliğine sadık kalınması gerektiğini, eylemi yayınlama kapsamında görmeden yayınlama hükmüyle cezalandırmanın kanunilik ilkesine aykırı olduğunu bu kararıyla bir kez daha teyit etmiştir.
Cinsel Ürünlerin Sosyal Medyada Satışa Arz Edilmesi (TCK m. 226/1-d) ve Kanun Yararına Bozma Yoluyla Delil Takdirinin Denetlenememesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/4547 E. – 2025/371 K., 13.01.2025 T.
Kararın Özeti
Ruhsatlı cinsel ürün mağazası (sex shop) işleten sanık hakkında, Instagram hesabı üzerinden cinsel ürünlerin içeriği görülecek şekilde paylaşılması ve satışa sunulması nedeniyle TCK m. 226/1-d uyarınca verilen mahkûmiyet kararı itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Adalet Bakanlığı, paylaşımların müstehcen nitelikte olmadığını ve iş yerinin resmi ruhsatı bulunduğunu belirterek suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurmuştur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi; sosyal medya üzerinden müstehcen ürünlerin sergilenip satışa sunulmasının suçun unsurlarını oluşturduğunu, ayrıca olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma kapsamında yerel mahkemenin delil takdirine müdahale edilemeyeceğini belirterek bozma istemini reddetmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay kararında hem usul hukuku hem de maddi ceza hukuku yönünden iki temel ilkeye vurgu yapılmıştır. Usul hukuku bakımından; kanun yararına bozma (CMK m. 309) olağanüstü ve istisnai bir denetim yoludur. Hâkimin delilleri değerlendirerek takdir yetkisi dâhilinde ulaştığı vicdani kanı ve sübut değerlendirmeleri kural olarak bu yolla yeniden denetlenemez.
Maddi hukuk bakımından ise; sanığın cinsel ürün satışına ilişkin iş yeri açma ruhsatına sahip olması, söz konusu müstehcen nitelikteki ürünleri internet ve sosyal medya gibi herkese açık mecralarda sergileme veya satma hakkı vermez. TCK m. 226/1-d maddesi uyarınca müstehcen ürünler sadece bunlara tahsis edilmiş özel satış yerlerinde yetişkinlere sunulabilir. İnternet/Instagram üzerinden ürünlerin içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa arz edilmesi, “özel satış yeri dışında satışa arz etme” eylemini oluşturmaktadır.
“…faaliyet konusu cinsel ürünler satışı olan iş yerini işleten sanığın, internet üzerinden cinsel içerikli ürünler satışına dair reklam yapmasına konu olayda… sanığın müstehcen ürünleri içeriğine vakıf olunacak şekilde satışa arz edildiği… sanığa yüklenen ve sübut bulan müstehcen içerikli ürünleri satışına mahsus alışveriş yerleri dışında satışa arz etme eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 226/1-d. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verildiği anlaşılmakla, delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine… kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza muhakemesinde kanun yararına bozmanın denetim sınırlarını çizmesi ve sosyal mecrada cinsel ürün tanıtımı/satışının TCK m. 226 karşısındaki durumunu açıklaması bakımından önemlidir.
Kanun koyucu, müstehcen ürünlerin ticaretini tamamen yasaklamamakla birlikte, bunun topluma ve çocuklara gelişigüzel ulaşmasını engellemek amacıyla strictly kontrol edilen özel mekânlarla (sex shop) sınırlandırmıştır. Ruhsatlı bir işletmeye sahip olunsa dahi, yaş sınırlaması bulunmayan ve kamusal erişime açık sosyal medya ağlarında ürünlerin içeriği anlaşılacak şekilde sergilenmesi veya satılması TCK m. 226/1-d maddesindeki ihlali doğurur. Ayrıca Yargıtay, derece mahkemelerinin delil değerlendirmelerinin kesinleşme sonrasında bu olağanüstü kanun yoluyla tekrar tartışmaya açılamayacağını bir kez daha teyit etmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Müstehcenlik suçunun cezası nedir?
Ceza, fıkraya göre değişir. Temel seçimlik hareketlerde (1. fıkra) altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası; basın-yayın yoluyla yayınlamada (2. fıkra) altı aydan üç yıla kadar hapis öngörülür. En ağır hâl, üretiminde çocukların kullanılması olup (3. fıkra) beş yıldan on yıla kadar hapistir; bu ürünlerin yayınlanması veya çocukların erişimine sunulması (5. fıkra) altı yıldan on yıla kadar hapisle cezalandırılır.
Müstehcen içerik bulundurmak suç mudur?
Bulundurma fiili, ürünün niteliğine göre değerlendirilir. Üçüncü fıkra kapsamındaki (üretiminde çocukların kullanıldığı) ürünlerin bulundurulması iki yıldan beş yıla kadar hapisle; dördüncü fıkra kapsamındaki (şiddet, hayvan, ölü beden veya doğal olmayan içerikli) ürünlerin bulundurulması bir yıldan dört yıla kadar hapisle cezalandırılır. Bu değerlendirme her somut olayda ayrıca yapılmalıdır.
Sanatsal veya bilimsel eserler müstehcenlik suçundan istisna mıdır?
Yedinci fıkraya göre bilimsel eserler tam istisnadan yararlanır. Sanatsal ve edebi değeri olan eserler ise koşullu istisnadan yararlanır: üçüncü fıkra kapsamındaki fiiller (çocukların kullanılması) istisna dışıdır ve eserin çocuklara ulaşması engellenmiş olmalıdır. Bir eserin bu istisnadan yararlanıp yararlanmayacağı, sanatsal bağlam, amaç ve hitap edilen kitle gibi ölçütlerle değerlendirilir.
Müstehcenlik suçu şikâyete tabi midir?
Hayır. Müstehcenlik suçu topluma karşı işlenen bir suç olduğundan şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur ve uzlaştırma kapsamında değildir. Suç yalnızca kastla işlenebilir.
Müstehcenlik Suçu Bakımından Sonuç
Müstehcenlik suçu (TCK 226), genel ahlaka karşı suçlar bölümünün en kapsamlı ve en ağır cezalarını içeren hükmüdür. Yedi fıkralı yapısı, fiilin muhatabına, işleniş biçimine ve ürünün niteliğine göre altı aydan on yıla kadar kademelendirilmiş cezalar öngörür. Maddenin kalbinde çocukların korunması yer alır: üçüncü fıkra, üretiminde çocukların kullanılmasını bölümün en ağır cezasıyla; beşinci fıkra ise bu ürünlerin yayınlanmasını ve çocukların erişimine sunulmasını ağır biçimde cezalandırır. Yedinci fıkradaki bilimsel, sanatsal ve edebi eser istisnası ise ifade ve sanat özgürlüğü ile genel ahlakın korunması arasındaki dengeyi kurar.
Bu suç tipi, genel ahlaka karşı suçlar bölümünün bir parçasıdır; bölümün diğer suçları ve genel çerçevesi için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar