İçindekiler
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçu (TCK-230)
Birden çok evlilik, hileli evlenme ve dinsel tören suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 230. maddesinde düzenlenen ve aile düzenine karşı suçlar bölümünün ilk maddesidir. Evli olduğu hâlde yeniden evlenme işlemi yaptıran kişi TCK 230/1 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası alır; karşı tarafın evli olduğunu bilerek onunla evlenen kişi de aynı cezaya tabidir (TCK 230/2).
Gerçek kimliğini saklayarak evlenme işlemi yaptıran kişi ise TCK 230/3 uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Maddenin bir zamanlar resmi nikâhsız dinî tören yaptırmayı da suç sayan beşinci ve altıncı fıkraları ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu yazıda TCK 230’un yürürlükteki fıkralarını, iptal edilen kısımların bugünkü hukuki durumunu ve “dini nikâh suç mu” sorusunun cevabını, güncel Yargıtay içtihadıyla birlikte hukuki çerçevede ele alıyoruz.
Bu madde, hem eşinden habersiz ikinci bir evlilik yapıldığını öğrenen kişileri, hem yalnızca dinî nikâhla birlikte olup cezai bir sonuçtan endişe eden kişileri, hem de haklarında bu suçlardan soruşturma yürütülen kişileri yakından ilgilendirir. Anlatım boyunca dinî ve kültürel uygulamalara ilişkin hiçbir değer yargısı kullanılmamakta; konu yalnızca hukuki sonuç, yani cezai yaptırımın varlığı veya yokluğu ile medeni geçerlilik düzleminde ele alınmaktadır.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçu Nedir? (TCK 230)
Birden çok evlilik ve hileli evlenme suçu, evlilik kurumunun tek eşlilik (monogami) ilkesine ve tarafların birbirine karşı dürüstlüğüne aykırı davranışları cezalandıran bir suç tipidir. Madde, resmi evlenme işleminin kötüye kullanılmasını hedef alır; yani ceza hukuku bakımından önem taşıyan, yetkili evlendirme memuru önünde gerçekleştirilen resmi işlemin usulsüz biçimde yapılmasıdır. Maddenin başlığında geçen “dinsel tören” ibaresi bugün de yürürlükte duruyor olsa da, bu ibareyi somut olarak düzenleyen fıkralar (5. ve 6. fıkra) 2015 yılında iptal edilmiştir; dolayısıyla başlık ile yürürlükteki fıkra içeriği arasında tarihsel bir uyumsuzluk bulunur ve uygulayıcı, yalnızca başlıktan hareketle var olmayan bir suç tipi çıkarmamalıdır.
Madde bugün itibarıyla dört yürürlükteki fıkradan oluşur: birinci fıkra çok eşliliği, ikinci fıkra evli olduğu bilinen kişiyle evlenmeyi, üçüncü fıkra hileli evlenmeyi düzenler; dördüncü fıkra ise bu suçlara özgü istisnai bir zamanaşımı kuralı getirir. Eskiden var olan beşinci ve altıncı fıkralar ise Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli, E. 2014/36, K. 2015/51 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Bu suçla korunan hukuki değer, Türk hukukunun benimsediği tek eşli evlilik düzeni ve evlenme işleminin dayandığı güven ile dürüstlük ilkesidir. Kanun koyucu, aynı anda birden fazla resmi evliliğin kurulmasını ve evlenme iradesinin gerçek kimliğin gizlenmesiyle sakatlanmasını, yalnızca ilgili bireyleri değil, toplumun aile düzenini de zedeleyen fiiller olarak görür. Bu nedenle suç, “aile düzenine karşı suçlar” bölümünde yer alır ve şikâyete bağlı değildir.
Suçun bu niteliği, onu özgü suç yapısına yaklaştırır: birinci fıkradaki çok eşlilik suçu ancak hâlihazırda evli olan bir kişi tarafından işlenebilir; üçüncü fıkradaki hileli evlenme ise gerçek kimliğini saklayan taraf bakımından söz konusu olur. Failin belirli bir hukuki duruma (evlilik bağı, gizlenen kimlik) sahip olması aranır.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçunun Maddi Unsurları ve Fıkralar
Aşağıdaki tablo, maddenin yürürlükteki fıkralarını ve öngördüğü ceza aralıklarını özetlemektedir.
| Fıkra | Fiil | Ceza |
|---|---|---|
| 1. fıkra | Evli olduğu hâlde başkasıyla evlenme işlemi yaptırma (çok eşlilik) | 6 ay – 2 yıl hapis |
| 2. fıkra | Karşı tarafın evli olduğunu bilerek onunla evlenme | 6 ay – 2 yıl hapis |
| 3. fıkra | Gerçek kimliğini saklayarak evlenme (hileli evlenme) | 3 ay – 1 yıl hapis |
| 4. fıkra | Zamanaşımının, evlenmenin iptali kararının kesinleşmesinden başlaması | Özel zamanaşımı kuralı |
Birinci Fıkra: Çok Eşlilik
Birinci fıkra, evli olmasına rağmen başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişiyi altı aydan iki yıla kadar hapisle cezalandırır. Suçun oluşması için önceki evliliğin hukuken geçerli biçimde devam ediyor olması ve failin ikinci bir resmi evlenme işlemini gerçekleştirmesi gerekir. Burada cezalandırılan, yeni bir resmi nikâhın kurulmasıdır; salt fiili birliktelik bu fıkra kapsamına girmez.
İkinci Fıkra: Evli Olduğu Bilinen Kişiyle Evlenme
İkinci fıkra, kendisi evli olmamakla birlikte karşı tarafın evli olduğunu bilerek onunla evlenme işlemi yaptıran kişiyi de aynı cezaya tabi tutar. Bu düzenleme, genel iştirak hükümlerinden bağımsız, kendine özgü (sui generis) bir tipiklik oluşturur: evli olmayan taraf, salt bilgisi dolayısıyla azmettiren veya yardım eden sıfatıyla değil, doğrudan madde metninde tanımlanan bağımsız bir fail olarak cezalandırılır. Bu sayede evli olan taraf birinci fıkra, evli olmayan ama durumu bilen taraf ikinci fıkra kapsamında olmak üzere, aynı fiilden iki bağımsız fail ortaya çıkabilir; bu iki fail birbirinden bağımsız olarak yargılanır ve birinin cezalandırılması diğerinin sorumluluğunun ön koşulu değildir. Bu fıkranın uygulanabilmesi için failin, karşı tarafın evli olduğunu bilmesi aranır; bu bilgi yoksa kastın varlığından söz edilemez.
Üçüncü Fıkra: Hileli Evlenme
Üçüncü fıkra, gerçek kimliğini saklayarak bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişiyi üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır. Buradaki “gerçek kimliğini saklamak”, failin adı, kimlik bilgileri veya medeni durumu gibi evlenme kararını doğrudan etkileyebilecek temel unsurları gizlemesini ifade eder. Karşı tarafın, gerçeği bilseydi evlenmeyeceği türden temel bir yanılgıya düşürülmesi söz konusudur. Bu fıkra, evlenme iradesinin dürüstlük ilkesine aykırı biçimde sakatlanmasını cezalandırır.
Suçun Tamamlanma Anı
Bu maddedeki suçlar, evlenme işleminin tamamlanmasıyla oluşur. Türk hukukunda evlenme, tarafların yetkili evlendirme memuru önünde evlenme iradelerini açıklamaları anında hukuken kurulur. Dolayısıyla suçun tamamlanması için evlilik cüzdanının düzenlenmesi veya sonradan tesliminin beklenmesine gerek yoktur; belirleyici olan, irade beyanlarının memur önünde açıklandığı andır. Bu ana kadar işlem tamamlanmamışsa, koşulları varsa teşebbüs tartışması gündeme gelebilir.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçunda Fail ve Mağdur
Failin kim olabileceği, fıkraya göre değişir. Birinci fıkrada fail, hâlihazırda geçerli bir evliliği bulunan kişidir; bu nedenle çok eşlilik özgü bir suçtur. İkinci fıkrada fail, kendisi evli olmasa da karşı tarafın evli olduğunu bilerek evlenen kişidir. Üçüncü fıkrada ise fail, gerçek kimliğini saklayan taraftır. Görüldüğü gibi maddenin her fıkrası, failin belirli bir hukuki durumu taşımasını gerektirir; bu da bölümün geneline hâkim olan özgü suç sistematiğinin bir yansımasıdır.
Mağdur bakımından ise korunan değerin kamusal niteliği belirleyicidir. Çok eşlilikte, aldatılan önceki eş doğrudan zarar gören konumunda olsa da suç şikâyete bağlı değildir; çünkü kanun yalnızca bireysel menfaati değil, aile düzeninin bütününü korur. Hileli evlenmede ise kimliği gizlenerek yanıltılan taraf mağdur konumundadır. Her hâlde suçun soruşturulması, mağdurun iradesine bağlı olmaksızın resen yürütülür. Bu nokta, suçun neden şikâyete tabi olmadığını da açıklar.
İptal Edilen 5 ve 6. Fıkralar: Dinî Nikâh Suç mu?
Bu, maddenin kamuoyunda en çok merak edilen ve en çok karıştırılan yönüdür. TCK 230’un ilk hâlinde altı fıkra bulunuyordu. İptal edilen beşinci fıkra, resmi nikâh olmaksızın dinî tören yaptıran kişileri iki aydan altı aya kadar hapisle, ancak medeni nikâh sonradan yapıldığında kamu davası ve hükmedilen cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacağı şeklinde cezalandırıyordu; altıncı fıkra ise resmi nikâh belgesini görmeden dinî töreni gerçekleştiren kişiyi aynı ceza ile cezalandırıyordu.
Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli ve E. 2014/36, K. 2015/51 sayılı kararına göre, itiraz konusu bu kurallar kişilerin özel hayatlarına ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi hakkı (Anayasa m. 20) ile din ve vicdan özgürlüğüne (Anayasa m. 24) bir sınırlama getirmektedir; kanun koyucunun amacı evlilikle kurulan aile düzenini korumak olsa da, hukuk düzeninde zaten resmî nikâh yaptırılmaması hâlinde evlilik bağından kaynaklanan hakların kullanılamayacağına ilişkin hukuki müeyyideler bulunduğundan, buna ek olarak “suç ve ceza” aracına başvurulması ölçülülük ilkesine aykırı bulunmuştur. Karar, beşinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” hükmünü de dikkate almış, ancak bunun sınırlamayı ölçülü kılmaya yetmediği sonucuna varmıştır. Karara, dört üyenin (Serdar Özgüldür, Serruh Kaleli, Osman Alifeyyaz Paksüt, Recep Kömürcü) katılmadığı ve kuralın Anayasa’nın 174. maddesinde koruma altına alınan medeni nikâh esasını (İnkılap Kanunları) koruduğu gerekçesiyle iptale karşı oy kullandıkları da kararda yer almaktadır.
Bu iptalin doğrudan sonucu şudur: resmi nikâh olmaksızın yalnızca dinî nikâh yaptırmak, bugün itibarıyla tek başına bir suç değildir. Dolayısıyla yalnızca dinî nikâhla birlikte olan kişiler bakımından TCK 230 kapsamında cezai bir yaptırım söz konusu olmaz. Bu nokta, konuyla ilgili pek çok eksik veya güncelliğini yitirmiş bilginin dolaşımda olması nedeniyle özellikle vurgulanmalıdır.
Ancak burada iki ayrı hukuki düzlemin birbirine karıştırılmaması gerekir. Cezai sonucun bulunmaması, resmi nikâhsız dinî nikâhın medeni hukuk bakımından da geçerli bir evlilik olduğu anlamına gelmez:
- Ceza hukuku bakımından: Resmi nikâh olmaksızın dinî tören yaptırmak artık suç değildir; bu davranış nedeniyle ceza verilemez.
- Medeni hukuk bakımından: Yalnızca dinî törenle kurulan birliktelik, Türk Medeni Kanunu anlamında geçerli bir evlilik değildir. Bu birliktelikten doğan mal rejimi, miras ve eşlere tanınan pek çok hak, resmi evliliğe bağlı olduğundan doğmaz. Çocuklar bakımından soybağı ise ayrı kurallara göre kurulur.
Kısacası “cezai sonuç yokluğu” ile “medeni geçersizlik” farklı şeylerdir. Bir davranışın suç olmaması, onun hukuken tam sonuç doğuran bir evlilik olduğu anlamına gelmez. Bu ayrımın somut sonuçları, özellikle miras ve mal paylaşımı gibi konularda önem taşır ve her olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Uygulamada bu iptalin derdest davalara etkisi de Yargıtay içtihadıyla netleşmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 27.01.2021 tarihli ve 2020/871 E., 2021/736 K. sayılı kararına göre, dinî nikâh kıydırarak mağdurla birlikteliğini sürdürme fiilinden TCK 230/5 kapsamında mahkûmiyet kurulduktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin bu fıkrayı iptal etmesi, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar ve bozma nedenidir: karardaki ifadeyle, “hüküm tarihinden sonra… TCK’nın 230. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine karar verilmiş olması karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması… bozmayı gerektirmiştir.”
Aynı ilke Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 23.02.2021 tarihli ve 2020/16506 E., 2021/2718 K. sayılı kararında da tekrarlanmış, iptal kararından önce verilmiş ancak henüz kesinleşmemiş mahkûmiyet hükümleri bu gerekçeyle bozulmuştur. Bu içtihat, suç teşkil eden bir normun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin, henüz kesinleşmemiş dava dosyalarında derhal gözetilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Bu birlikteliklerden doğan çocukların soybağı ise ayrı bir konudur ve dinî nikâhın cezai sonucundan bağımsız kurallara tabidir. Çocuğun ana ile soybağı doğumla, baba ile soybağı ise kanunda öngörülen yollarla (tanıma veya babalık davası gibi) kurulur. Soybağının gerçeğe aykırı biçimde kurulması veya gizlenmesi hâlinde ise bölümün ayrı bir suç tipi olan çocuğun soybağını değiştirme suçu (TCK 231) gündeme gelebilir. Bu nedenle resmi nikâhsız birlikteliklerde çocukların hukuki durumu, ceza hukukundan ayrı olarak medeni hukuk bakımından mutlaka değerlendirilmelidir.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçunda Zamanaşımında İstisnai Başlangıç Kuralı (TCK 230/4)
Maddenin dördüncü fıkrası, bu bölümdeki en teknik ve en kolay gözden kaçan düzenlemesidir. Kural olarak dava zamanaşımı, TCK’nın 66. maddesi uyarınca suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Oysa TCK 230/4, bu genel rejimin dışına çıkarak, bu maddedeki suçlarda zamanaşımının evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağını öngörür.
Bu istisnai kuralın pratik önemi büyüktür. Çok eşlilik veya hileli evlenme çoğu zaman uzun süre gizli kalabilir; genel kurala göre zamanaşımı fiil tarihinden başlasaydı, suç ortaya çıkmadan zamanaşımına uğrayabilirdi. Kanun koyucu, bu suçların doğası gereği geç fark edilebileceğini göz önünde tutarak, zamanaşımının başlangıcını evliliğin iptaline bağlamıştır. Böylece hukuka aykırı evliliğin iptali sağlanmadan ceza soruşturmasının zamanaşımına uğraması engellenmiş olur. Bölümdeki diğer suçlarda zamanaşımı genel kurala göre işlerken, yalnızca TCK 230’da bu özel başlangıç anı geçerlidir.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçunda Manevi Unsur ve Hukuka Aykırılık
TCK 230’daki suçların tamamı yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmeleri mümkün değildir. Failin, çok eşlilik hâlinde evli olduğunu bilerek yeniden evlenmesi; ikinci fıkrada karşı tarafın evli olduğunu bilmesi; hileli evlenmede ise kimliğini bilerek ve isteyerek gizlemesi gerekir. Bu bilgi ve iradenin bulunmadığı hâllerde suçun manevi unsuru gerçekleşmez.
Hukuka aykırılık bakımından önemli bir nokta, tarafların rızasının veya dinî inancının fiili hukuka uygun hâle getirmemesidir. Tarafların ikinci evliliğe rıza göstermesi ya da bunu bir inanç gereği görmesi, çok eşliliğe ilişkin cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz; zira korunan değer yalnızca bireylerin menfaati değil, kamusal nitelikteki aile düzenidir. Bu nedenle bu suçta genel hukuka uygunluk nedenleri kural olarak uygulama alanı bulmaz.
Soruşturma, Yaptırım ve Görevli Mahkeme
TCK 230’daki suçlar resen soruşturulur; soruşturmanın başlaması için şikâyet aranmaz. Suçtan haberdar olan Cumhuriyet savcılığı kendiliğinden soruşturma başlatır. Görevli mahkeme, öngörülen ceza aralıkları nedeniyle asliye ceza mahkemesidir.
Ceza aralıkları görece düşük olduğundan, koşulları varsa cezanın ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumlar gündeme gelebilir. Öngörülen hapis cezası iki yıl veya altında kaldığından, CMK m. 231/5 uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı da kural olarak mümkündür; bu değerlendirme somut olayın koşullarına, sanığın adli sicil durumuna ve mahkemenin takdirine göre yapılır. CMK m. 231/14 uyarınca Anayasa’nın 174. maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarındaki suçlarda HAGB uygulanamaz; ancak TCK 230’daki fıkraların bu istisna kapsamına doğrudan girdiğine ilişkin yerleşik ve doğrulanabilir bir içtihat bulunmamaktadır — bu nedenle her somut olayda güncel içtihat mutlaka ayrıca kontrol edilmeli ve bir avukata danışılmalıdır.
Dava zamanaşımı, öngörülen cezalar beş yılı aşmadığından kural olarak sekiz yıldır; ancak bu maddede sürenin başlangıcı, yukarıda açıklandığı üzere evlenmenin iptali kararının kesinleşmesine bağlıdır. Bu suç aynı zamanda özgü suç niteliği bakımından bölümdeki kötü muamele (TCK 232) ve aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali (TCK 233) suçlarıyla ortak bir sistematik paylaşır.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçunun Özel Görünüş Biçimleri: Teşebbüs, İştirak ve İçtima
Teşebbüs bakımından belirleyici olan, suçun tamamlanma anıdır. Yukarıda açıklandığı gibi suç, tarafların yetkili memur önünde evlenme iradelerini açıklamasıyla tamamlanır. Buna göre, resmi evlenme işlemine başlanmış ancak irade beyanları henüz açıklanmadan işlem kesilmişse, koşulları varsa teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir. Örneğin evlendirme başvurusu yapılıp gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra, failin elinde olmayan bir nedenle tören anında işlemin durması bu kapsamda değerlendirilebilir. Somut olayda icra hareketlerine başlanıp başlanmadığı ve failin engel olmayan bir nedenle sonuca ulaşamayıp ulaşmadığı ayrıca incelenir.
İştirak bakımından, evlenme işlemine bilerek katkı sağlayan kişilerin durumu önem taşır. Çok eşlilik ve hileli evlenme özgü suç niteliği taşıdığından, suçun asıl faili ancak gerekli sıfata (evli olma veya kimliğini saklama) sahip kişidir. Bu sıfatı taşımayan üçüncü kişiler ise, fiile bilerek ve isteyerek katkıda bulunmaları hâlinde şerik (azmettiren veya yardım eden) olarak sorumlu tutulabilir. İkinci fıkra ise, evli olduğu bilinen kişiyle evlenen tarafı zaten bağımsız bir fail olarak cezalandırdığından, bu tarafın sorumluluğu iştirak kurallarına değil doğrudan maddeye dayanır.
Evlendirme memurunun bu sürece dahil olması ayrı bir değerlendirme gerektirir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.12.2019 tarihli ve 2015/585 E., 2019/720 K. sayılı kararına göre, evlendirme işlemlerini sahte biçimde gerçekleştiren köy muhtarları (evlendirme memuru sıfatıyla) hakkında doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapılamaz; Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesi memurun doğrudan savcılıkça soruşturulmasına imkân tanıyan bir hüküm değildir, dolayısıyla 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında yetkili merciden (kaymakamlık/valilik) izin alınması zorunludur; izin alınmadan yürütülen soruşturmaya dayanan mahkûmiyet hükmü bu usul eksikliği nedeniyle bozulur. Bu içtihat, evlendirme memurunun kimlik araştırmasını ihmal ederek hileli bir evlenmeye zemin hazırlaması durumunda dahi, önce 4483 sayılı Kanun kapsamında idari izin alınması gerektiğini; izinsiz açılan bir soruşturmanın, memurun kastı ne olursa olsun usule aykırı olacağını gösterir.
İçtima bakımından, hileli evlenmede kimliğin gizlenmesi için sahte resmi belge düzenlenmesi veya kullanılması söz konusu olursa, TCK 230/3’ün yanında resmi belgede sahtecilik suçunun (TCK 204) da ayrıca oluşup oluşmadığı değerlendirilir. Bu durumda iki suçun gerçek içtima kuralları çerçevesinde birlikte uygulanması gündeme gelebilir. Buna karşılık gizleme yalnızca sözlü beyanla veya belge düzenlenmeksizin gerçekleşmişse, kural olarak yalnızca hileli evlenme suçu söz konusu olur. Bu değerlendirme, cezanın belirlenmesini doğrudan etkilediğinden titizlikle yapılmalıdır.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçu Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararı
Maddeyi ilgilendiren en temel karar, iptal kararıdır: Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli ve E. 2014/36, K. 2015/51 sayılı kararına göre, resmi nikâh olmaksızın dinî tören yaptırmayı ve bu töreni belge görmeden gerçekleştirmeyi cezalandıran TCK 230/5-6, kişilerin özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir; böylece resmi nikâh olmaksızın dinî tören yaptırmaya ilişkin cezai hükümler yürürlükten kalkmıştır. Karar, dört üyenin (S. Özgüldür, S. Kaleli, O. A. Paksüt, R. Kömürcü) “kural, Anayasa’nın 174. maddesinde koruma altına alınan medeni nikâh esasını (İnkılap Kanunları) korumaktadır ve ölçüsüz değildir” gerekçeli karşı oyuyla, oyçokluğuyla alınmıştır. Bu karar, “dini nikâh suç mu” sorusunun cevabını belirleyen dönüm noktasıdır ve maddenin bugünkü uygulamasının temelini oluşturur.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da çok eşlilik ve dinî tören ile evlenmeye ilişkin hükümler bulunuyordu (TCK 237. madde). Ancak 5237 sayılı yürürlükteki TCK, bu fiilleri “aile düzenine karşı suçlar” sistematiği içinde yeniden düzenlemiş; hileli evlenmeyi ayrı bir fıkrada açıkça tanımlamış ve zamanaşımının başlangıcına ilişkin özel kuralı getirmiştir. En köklü değişiklik ise 2015 yılında Anayasa Mahkemesi kararıyla gerçekleşmiş, resmi nikâhsız dinî törene ilişkin cezai hükümler tamamen ortadan kalkmıştır.
Eski tarihli olaylarda hangi kanunun uygulanacağı, lehe olan hükmün belirlenmesi bakımından önem taşıyabilir; ancak bugün işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm, yürürlükteki 230. maddedir. Bu evrim, kanun koyucunun evlilik kurumuna ilişkin ceza politikasının zaman içinde nasıl değiştiğini gösterir.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçu Hakkında Yargıtay Kararları Analizleri
Dinsel Törenle Evlenme Suçunda Anayasa Mahkemesi İptal Kararının Hukuki Duruma Etkisi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/871 E. – 2021/736 K., 27.01.2021 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal ve dinsel törenle evlenme (TCK m. 230/5) suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi; şantaj suçundan verilen mahkûmiyeti onamış, takibi şikâyete bağlı olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda şikâyetten vazgeçilmesi ve sanık tarafça buna karşı çıkılmaması sebebiyle davanın düşmesine karar vermiştir. “Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören” suçu bakımından ise hüküm tarihinden sonra Anayasa Mahkemesinin TCK m. 230/5 fıkrasını iptal etmesi sebebiyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğundan kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararında, sanığın dini nikah kıydırarak mağdurla birlikte yaşaması eyleminin yerel mahkemece TCK m. 230/5 kapsamında suç olarak kabul edildiği tespit edilmiştir. Ancak yerel mahkeme kararından sonra, Anayasa Mahkemesinin 27.05.2015 tarihli kararı ile TCK m. 230’un 5 ve 6 numaralı fıkralarının Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiği hatırlatılmıştır.
Suç teşkil eden düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi neticesinde normun yürürlükten kalkması karşısında, ceza hukukunun temel ilkeleri gereği sanık hakkında kanunilik ve lehe kanun değerlendirmesi yapılması amacıyla hukuki durumun yeniden ele alınması zorunlu görülmüştür.
“…Sanık …’in dini nikah yaptırarak mağdur …’la birlikteliğini sürdürmesi biçiminde sübutu kabul edilen eyleminden dolayı sanık hakkında TCK’nın 230/5. maddesindeki birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ise de, hüküm tarihinden sonra, T.C. Anayasa Mahkemesinin… kararı ile TCK’nın 230. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine karar verilmiş olması karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması… bozmayı gerektirmiştir.”
Değerlendirme
Bu karar, resmi nikah olmaksızın dinsel törenle evlenme fiilini suç sayan normun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin derhal derdest davalara etkisini göstermesi bakımından kritiktir.
TCK m. 230/5 düzenlemesi, aralarında evlenme olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar ile bu töreni yapanları cezalandırmaktaydı. Anayasa Mahkemesinin bu fıkrayı din ve vicdan hürriyeti ile ölçülülük ilkelerine aykırılık gerekçesiyle iptal etmesiyle birlikte söz konusu fiil suç olmaktan çıkmıştır. Yargıtay, iptal kararından önce verilmiş ancak henüz kesinleşmemiş temyiz aşamasındaki mahkûmiyet kararlarında, suçun kanuni unsurunun ortadan kalkması sebebiyle yerel mahkemece beraat kararı verilmesini sağlamak üzere bozma kararı vermiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Dini nikâh yaptırmak suç mudur?
Hayır. Resmi nikâh olmaksızın yalnızca dinî nikâh yaptırmak, Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli, E. 2014/36, K. 2015/51 sayılı kararıyla TCK 230/5-6’nın iptal edilmesi sonucu tek başına suç olmaktan çıkmıştır. Ancak bu birliktelik, Türk Medeni Kanunu bakımından geçerli bir evlilik sayılmaz; mal rejimi, miras ve eşlik hakları gibi sonuçlar doğmaz.
Birden çok evlilik (çok eşlilik) suçunun cezası nedir?
Evli olmasına rağmen başkasıyla resmi evlenme işlemi yaptıran kişi, TCK 230/1 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Karşı tarafın evli olduğunu bilerek onunla evlenen kişi de aynı cezaya tabidir (TCK 230/2). Suç resen soruşturulur.
Hileli evlenme suçu nedir?
Hileli evlenme, gerçek kimliğini saklayarak bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırmaktır (TCK 230/3) ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Gizlenen unsurun, karşı tarafın evlenme iradesini etkileyebilecek temel bir unsur (kimlik, medeni durum gibi) olması aranır.
Bu suçta dava zamanaşımı ne zaman başlar?
TCK 230/4’e göre bu maddedeki suçlarda dava zamanaşımı, genel kuraldan farklı olarak fiilin işlendiği tarihten değil, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu, TCK 66’daki genel rejimin istisnasıdır.
Evlendirme memuru bu suçlardan sorumlu tutulabilir mi?
Evlendirme memuru, tarafın gerçek kimliğini bilerek işleme devam ederse hileli evlenmeye iştirak edebilir. Ancak memur hakkında Cumhuriyet savcılığınca doğrudan soruşturma açılamaz; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2015/585 E., 2019/720 K. sayılı kararı uyarınca önce 4483 sayılı Kanun kapsamında yetkili merciden izin alınması zorunludur.
Birden Çok Evlilik, Hileli Evlenme ve Dinsel Tören Suçu Bakımında Sonuç
Birden çok evlilik, hileli evlenme ve dinsel tören suçu (TCK 230), evlilik kurumunun tek eşlilik ve dürüstlük ilkelerini koruyan bir suç tipidir. Yürürlükteki dört fıkra çok eşliliği, evli olduğu bilinen kişiyle evlenmeyi ve hileli evlenmeyi cezalandırır; zamanaşımının başlangıcı ise evlenmenin iptaline bağlanan istisnai bir kurala tabidir. Maddenin en çok merak edilen yönü olan dinî nikâh konusunda ise 2015 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı belirleyicidir: resmi nikâhsız dinî nikâh artık suç değildir, ancak medeni hukuk bakımından geçerli bir evlilik de sayılmaz.
Bu suç tipi, aile düzenine karşı suçlar bölümünün bir parçasıdır; bölümün diğer suçları ve genel çerçevesi için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz. Bu maddeyle ilgili bir soruşturmayla karşı karşıyaysanız veya haklarınızın etkilendiğini düşünüyorsanız, İstanbul’da ceza hukuku alanında sunduğumuz hizmetler kapsamında bilgi alabilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

