İçindekiler
Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Şartlar, İhtar Süreci ve Yargıtay Kararları
Terk nedeniyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde düzenlenen, kanunda sayılan özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla diğerini terk eder veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmezse; bu ayrılığın kesintisiz en az altı ay sürmesi ve terk edilen eşin istemi üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan “eve dön” ihtarının sonuçsuz kalması hâlinde, terk edilen eş boşanma davası açabilir. Süreç kabaca şu formülle özetlenebilir: terkten itibaren dört ay beklenir, ihtar çekilir, ihtara rağmen iki ay içinde dönüş olmazsa dava açılabilir hâle gelinir.
Bu yazıda TMK m. 164’ün şartlarını, ihtarın şekli ve samimiyet unsurlarını, “yapıntı terk” kavramını, dava açma hakkının kime ait olduğunu ve terk (TMK m. 164) ile evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166) arasındaki farkı, biri 2026 tarihli olmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi kararları eşliğinde ele alıyoruz. İhtarın usulüne uygun çekilmemesi tek başına davanın reddine yol açabildiğinden, dava açmadan önce terk nedeniyle boşanma davalarında deneyimli bir boşanma avukatından hukuki destek almanız, sürecin baştan doğru işletilmesi açısından önemlidir.
I. Terk Nedeniyle Boşanma Davası Nedir?
Terk nedeniyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde düzenlenen, ispatlandığında hâkimin ayrıca bir çekilmezlik değerlendirmesi yapmaksızın boşanmaya karar vermek zorunda olduğu mutlak bir boşanma sebebidir. Madde metni şu şekildedir:
“Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.” (TMK m. 164/1)
Maddenin ikinci fıkrası ihtar prosedürünü düzenler: “Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” 31.03.2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle ihtar artık yalnızca hâkim değil, noter aracılığıyla da çekilebilir hâle gelmiştir; bu, süreci pratikte hızlandıran bir yeniliktir çünkü hâkim kararı beklemeye gerek kalmaz.
II. Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları
Yargıtay içtihadına göre terk nedeniyle boşanma davasının kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Ortak konutun terk edilmesi veya haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönülmemesi.
- Terkin, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmeme amacıyla ve haklı bir sebebe dayanmaksızın gerçekleşmesi.
- Ayrılığın kesintisiz olarak en az altı ay sürmesi ve dava tarihinde devam ediyor olması.
- Usulüne uygun bir “eve dön” ihtarının çekilmiş ve sonuçsuz kalmış olması.
Ortak Konutun Terk Edilmesi
Terk, bir eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konuttan fiilen ayrılması veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesidir. Kanun iki ayrı davranış biçimini terk sayar: ortak konuttan ayrılmak (gerçek terk) ve ayrılıktan sonra haklı bir sebep göstermeksizin geri dönmemek. İkisi de aynı hukuki sonucu doğurur; önemli olan, ayrılığın belirli bir tarihte fiilen başlamış ve dava tarihine kadar kesintisiz sürmüş olmasıdır.
Terk Eden Eşin Kusurlu Olması ve İspat Yükü
Terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasında mahkemenin araştırması gereken, evden ayrılmanın haklı olup olmadığı değil, eve dönmemekte haklılığın bulunup bulunmadığıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 13.02.2013 tarihli, 2012/17402 E. – 2013/3468 K. sayılı kararında bu ayrım açıkça vurgulanmış, mahkemenin “davanın reddi için evden ayrılmanın haklılığı değil, eve dönmemekte haklılığın ispatı gerekli” olduğunu gözden kaçırmasının isabetsiz bir gerekçe olduğu belirtilmiştir. Bu ispat yükü, kendisinden lehine sonuç çıkaran davalı eştedir; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.12.2012 tarihli, 2012/2-636 E. – 2012/1073 K. sayılı kararı, davete uymamanın haklı bir sebebe dayandığının ispat yükünün davalıya ait olduğunu Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadına atıfla teyit etmiştir.
“Haklı sebep” somut bir hukuki durumdan da doğabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.01.2023 tarihli, 2022/9284 E. – 2023/75 K. sayılı kararında, davalı kadının kendisinin daha önce açtığı ve derdest olan başka bir boşanma davası nedeniyle ayrı yaşamakta haklı olduğu kabul edilmiş; erkeğin bu dönemde çektiği eve dön ihtarına dayalı terk davası, kadının ayrı yaşama hakkı bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiş ve bu ret kararı istinaf ve temyizden onanarak kesinleşmiştir.
Ayrılığın Kesintisiz En Az Altı Ay Sürmesi
TMK m. 164, ayrılığın kesintisiz olarak en az altı ay sürmesini ve dava açıldığı sırada hâlâ devam ediyor olmasını arar. Bu altı aylık süre, dört aylık bekleme + ihtar + ihtar sonrası iki aylık dönüş süresinin toplamından oluşur; aşağıda IV. başlıkta bu hesaplamanın pratikte nasıl işlediği ve hangi tarihten başladığı ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
III. Yapıntı Terk: Terk Etmeye Zorlayan veya Dönüşü Engelleyen Eş de Terk Etmiş Sayılır
TMK m. 164/1’in son cümlesi, evden ayrılan değil, diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın dönmesini engelleyen eşi “terk etmiş” sayar. Bu, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde yer almayan, 4721 sayılı Kanun’la getirilen bir yeniliktir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarihli, 2009/2-402 E. – 2009/484 K. sayılı kararı bu kavramı ayrıntılı biçimde temellendirmiştir: “Ortak konutta birlikte yaşayan eş, evden kovulmuş veya fiilen evden ayrılmaya zorlanmışsa, terk eden eş, evden ayrılan eş değil, ayrılmaya zorlayan eş olarak kabul edilmektedir.” Karara göre terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin, terk nedenine dayalı boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır — somut olayda davacı kocanın eşini ortak konutu terke zorladığı ve ayrıca konutun anahtarını değiştirerek dönüşünü fiilen engellediği tespit edilmiş, bu nedenle kocanın gerçekte “terk edilen” değil “terk eden” konumunda olduğuna, dolayısıyla davanın taraf sıfatı (husumet) yokluğundan reddi gerektiğine karar verilmiştir.
Yapıntı terkin uygulamada nasıl somutlaştığına dair bir başka örnek, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2006/5156 E. – 2006/6380 K. sayılı kararında görülür: kocanın çektiği eve dön ihtarı üzerine davet edilen eve giden kadın, bizzat koca tarafından içeri alınmamıştır. Yargıtay, bu durumda kocanın ihtarında samimi olmadığına ve TMK m. 164 şartlarının oluşmadığına hükmederek, davanın kabulü yönündeki yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bu örnek, ihtar çekip ardından dönen eşi fiilen içeri almamanın da yapıntı terk niteliğinde değerlendirildiğini göstermektedir.
IV. Eve Dön İhtarı Süreci
İhtar, TMK m. 164 uyarınca terke dayalı boşanma davasının dava şartıdır — usulüne uygun bir ihtar bulunmadan açılan terk davası, esasa girilmeden reddedilir. Sürecin dört aşaması vardır: terkten itibaren dört ay beklemek, ihtar istemek, ihtarın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren en az iki ay geçmesi.
Dört Aylık Bekleme Süresinin Başlangıcı Nasıl Hesaplanır?
Dört aylık süre her zaman ayrılığın fiilen başladığı tarihten işlemeye başlamaz; bazı hâllerde bu süre yeniden başlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 13.02.2013 tarihli, 2012/17402 E. – 2013/3468 K. sayılı kararına konu olayda, davacı koca aynı terk vakıasına dayanarak daha önce açtığı ve geçersiz ihtara dayandığı gerekçesiyle reddedilen bir dava açmış, bu ret kararı kesinleştikten sonra yeniden ihtar istemiştir. Yargıtay, dört aylık sürenin bu durumda ayrılığın başlangıcından değil, önceki davanın ret kararının kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başladığına hükmetmiş; bu tarihe göre hesaplandığında dört aylık sürenin henüz dolmadığı, dolayısıyla yeni ihtarın da sonuç doğurmayacağı sonucuna varmıştır.
İhtarda Bulunması Gereken Şekli Unsurlar
İhtarın sonuç doğurabilmesi için hem biçimsel koşulların hem de esasa ilişkin unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.2008 tarihli, 2008/2-136 E. – 2008/117 K. sayılı kararına göre, ihtar kararında davet edilen konutun açık adresi gösterilmeli, davet eden eş evde bulunmayacaksa anahtarın nerede olduğu belirtilmeli, davet edilenin yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmeli ve iki aylık dönüş süresi ile bu süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçlar açıkça yazılmalıdır. Aynı kararda, kanunda öngörülen iki aylık sürenin hâkim veya taraflarca değiştirilemeyeceği; somut olayda ihtar kararına “iki ay” yerine “60 gün” yazılmasının bile ihtarı geçersiz kıldığı ve bu durumda davanın esasına girilmeden doğrudan dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
İhtarın Samimi Sayılmadığı Haller
Yargıtay içtihadında ihtarın “samimi” sayılmadığı, yani gerçekte ortak hayatı yeniden kurma amacı taşımadığı kabul edilen başlıca hâller şunlardır:
- Dört aylık süre dolmadan istenen ve ihtarı isteyenin başka biriyle birlikte yaşadığı ihtar: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.07.2006 tarihli, 2006/4659 E. – 2006/10651 K. sayılı kararında, terk tarihinden dört aylık süre geçmeden ihtar istenmiş olması ve davacı kocanın ayrıca başka bir kadınla birlikte yaşıyor olması birlikte değerlendirilerek ihtarın samimi olmadığına, geçersiz ve samimi olmayan ihtara dayalı boşanma kararı verilemeyeceğine hükmedilmiştir.
- Davet edilen konutun ortak yaşama elverişli veya bağımsız olmaması: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2006/5552 E. – 2006/5766 K. sayılı kararında, davet edilen konutun tek mutfaklı, tek buzdolaplı, kayınvalide ve önceki evlilikten kalma ergin bir çocukla birlikte oturulan, “manevi bağımsızlığı olmayan” bir konut olduğu tespit edilmiş; bu nedenle ihtarın samimi sayılamayacağına ve davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğine hükmedilmiştir.
- Dönen eşi fiilen içeri almamak: yukarıda III. başlıkta ele alınan 2006/6380 K. sayılı kararda olduğu gibi, ihtar üzerine gelen eşi bizzat içeri almamak da ihtarın samimiyetsizliğine, dolayısıyla yapıntı terke işaret eder.
Samimiyetsizlik İddiasının Somut Delille İspatlanması Gerekir
Samimiyetsizlik iddiası soyut kalamaz; mahkeme bunu somut delile dayandırmak zorundadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.12.2014 tarihli, 2014/14197 E. – 2014/24586 K. sayılı kararında, kocanın ihtar isteğinin samimi olmadığını gösterir hiçbir delil bulunmadığı hâlde yerel mahkemenin aksi yönde gerekçe kurmasının hatalı olduğuna, davanın kabulü gerektiğine hükmedilmiştir.
Aynı ilke, ihtar sonrası dönen ama kısa süre içinde tekrar ayrılan eş bakımından da işler — ancak bu kez tersine, dönüşün kendisinin samimi olup olmadığı sorgulanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.12.2020 tarihli, 2020/3426 E. – 2020/6373 K. sayılı kararında, kadın eş kocanın kendisini evden gönderdiğini, ihtar üzerine döndüğünde ise içeri alınmadığını iddia etmiş, kısa süre sonra da hakaret iddiasıyla kocasından şikâyetçi olup evden yeniden ayrılmıştır. Kadının evi terke zorlandığı veya kovulduğu iddiası tanık beyanlarıyla desteklenmemiş, kocanın ihtarında samimi olmadığını gösteren başka bir delil de bulunamamıştır. Bu nedenle Yargıtay, kadının döndükten kısa süre sonra tekrar ayrılmasının “eve dönmekte samimi olmadığını” gösterdiğini kabul ederek, TMK m. 164 şartlarının erkek lehine gerçekleştiğine ve davanın kabulü gerektiğine hükmetmiştir.
V. İhtardan Sonra Dava Açma Süresi ve Dürüstlük Kuralı
İhtarın tebliğinden itibaren en az iki ay geçmeden dava açılamaz; ancak kanun, bu iki ay dolduktan sonra davanın en geç ne zaman açılması gerektiğine dair üst bir süre sınırı koymaz. Bu noktada Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 17.12.2019 tarihli, 2019/5723 E. – 2019/12399 K. sayılı kararı dikkat çekicidir. Bölge adliye mahkemesi, ihtarın tebliğinden iki yılı aşkın bir süre sonra açılan terk davasını, “bu denli geç açılan davanın dürüstlük kuralına uygun olmadığı ve ihtar isteğinin samimi bir arzuya dayanmadığı” gerekçesiyle reddetmiştir. Yargıtay bu kararı bozmuş; kanunun aradığı tek koşulun ihtardan sonra en az iki ay geçmiş olması olduğunu, usulüne uygun ihtara icabet etmeyen davalının “eve dönmemekte haklılığını ispatlayamadığını” vurgulayarak davanın kabulü gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, ihtar ile dava tarihi arasındaki uzun sürenin tek başına davayı reddettirecek bir sebep olmadığını göstermektedir.
VI. Dava Açma Hakkı Kime Aittir? Davayı Kabul Beyanının Etkisi
Terk nedeniyle boşanma davasını açma hakkı, kanunun açık ifadesiyle yalnızca “terk edilen eş”e aittir; terk eden eşin bu sebebe dayanarak dava açma hakkı yoktur. Yukarıda III. başlıkta ele alınan yapıntı terk hâllerinde de aynı kural, terke zorlayan veya dönüşü engelleyen eş için geçerlidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/484 sayılı kararında bu husus ayrıntılı biçimde temellendirilmiş, taraf sıfatı (husumet) eksikliğinin bir def’i değil, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilecek ve mahkemece de kendiliğinden (resen) gözetilmesi gereken bir konu olduğu vurgulanmıştır.
Terke dayalı boşanma davasının bir başka ayırt edici özelliği, davalının “boşanmayı kabul ediyorum” beyanının sonuca etkili olmamasıdır (TMK m. 184/1-3). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2008/117 sayılı kararında bu ilke açıkça hatırlatılmıştır. Bunun pratik anlamı şudur: terk davası, tarafların iradesine bırakılan bir dava türü değildir; mahkeme, davalının kabulüne bakmaksızın kanunda öngörülen objektif koşulların (altı aylık kesintisiz süre, ihtarın geçerliliği, dönmemekte haklılığın bulunmaması) gerçekten oluşup oluşmadığını kendisi araştırıp karara bağlar.
VII. Terk (TMK m. 164) ile Evlilik Birliğinin Sarsılması (TMK m. 166) Arasındaki Fark
Uygulamada terk vakıası, çoğu zaman evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasının (TMK m. 166) gerekçelerinden biri olarak da ileri sürülür. Ancak ikisi ayrı hukuki kurumlardır ve birbirine karıştırılması ciddi sonuçlar doğurabilir.
| Özellik | Terk (TMK m. 164) | Evlilik Birliğinin Sarsılması (TMK m. 166) |
|---|---|---|
| Boşanma sebebi türü | Özel ve mutlak boşanma sebebi | Genel boşanma sebebi |
| Hâkimin takdir yetkisi | Yok — şartlar oluşunca boşanmaya karar verilir | Var — evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediğini değerlendirir |
| Süre sınırı | 6 ay (4 ay bekleme + ihtar + 2 ay) — dava şartı | Süre sınırı yoktur |
| Dava açma hakkı | Yalnızca terk edilen eşte | Her iki eşte de (kusuru daha ağır olan dahil, itiraz hakkı saklı) |
| Davayı kabulün etkisi | Sonuç doğurmaz (TMK m. 184/1-3) | Evlilik en az 1 yıl sürmüşse anlaşmalı boşanmaya dönüşebilir (TMK m. 166/3) |
Bu ikisinin birbirine karıştırılmasının sonuçlarına dair çok güncel bir örnek, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.02.2026 tarihli, 2025/6860 E. – 2026/1395 K. sayılı kararıdır. Yerel mahkeme, evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166) sebebine dayalı olarak açılan bir davada, kadının “birlik görevlerini yerine getirmekten kaçınmak maksadıyla erkeği terk edip bir daha dönmediğini” kusur olarak yükleyip boşanmaya karar vermiştir. Yargıtay bu kararı bozmuştur: davacı erkeğin TMK m. 164’e (terk) dayalı ayrıca açılmış bir davası bulunmadığından, terk vakıasının kadına TMK m. 166 davasında doğrudan kusur olarak yüklenemeyeceğine hükmedilmiştir. Bu karar, terk iddiasının hukuki sonuç doğurması için TMK m. 164’ün kendine özgü koşullarıyla (altı ay + ihtar) ayrı bir dava veya talep olarak ileri sürülmesi gerektiğini; aksi hâlde salt “eşini bırakıp gitti” iddiasının genel boşanma davasında otomatik bir kusur unsuru sayılamayacağını göstermektedir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, TMK m. 166’nın 14.11.2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun ile değişen dördüncü fıkrasına göre, herhangi bir boşanma sebebiyle açılmış bir davanın reddine karar verilip bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği kendiliğinden temelden sarsılmış sayılır ve taraflardan birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Bunun pratik sonucu şudur: terk nedeniyle açılan bir dava, ihtardaki şekli bir eksiklik (örneğin süre hatası) nedeniyle reddedilse dahi, bu ret kararının kesinleşmesinden bir yıl sonra ortak hayat hâlâ kurulamamışsa, taraflar bu kez TMK m. 166/4’e dayanarak yeniden boşanma davası açabilir.
VIII. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Terk nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesi, yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en az altı aydan beri birlikte oturulan yer mahkemesidir (TMK m. 168). Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kanun metni şu şekildedir:
“Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.” (TMK m. 168)
Bu düzenleme davacıya seçimlik bir yetki tanır: dava, davacının yerleşim yeri mahkemesinde, davalının yerleşim yeri mahkemesinde veya tarafların dava açılmadan önce en az altı ay birlikte yaşadıkları son adresin bağlı olduğu mahkemede açılabilir. İhtarın da aynı mahkeme kanalıyla istenmiş olması, süreç bakımından pratik kolaylık sağlar.
IX. Terk Nedeniyle Boşanmada Tazminat ve Nafaka
Terk edilen, kusursuz veya daha az kusurlu eş, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Madde metni şu şekildedir:
“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” (TMK m. 174)
Nafaka bakımından ise kusur belirleyicidir. TMK m. 175’e göre, “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir; nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” Terk davasında kusur genellikle terk eden veya terke zorlayan eşe ait olduğundan, bu eş kural olarak yoksulluk nafakası talep edemez; buna karşılık terk edilen eş, kendi kusuru bulunmadığı veya karşı taraftan daha az olduğu sürece nafaka talebinde bulunabilir.
X. Dava Süreci Nasıl İşler?
Terk nedeniyle boşanma davası, aile mahkemesinde (bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesinde) açılır. Dava dilekçesinde ihtarın tarihi, tebliğ tarihi ve tebliğden itibaren geçen süre açıkça belirtilmeli, ihtarın yukarıda IV. başlıkta anlatılan şekli şartları taşıdığı gösterilmelidir — çünkü mahkeme bu şartları esasa girmeden önce kendiliğinden inceler ve eksiklik hâlinde davayı dava şartı yokluğundan reddeder. Süreç boyunca tedbir nafakası talep edilebilir; talep varsa mahkeme bu konuda dava tarihinden itibaren hüküm kurar.
Sık Sorulan Sorular
Terk nedeniyle boşanma davası açmadan önce ne kadar beklemem gerekir?
Toplamda en az altı ay. Eşinizin ortak konutu terk ettiği veya haklı sebep olmaksızın dönmediği tarihten itibaren dört ay geçmeden ihtar isteyemezsiniz; ihtar tebliğ edildikten sonra da en az iki ay beklemeden dava açamazsınız (TMK m. 164). Bu süreler hâkim veya taraflarca kısaltılamaz; kanunda öngörülenden farklı bir süre verilmesi ihtarı geçersiz kılar.
Eşim daha yeni evi terk etti, hemen ihtar çekebilir miyim?
Hayır. Dört aylık bekleme süresi dolmadan istenen ihtar geçersizdir ve buna dayalı dava reddedilir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2006/10651 K.). Ayrıca, önceki bir ihtar geçersizlik nedeniyle reddedilmişse, dört aylık süre yeniden o ret kararının kesinleşme tarihinden işlemeye başlar (2013/3468 K.).
Eve dön ihtarı nasıl ve kime çektirilir?
İhtar, terk edilen eşin istemi üzerine aile mahkemesi hâkimi veya noter tarafından, esası incelenmeden düzenlenir (TMK m. 164/2). İhtarda davet edilen konutun açık adresi, gerekiyorsa anahtarın nerede olduğu, yol giderinin gönderildiği ve iki ay içinde dönülmesi gerektiği açıkça belirtilmelidir; bu unsurlardan biri eksikse ihtar dava şartı olarak geçersiz sayılabilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2008/117 K.).
Eşim beni evden kovdu ya da geri dönmemi engelledi, terk eden ben mi sayılırım?
Hayır. TMK m. 164/1’in son cümlesi, diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı sebep olmaksızın dönmesini engelleyen eşi de “terk etmiş” sayar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/484 sayılı kararına göre evden kovulan veya fiilen ayrılmaya zorlanan eş “terk edilen” konumundadır ve dava açma hakkı ona aittir; kovan veya engelleyen eşin terk nedenine dayalı dava açma hakkı yoktur.
Terk eden eş boşanma davası açabilir mi?
TMK m. 164’e dayalı olarak hayır; bu davayı açma hakkı yalnızca terk edilen eşe tanınmıştır. Terk eden eşin bu sebeple dava açması hâlinde dava, taraf sıfatı (husumet) yokluğundan reddedilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2009/484 K.). Terk eden eş isterse evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166) gibi başka bir hukuki sebebe dayanarak dava açabilir.
İhtara rağmen eşim eve döndü ama kısa süre sonra tekrar ayrıldı, ne olur?
Kısa süreli, samimiyetten uzak dönüşler terk süresini kesmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2020/6373 K. sayılı kararında, ihtar sonrası eve dönen ancak kısa süre içinde tekrar ayrılan eşin “dönmekte samimi olmadığı” kabul edilerek terk davasının kabulüne karar verilmiştir. Ancak bu değerlendirme somut delillere dayanmalıdır; salt iddia yeterli değildir.
Terk davasında davalı “boşanmayı kabul ediyorum” derse dava hemen sonuçlanır mı?
Hayır. Terk nedenine dayanan boşanma davasında davalının davayı kabul beyanı sonuca etkili değildir (TMK m. 184/1-3). Mahkeme, davayı kabul beyanına bakmaksızın kanunda aranan objektif koşulların (altı aylık süre, ihtarın geçerliliği, dönmemekte haklılığın bulunmaması) gerçekten oluşup oluşmadığını kendisi araştırıp karara bağlar.
Terk nedeniyle mi yoksa evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle mi dava açmalıyım?
Şartları taşıyorsanız TMK m. 164 (terk) tercih edilebilir, çünkü mutlak bir sebeptir ve hâkimin ayrıca takdir yetkisi yoktur; ancak altı aylık kesintisiz süre ve geçerli bir ihtar şartını gerektirir. TMK m. 166 (evlilik birliğinin sarsılması) süre sınırı aramaz ama hâkimin evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini değerlendirmesini gerektirir. Terk vakıası, ayrı bir TMK m. 164 davası açılmadıkça TMK m. 166 davasında otomatik olarak kusur sayılmaz (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2026/1395 K.).
Terk eden eş nafaka alabilir mi?
Kural olarak hayır. TMK m. 175 uyarınca yoksulluk nafakası, kusuru daha ağır olmayan tarafa tanınır; terk eden veya terke zorlayan eş kusurlu kabul edildiğinden yoksulluk nafakası talep edemez. Buna karşılık terk edilen, kusursuz veya daha az kusurlu eş, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat isteyebilir.
İhtardan uzun süre sonra dava açarsam davam reddedilir mi?
Tek başına hayır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2019/12399 K. sayılı kararında, ihtardan iki yıl sonra açılan bir davanın salt bu nedenle “dürüstlük kuralına aykırı” sayılıp reddedilemeyeceğine, kanunun aradığı tek koşulun ihtardan sonra en az iki ay geçmiş olması olduğuna hükmedilmiştir. Ancak davalının bu süre içinde ayrı yaşamakta haklı hâle gelip gelmediği ayrıca değerlendirilebilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, aile hukuku başta olmak üzere dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

