Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu (TCK-233)

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu

İçindekiler

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 233. maddesinde düzenlenen ve aile hukukundan doğan bakım, eğitim ve destek olma yükümlülüklerinin yerine getirilmemesini cezalandıran bir suç tipidir.

18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7593 sayılı Kanun‘un 3. maddesiyle cezalar artırılmıştır:

  • Birinci fıkra (bakım, eğitim veya destek yükümlülüğünün ihlali) üç aydan iki yıla kadar hapis,
  • İkinci fıkra (hamile eşi çaresiz durumda terk) altı aydan iki yıla kadar hapis,
  • Üçüncü fıkra (çocuğu ağır tehlikeye sokma) bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
  • Aynı değişiklikle maddeye eklenen dördüncü fıkraya göre, birinci veya üçüncü fıkradaki fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürülmesi (TCK m. 81, 82) ya da neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralanması (TCK m. 87/2, 4) hâlinde, şikâyet aranmaksızın, faile verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.

Dört fıkradan oluşan madde; bu yükümlülükleri ihlal etmeyi (birinci fıkra), hamile eşi veya kendisinden gebe kalmış kadını çaresiz durumda terk etmeyi (ikinci fıkra) ve çocuğunu ağır şekilde tehlikeye sokan ana-babanın davranışını (üçüncü fıkra) yaptırıma bağlar. Bu yazıda aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu, güncel ceza miktarlarıyla birlikte, özellikle halk arasında sıkça karıştırılan nafaka ödememe durumundan farkını hukuki çerçevede ele alıyoruz.

Bu madde, boşanmış veya ayrı yaşayan eşinden bakım ve destek alamayan kişileri, hamileyken terk edilmiş kadınları ve çocuğunun bakımını ağır biçimde ihmal riskiyle karşı karşıya olan aileleri yakından ilgilendirir. Anlatım boyunca, terk edilen kadın ve bakımsız kalan çocuk daima korunması gereken taraf olarak ele alınmakta; bağımlılık gibi durumlardan söz edilirken damgalayıcı bir dil kullanılmamakta ve anne ile baba arasında hiçbir ön yargılı ayrım yapılmamaktadır.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu Nedir? (TCK 233)

Bu suç, aile hukukunun (özellikle Türk Medeni Kanunu‘nun) kişilere yüklediği bakım, eğitim ve destek yükümlülüklerinin ceza yaptırımıyla güvence altına alınmasını sağlar. Aile bireyleri arasındaki dayanışma ve koruma ödevleri kural olarak medeni hukukun konusudur; ancak kanun koyucu, bu ödevlerin belirli ve ağır biçimlerde ihlal edilmesini, aile düzenini zedeleyen bir suç olarak da düzenlemiştir. Böylece madde, medeni hukuk ile ceza hukuku arasında bir köprü kurar.

Maddenin üç fıkrası farklı durumları kapsar ve önemli bir özellik taşır: fıkralar, şikâyet rejimi bakımından birbirinden ayrılır. Yalnızca birinci fıkra şikâyete tabidir; ikinci ve üçüncü fıkralar resen soruşturulur. Bu ayrım, maddenin doğru anlaşılması için baştan akılda tutulmalıdır.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu ile Korunan Hukuki Değer

Bu suçla korunan hukuki değer, aile bireylerinin bakım ve destek görme hakkı ile aile içi dayanışma düzenidir. Özellikle korunmaya muhtaç durumdaki kişiler (bakıma muhtaç çocuklar, hamile kadınlar ve destek olmaksızın yaşamını sürdüremeyecek aile bireyleri) bu korumanın merkezinde yer alır. Üçüncü fıkra bakımından ise korunan değer, doğrudan çocuğun ahlakı, güvenliği ve sağlığıdır.

Suç, failin belirli bir sıfata (aile hukukundan doğan yükümlülük altındaki kişi, eş veya ana-baba) sahip olmasını gerektirdiğinden özgü suç niteliğindedir. Bu yönüyle madde, bölümün genel sistematiğiyle uyumludur; herkes değil, yalnızca ilgili aile hukuku ilişkisinin tarafı olan kişi fail olabilir.

Maddenin, boşanma ve ayrılık süreçlerinin toplumsal yaygınlığı nedeniyle geniş bir okuyucu kitlesini ilgilendirdiğini de belirtmek gerekir. Burada önemli olan, tarafların (anne veya baba) hiçbir ön yargıyla değerlendirilmemesidir. Bakım, eğitim veya destek yükümlülüğü, cinsiyete göre değil, aile hukukunun somut olaya uyguladığı kurallara göre belirlenir; dolayısıyla bu suçun faili de mağduru da duruma göre anne ya da baba olabilir. Bu tarafsız yaklaşım, hem hukuki doğruluk hem de sürecin ortasında kalan çocuğun yararı bakımından zorunludur.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunun Maddi Unsurları ve Üç Fıkra

FıkraFiilSoruşturmaCeza (7593 s.K. sonrası, 18.08.2026’dan itibaren)
1. fıkraBakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün ihlaliŞikâyete tabi3 aydan 2 yıla kadar hapis
2. fıkraHamile eşi veya gebe kadını çaresiz durumda terk etmeResen6 aydan 2 yıla kadar hapis
3. fıkraÇocuğun ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır tehlikeye sokmaResen1 yıldan 3 yıla kadar hapis
4. fıkra (Ek: 8/8/2026-7593/3 md.)1. veya 3. fıkradaki fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürülmesi (m.81, 82) veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralanması (m.87/2, 4)Şikâyet aranmaksızınVerilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır

Birinci Fıkra: Bakım, Eğitim veya Destek Yükümlülüğünün İhlali

Birinci fıkra, aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiyi, şikâyet üzerine üç aydan iki yıla kadar hapisle cezalandırır. Bu yükümlülüğün kapsamı, ceza hukuku tarafından değil, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir; yani hangi kişinin, kime karşı, hangi bakım veya destek yükümlülüğü altında olduğu aile hukukunun kurallarına göre saptanır, ceza yargılaması bu medeni yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğini değerlendirir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 20.11.2018 tarihli ve 2016/17102 E. – 2018/15270 K. sayılı kararına göre, bakım yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğinin tespiti soyut iddiayla değil somut araştırmayla yapılmalıdır: sanığın gelirine oranla yardım yapıp yapmadığının çevreden ve komşulardan araştırılması, müşterek çocukların da dinlenilmesi gerekir. Aynı kararda Yargıtay, birinci fıkranın CMK’nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca zorunlu uzlaştırma kapsamında olduğunu ve usulüne uygun bir uzlaştırma önerisi sunulmadan kurulan hükmün bozma nedeni oluşturacağını vurgulamıştır — uygulamada sıkça gözden kaçan bu usuli güvence, davanın erken aşamasında değerlendirilmesi gereken kritik bir noktadır.

İkinci Fıkra: Hamile veya Gebe Kadını Çaresiz Durumda Terk

İkinci fıkra, hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kaldığını bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseyi altı aydan iki yıla kadar hapisle cezalandırır. Bu fıkranın uygulanması için failin, kadının gebeliğini bilmesi ve terk edilen kadının çaresiz bir durumda kalması aranır. Terk edilen hamile kadın, bu suçta daima korunan ve mağdur konumundaki taraftır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 09.12.2019 tarihli ve 2018/7243 E. – 2019/17364 K. sayılı kararına göre, ikinci fıkranın uygulanabilmesi için beş şart birlikte gerçekleşmelidir:

(1) sanıkla mağdurun evli olmaları ya da evli olmasalar bile sürekli birlikte yaşamaları,

(2) evli olmaları durumunda sanığın mağdurun hamile kaldığını bilmesi,

(3) evli olmayıp sürekli birlikte yaşama durumunda sanığın mağdurun kendisinden hamile kaldığını bilmesi,

(4) evli olmama hâlinde mağdurun sanıktan başkasıyla da evli olmaması ve

(5) mağdurun çaresiz durumda bırakılmış olması. Yargıtay, “birlikte yaşama” ve “gebeliğin failden olması” gibi unsurların soyut iddiayla değil, somut delillerle (tanık beyanı, tıbbi tespit vb.) kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konması gerektiğini, aksi hâlde kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulacağını belirtmiştir.

Üçüncü Fıkra: Çocuğu Ağır Tehlikeye Sokan Ana-Baba

Üçüncü fıkra, velayet hakları kaldırılmış olsa dahi, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı ya da onur kırıcı tavır ve hareketler sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya babayı bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırır. Bu fıkra aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmaktadır.

Dördüncü Fıkra: Çocuğun Ölümü veya Ağır Yaralanmasıyla Sonuçlanan Hâller (Yeni — 7593 sayılı Kanun)

18 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren 7593 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle TCK m. 233’e eklenen dördüncü fıkraya göre, birinci fıkradaki bakım/eğitim/destek yükümlülüğünün veya üçüncü fıkradaki özen yükümlülüğünün ihlali; çocuğun kasten öldürülmesi (TCK m. 81, 82) ya da neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralanması (TCK m. 87, fıkra 2 ve 4) sonucunu doğurmuşsa, bu durumda şikâyet aranmaksızın, faile TCK m. 233 uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır. Bu düzenleme, yükümlülük ihlalinin çocuğun hayatını veya bedensel bütünlüğünü doğrudan tehdit eden en ağır sonuçlara yol açtığı hâllerde caydırıcılığı artırmayı amaçlamaktadır. Fıkranın ikinci ve üçüncü fıkralardan farkı, resen soruşturulan bu hâllerde artık şikâyet şartının kanun gereği tamamen ortadan kalkmış olmasıdır.

En Kritik Ayrım: TCK 233/1 ile Nafaka Ödememe (İİK 344) Farkı

Bu maddenin en yüksek pratik değer taşıyan ve en çok karıştırılan yönü, birinci fıkranın nafaka ödememe durumundan tamamen farklı bir hukuki mekanizma olmasıdır. Boşanma veya ayrılık sonrası bakım desteği alamayan pek çok kişi, sorununun TCK 233 mü yoksa nafaka icra süreci mi olduğunu bilmediği için karışık aramalar yapar. Bu iki müessese birbirinden şu şekilde ayrılır:

ÖlçütNafaka Ödememe (İİK m. 344)Aile Hukukundan Yükümlülüğün İhlali (TCK 233/1)
Hukuki niteliğiTazyik hapsi (icra tedbiri)Gerçek ceza yaptırımı (TCK suçu)
AmacıÖdemeye zorlamaCezalandırma
Adli sicil (sabıka)İşlemezİşler
Ön koşulKesinleşmiş nafaka ilamı ve icra takibiKesinleşmiş nafaka kararı şart değil
Sona ermesiBorç ödenince derhal tahliyeYargılama sonucu belirlenir

Nafaka ödememe, İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi kapsamındadır. Burada kesinleşmiş bir nafaka ilamı icra takibine konulduktan sonra, ödeme yapılmazsa alacaklının şikâyeti üzerine borçlu hakkında tazyik hapsi uygulanır. Bu bir ceza değil, ödemeye zorlayan bir icra tedbiridir; adli sicile (sabıka kaydına) işlemez ve borç ödendiğinde kişi derhal tahliye edilir. Amaç, kişiyi cezalandırmak değil, ödemeye zorlamaktır.

Buna karşılık TCK 233/1, gerçek bir cezai suçtur: sabıka kaydına işler ve uygulanabilmesi için mutlaka kesinleşmiş bir mahkeme nafaka kararının varlığı şart değildir. Yani aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlali, bir nafaka ilamı bulunmasa dahi gündeme gelebilir. Bu ikili yapının doğru anlaşılması, hem hak arayan hem de böyle bir isnatla karşılaşan kişiler için belirleyicidir; iki müessese asla birbirinin yerine geçecek biçimde kullanılmamalıdır.

Bu ayrımın pratikte nasıl işlediğini bir örnekle somutlaştırmak gerekirse: Bir kişi, mahkemece hükmedilmiş ve kesinleşmiş bir nafaka borcunu ödemiyorsa, alacaklı bunu icra takibine koyar ve ödeme yapılmaması hâlinde İİK m. 344 uyarınca tazyik hapsi yolunu işletir; borç ödenirse hapis sona erer ve bu kaydın sabıkaya bir etkisi olmaz. Buna karşılık aile hukukundan doğan bakım veya destek yükümlülüğünün, henüz bir nafaka kararı bulunmasa dahi, ağır biçimde ihlal edildiği bir durumda TCK 233/1 kapsamında ceza soruşturması gündeme gelebilir. Uygulamada bu iki yolun bir arada bulunabildiği hâller de vardır; ancak her birinin işleyişi, koşulları ve sonuçları farklı olduğundan, hangi yola başvurulacağının bir avukatla birlikte belirlenmesi önemlidir.

Terk Suçu (TCK 97) ile Karıştırılması

Uygulamada sık görülen bir başka nitelendirme sorunu, TCK 233/1 ile terk suçu (TCK 97) arasındaki karışıklıktır. Terk suçu, yaşı veya hastalığı nedeniyle kendini idare edemeyecek durumdaki bir kişiyi, koruma ve gözetim yükümlülüğü altında olan kişinin terk etmesini düzenler ve “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Aile hukukundan doğan bakım/eğitim/destek yükümlülüğünün ihlali ise kendine özgü ayrı bir düzenlemedir.

Yargıtay, birden fazla kararında, alt derece mahkemelerinin TCK 233/1 yerine hatalı biçimde terk suçunu (TCK 97) uyguladığını belirterek bozma kararı vermiştir. Örneğin Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin E. 2014/27185, K. 2014/30637, 27.10.2014 tarihli kararında, kendilerini idare edemeyecek durumdaki çocukları babaya bırakıp evi terk eden anne bakımından, olayın terk suçu değil aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu ayrım, uygulanacak hüküm ve suçun niteliği bakımından belirleyicidir.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunda Şikâyet ve Uzlaştırma Rejimi: Fıkralara Göre Farklılaşma

Bu maddenin iskeletini oluşturan bir diğer önemli nokta, şikâyet ve uzlaştırma rejiminin madde içinde fıkradan fıkraya değişmesidir:

  • Birinci fıkra: Şikâyete tabidir ve uzlaştırma kapsamındadır.
  • İkinci fıkra: Resen soruşturulur; şikâyet aranmaz.
  • Üçüncü fıkra: Resen soruşturulur; şikâyet aranmaz.

Bu üçlü ayrımın pratik sonuçları vardır. Yalnızca birinci fıkra bakımından, mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi hâlinde dava düşer; nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin E. 2020/18785, K. 2020/19050, 09.12.2020 tarihli kararı, birinci fıkra bakımından şikâyetten vazgeçmenin düşme sonucu doğurduğu yönündedir. Ayrıca birinci fıkra uzlaştırma kapsamında olduğundan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında uzlaştırma prosedürünün işletilmesi gerekir; bir Yargıtay kararında, şikâyete tabi bu suçta uzlaştırma önerisinde bulunulmamasının bozma nedeni sayıldığı görülmektedir. İkinci ve üçüncü fıkralar ise resen soruşturulduğundan bu usuller onlar bakımından uygulanmaz.

Üçüncü Fıkra: Çocuğun Ağır Tehlikeye Sokulması

Üçüncü fıkra, çocuğun korunması bakımından maddenin en hassas hükmüdür. Fıkra; itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı ya da onur kırıcı tavır ve hareketler sonucu, maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya babayı cezalandırır. Dikkat çekici bir nokta, bu fıkranın velayet hakları kaldırılmış olsa dahi uygulanabilmesidir; yani velayetin alınmış olması, ana-babanın bu fıkra kapsamındaki ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bu fıkra ele alınırken önemli bir denge gözetilmelidir: burada cezalandırılan, bağımlılığın kendisi değil, bu tür durumların sonucunda çocuğun ağır tehlikeye sokulmasıdır. Bağımlılık, tıbbi ve sosyal boyutları olan bir durumdur; damgalayıcı bir yaklaşımla ele alınması doğru değildir. Kanunun aradığı, çocuğun ahlak, güvenlik ve sağlığının ağır biçimde tehlikeye girmiş olmasıdır. Sıradan ebeveyn kusurları veya geçici ihmaller değil, çocuğu ciddi ve ağır bir riske sokan özen noksanlığı bu fıkra kapsamına girer. Bu değerlendirme, çocuğun üstün yararı gözetilerek ve her olayın somut koşullarına göre yapılır.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunda Manevi Unsur

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu kastla işlenen bir suçtur. Birinci fıkrada failin, üzerine düşen bakım, eğitim veya destek yükümlülüğünü bilerek yerine getirmemesi; ikinci fıkrada kadının gebeliğini bilerek onu çaresiz durumda terk etmesi; üçüncü fıkrada ise özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal ederek çocuğu tehlikeye sokması aranır. Bu suç, bölümün genel yapısına uygun olarak taksirle işlenemez; taksirli tek istisna, önceki maddede (TCK 231/2) düzenlenen sağlık kurumundaki çocuk karışıklığıdır.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunda Soruşturma, Yaptırım ve Görevli Mahkeme

Yukarıda açıklandığı üzere, yalnızca birinci fıkra şikâyete tabidir; ikinci ve üçüncü fıkralar resen soruşturulur. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Öngörülen cezalar (bir yıla kadar veya üç aydan bir yıla kadar hapis) düşük olduğundan, koşulları varsa cezanın ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve adli para cezasına çevirme gibi kurumlar sık gündeme gelir.

Dava zamanaşımı, öngörülen cezalar beş yılı aşmadığından kural olarak sekiz yıldır. Birinci fıkra bakımından ayrıca şikâyet süresine (fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay) dikkat edilmelidir; bu sürenin kaçırılması, birinci fıkra bakımından soruşturma imkânını ortadan kaldırabilir. Eğitim yükümlülüğünün ihlaline ilişkin iddialarda ise, örneğin çocuğun okula devam durumunun ayrıca araştırılması gerektiği; salt bir kaydın varlığının yeterli sayılmayıp fiili durumun incelenmesi gerektiği içtihatta vurgulanmıştır.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs bakımından, birinci ve üçüncü fıkralardaki suçlar çoğunlukla ihmali (yükümlülüğün yerine getirilmemesi, özen gösterilmemesi) davranışlarla işlendiğinden, bu hâllerde teşebbüs kural olarak mümkün olmaz. İkinci fıkradaki terk fiili bakımından ise teşebbüs, somut olayın özelliklerine göre sınırlı biçimde gündeme gelebilir.

İştirak bakımından suç özgü suç olduğundan, asıl fail ancak yükümlülük altındaki kişidir; bu sıfatı taşımayanlar şerik olarak sorumlu tutulabilir.

İçtima bakımından ise, aynı fiil hem TCK 233 hem de başka bir suçu (örneğin çocuğa yönelik başka bir suç) oluşturuyorsa, suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirme yapılır. Bu madde ile bölümün diğer bir suçu olan çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu (TCK 234) arasında da “aile içi yükümlülük ve otorite” ekseninde bir yakınlık bulunur.

765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma

Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da aile bireylerine karşı yükümlülüklerin ihlaline ilişkin hükümler bulunuyordu. Yürürlükteki 5237 sayılı TCK, bu suçu üç fıkralı ve şikâyet rejimi bakımından farklılaştırılmış bir yapıya kavuşturmuş; özellikle hamile kadının çaresiz durumda terk edilmesi ile çocuğun ağır tehlikeye sokulmasını ayrı fıkralarda düzenleyerek korumayı belirginleştirmiştir. Eski tarihli olaylarda lehe kanun değerlendirmesi gerekebilirse de, bugün işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm yürürlükteki 233. maddedir.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu Hakkında Yargıtay Karar Analizleri

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunda Anayasa Mahkemesi İptal Kararı Sonrası Basit Yargılama Usulünün Değerlendirilmesi Zorunluluğu

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/12324 E. – 2023/22140 K., 05.10.2023 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında, eşi ve çocuğuyla birlikte yaşadığı evden ayrıldıktan sonra evin doğal gaz ve su aboneliklerini iptal ettirerek kesilmesine sebebiyet vermesi eylemi nedeniyle aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali (TCK m. 233/1) suçundan adli para cezası kararı verilmiştir. Sanık müdafiinin temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi; süregelen yargılama aşamasında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda, TCK m. 7’deki lehe kanun ilkesi uyarınca sanık hakkında “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirme yapılma zorunluluğu bulunduğunu belirterek yerel mahkeme hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararında, usul hukukundaki lehe düzenlemelerin sanık lehine uygulanması ilkesine dayanmıştır. 7188 sayılı Kanun ile CMK m. 251’e eklenen “Basit Yargılama Usulü” kapsamındaki suçlar yönünden, Anayasa Mahkemesinin geçici maddelerdeki sınırlayıcı ibareyi iptal etmesi hukuki durumu değiştirmiştir.

İnceleme konusu TCK m. 233/1’de düzenlenen suçun ceza miktarı itibarıyla basit yargılama usulüne tabi olduğu değerlendirilmiştir. Anayasa’nın 38. maddesi ile TCK’nın 7. maddesinde güvence altına alınan “zaman bakımından uygulama” ve lehe kanun ilkeleri uyarınca, sanık lehine sonuç doğurabilecek olan basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağının yerel mahkemece yeniden ele alınması gerektiği gerekçe gösterilmiştir.

“…5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; Anayasa’nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 7 inci ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu bozmayı gerektirmiştir.”

Değerlendirme

Bu karar, ceza muhakemesinde usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanması ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının derhal derdest dosyalara yansıması ilkesini vurgulamaktadır.

Basit yargılama usulü, kapsama giren suçlar bakımından mahkûmiyet halinde cezada dörtte bir oranında indirim öngören lehe bir kurumdur. Yargılama sürecinde sanık lehine imkân tanıyan yeni bir usul kuralı veya Anayasa Mahkemesi iptal kararı ortaya çıktığında, bu durum öncelikli bir bozma nedeni teşkil eder. Yargıtay, esas denetimine girmeden önce sanığın lehe olan usul güvencelerinden yararlanma hakkını ön planda tutarak yerel mahkemenin öncelikle bu değerlendirmeyi yapması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Çocuğun Sevgi Evine Bırakılması Durumunda Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu ve Zamanaşımı Başlangıcı

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2024/7827 E. – 2024/14785 K., 19.11.2024 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında, öz çocuğu olan mağdura karşı bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmeyerek sevgi evine bırakılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle açılan davada İlk Derece Mahkemesince beraat kararı verilmiştir. Katılan vekili ve temsil kayyımının temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi; çocuğa karşı işlenen bu suçta zamanaşımının çocuk 18 yaşını doldurana kadar işlemeyeceğini hatırlatmış, ayrıca sanığın hayatın olağan akışına aykırı savunmalarına itibar edilerek beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bularak hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararında öncelikle dava zamanaşımına ilişkin hukuki düzenlemeyi ele almıştır. TCK m. 66/6 uyarınca üstsoy tarafından altsoya karşı işlenen suçlarda dava zamanaşımı süresinin mağdurun 18 yaşını bitirdiği tarihten itibaren başlayacağı ve bu nedenle olayda zamanaşımının dolmadığı tespit edilmiştir.

Esasa ilişkin değerlendirmede ise, katılan çocuğun sevgi evine bırakılmış olması ve sanığın “telefonunu kaybettiği, tanığa ulaşamadığı, başka ile çalışmaya gittiği için çocuğunu görmeye gelemediği” yönündeki beyanlarının hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı vurgulanmıştır. Sanığın aile hukukundan doğan bakım, gözetim ve destek yükümlülüğünü ihlal ettiği sabit olduğu halde yetersiz gerekçeyle verilen beraat kararı bozma sebebi sayılmıştır.

“…çalışmak için başka ile gittiğinden çocuğunu görmeye gelemediğine dair hayatın olağan akışına olmayan savunması ve katılanın tanık tarafından sevgi evine bırakıldığının anlaşılması karşısında atılı suçun oluştuğu ve sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden dosya kapsamıyla uygun olmayan gerekçeyle sanığın beraatine karar verilmesi… BOZULMASINA…”

Değerlendirme

Bu karar, anne ve babanın çocuk üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün sınırlarını ve bu yükümlülüğün ihlali halinde ceza sorumluluğunun doğacağını vurgulaması açısından önemlidir.

TCK m. 233/1 uyarınca, aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü ihlal eden kişi cezalandırılır. Velayet hakkına sahip ebeveynlerin çocuklarını mazeretsiz olarak terk etmesi, ilgilenmemesi ve devlet korumasına (sevgi evine) bırakılmasına sebebiyet vermesi soyut mazeretlerle geçiştirilemez. Yargıtay, hayatın olağan akışına aykırı savunmalara itibar edilmemesi gerektiğini ve çocuğun ergin olacağı tarihe kadar zamanaşımının işlemeyeceğini belirterek çocukların hukuki koruma alanını güçlendirmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Nafaka ödememek TCK 233 kapsamında suç mudur?

Nafaka ödememe ile TCK 233/1 farklı mekanizmalardır. Kesinleşmiş nafaka ilamının ödenmemesi, İcra ve İflas Kanunu m. 344 kapsamında tazyik hapsiyle yaptırıma bağlanır; bu bir ceza değil, ödemeye zorlayan bir icra tedbiridir ve sabıka kaydına işlemez, borç ödenince tahliye sağlanır. TCK 233/1 ise gerçek bir cezai suçtur, sabıkaya işler ve uygulanması için kesinleşmiş nafaka kararı şart değildir.

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunun cezası nedir?

18 Ağustos 2026 tarihli 7593 sayılı Kanun değişikliği sonrası: bakım, eğitim veya destek yükümlülüğünün ihlali (1. fıkra) şikâyet üzerine üç aydan iki yıla kadar hapisle; hamile eşi veya gebe kadını çaresiz durumda terk etme (2. fıkra) altı aydan iki yıla kadar hapisle; çocuğu ağır tehlikeye sokma (3. fıkra) ise bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır. Bu fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürülmesi veya ağırlaşmış yaralanmasıyla sonuçlanması hâlinde (4. fıkra), şikâyet aranmaksızın ceza yarısından iki katına kadar artırılır. Cezalar arttığından, koşulları varsa erteleme, HAGB veya adli para cezası gündeme gelebilir; ancak üst sınırın 2 yıl ve 3 yılı bulması, önceki döneme göre HAGB ve erteleme değerlendirmesinin daha dikkatli yapılmasını gerektirir.

Bu suç şikâyete tabi midir?

Rejim fıkraya göre değişir. Yalnızca birinci fıkra (bakım, eğitim veya destek yükümlülüğünün ihlali) şikâyete tabidir ve uzlaştırma kapsamındadır; şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde dava düşer. İkinci ve üçüncü fıkralar ise resen soruşturulur ve uzlaştırma kapsamında değildir.

Hamile eşini terk etmek suç mudur?

Evet. TCK 233/2, hamile olduğunu bildiği eşini veya kendisinden gebe kaldığını bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseyi üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır. Bu fıkra resen soruşturulur; terk edilen hamile kadın korunan ve mağdur konumundaki taraftır.

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçu Bakımından Sonuç

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu (TCK 233), 18 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren 7593 sayılı Kanun değişikliğiyle ceza miktarları artırılmış ve çocuğun ölümü/ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hâller için yeni bir ağırlaştırıcı fıkra eklenmiş, aile bireylerinin bakım ve destek görme hakkını koruyan dört fıkralı bir suç tipidir.

Bu suç tipi, aile düzenine karşı suçlar bölümünün bir parçasıdır; bölümün diğer suçları ve genel çerçevesi için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz. Bakım, destek veya nafaka kaynaklı bir uyuşmazlıkla ya da bu maddeye ilişkin bir isnatla karşı karşıyaysanız, İstanbul’da ceza hukuku alanında sunduğumuz hizmetler kapsamında bilgi alabilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir