İçindekiler
Hayasızca hareketler suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 225. maddesinde düzenlenen ve genel ahlaka karşı suçlar bölümünün en yalın hükmünü oluşturan bir suç tipidir. Madde metnine göre “alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Tek fıkradan oluşan bu düzenleme, kısa metnine rağmen uygulamada özellikle cinsel taciz suçuyla (TCK 105) karıştırıldığı için dikkatli bir değerlendirme gerektirir. Bu yazıda hayasızca hareketler suçunun unsurlarını, cezasını, benzer suçlardan farkını ve yargılama usulünü ele alıyoruz.
Suç, adından da anlaşılacağı üzere toplumun ortak edep ve hayâ duygusunu koruma amacı taşır. Bu nedenle belirli bir kişiyi hedef alan değil, topluma açık ortamda gerçekleştirilen cinsel nitelikli davranışları cezalandırır. Bu yönüyle, genel ahlaka karşı suçlar bölümünde aynı alt grupta yer aldığı müstehcenlik suçu (TCK 226) ile ortak bir korunan değer temeline sahiptir. Aşağıda önce suçun temelini oluşturan kavramları, ardından da benzer suçlardan ayrıldığı kritik noktayı ayrıntılı olarak inceliyoruz.
Hayasızca Hareketler Suçu Nedir? (TCK 225)
Hayasızca hareketler suçu, iki seçimlik hareketten en az birinin alenen gerçekleştirilmesiyle oluşur: alenen cinsel ilişkide bulunmak veya teşhircilik yapmak. Kanun, bu iki davranıştan herhangi birini yeterli görür; ikisinin bir arada bulunması gerekmez. Bu nedenle suç, öğretide “seçimlik hareketli suç” olarak nitelendirilir.
Suçun en belirleyici özelliği, bir sırf hareket suçu olmasıdır. Yani suçun tamamlanması için hareketin dış dünyada ayrı bir netice (zarar veya somut bir sonuç) doğurması aranmaz; aleniyet koşulu gerçekleştiği anda, hareketin yapılmasıyla suç tamamlanır. Bu yönüyle hayasızca hareketler, belirli bir kişinin zarar görmesini gerektirmeyen, topluma karşı işlenmiş sayılan bir suçtur.
Teşhircilik kavramı, cinsel organın veya cinsel nitelikteki vücut bölgelerinin, belirli bir kişiye yöneltilmeksizin sergilenmesini ifade eder. Buradaki kritik ifade “belirli bir kişiye yöneltilmeksizin”dir; çünkü davranış belirli bir kişiye yöneltildiğinde suç niteliği değişir. Bu ayrımı aşağıda ayrı bir başlıkta ele alıyoruz.
Hayasızca Hareketler Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Hayasızca hareketler suçuyla korunan hukuki değer, toplumun genel ahlak anlayışı ve ortak edep-hayâ duygusudur. Bu suç, kişilerin cinsel dokunulmazlığına karşı işlenen suçlardan (TCK 102-105) farklı bir mantığa dayanır: orada korunan değer bireyin cinsel dokunulmazlığı ve cinsel özgürlüğüyken, burada korunan değer toplumsaldır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hakkında genel bir çerçeve için cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar yazımıza bakabilirsiniz.
Bu fark yalnızca hedef alınan değer bakımından değil, niteliği bakımından da önemlidir. Cinsel taciz suçunda belirli bir mağdurun rahatsız edilmesi söz konusudur; hayasızca hareketler suçunda ise mağdur, toplumun tamamıdır. Bu nedenle suç “mağdursuz suç” olarak da anılır; yani belirli bir mağduru olmayan, ancak toplumun geneline karşı işlenmiş sayılan bir suçtur. Bu özellik, suçun neden resen (şikâyet aranmaksızın) soruşturulduğunu da açıklar.
Korunan değerin toplumsal niteliği, suçun TCK sistematiği içindeki yerini de belirler. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, “Kişilere Karşı Suçlar” kısmında düzenlenmişken; hayasızca hareketler “Topluma Karşı Suçlar” kısmının genel ahlaka karşı suçlar bölümünde yer alır. Bu yerleşim, tesadüfi değildir: kanun koyucu, davranışın bireysel bir mağduru olmadığında dahi, toplumun ortak edep ve hayâ duygusunun korunmasında kamusal bir yarar görmüştür. Nitekim “genel ahlak” ölçütü, toplumun belli bir kesiminin değil, genel kabul görmüş ortak değerlerin esas alınmasıyla belirlenir; bu da suçun değerlendirilmesinde nesnel bir çerçeve sağlar.
Hayasızca Hareketler Suçunda Sırf Hareket Suçu, Seçimlik Hareket ve Soyut Tehlike Kavramları
Hayasızca hareketler suçu, ceza hukukunun bazı temel kavramlarını anlamak için iyi bir örnektir. Bu kavramları sade bir dille açıklamak, suçun yapısını kavramayı kolaylaştırır.
Sırf hareket suçu, tamamlanması için ayrı bir netice aranmayan suçtur. Yani failin hareketiyle birlikte, dış dünyada başka bir sonucun (bir zararın ya da somut bir değişikliğin) meydana gelmesi gerekmez; hareketin yapılması suçun tamamlanması için yeterlidir. Hayasızca hareketlerde de, alenen cinsel ilişki veya teşhircilik davranışının aleniyet koşuluyla birlikte gerçekleşmesi suçun tamamlanması için yeterlidir; ayrıca birinin bundan zarar görmesi aranmaz.
Seçimlik hareketli suç, kanunda birden fazla hareketin sayıldığı ve bunlardan herhangi birinin gerçekleşmesinin suçun oluşması için yeterli olduğu suçtur. TCK 225’te “alenen cinsel ilişkide bulunma” ve “teşhircilik yapma” olmak üzere iki seçimlik hareket öngörülmüştür; bu iki davranıştan yalnızca biri dahi suçu oluşturur. Her ikisinin aynı olayda birlikte bulunması, kural olarak tek suç oluşturur, birden fazla suç sayılmaz.
Soyut tehlike suçu ise, belirli bir zararın ya da somut bir tehlikenin doğması aranmadan, davranışın kendisinin taşıdığı genel (soyut) tehlike nedeniyle cezalandırılan suçtur. Bu bölümdeki suçların çoğu, korunan toplumsal değer bakımından soyut tehlike suçu niteliği gösterir; kanun koyucu, davranışın toplumun ortak ahlak anlayışı için taşıdığı genel tehlikeyi yeterli görmüştür.
Hayasızca Hareketler Suçunun Maddi Unsurları
Fiil: Alenen Cinsel İlişki ve Teşhircilik
Maddede iki seçimlik hareket öngörülmüştür. Birincisi, alenen cinsel ilişkide bulunmaktır. Burada iki kişinin, belirsiz sayıda kişi tarafından görülebilecek bir ortamda cinsel ilişkiye girmesi söz konusudur. İkincisi, teşhircilik yapmaktır; bu da cinsel organ veya cinsel nitelikteki vücut bölgelerinin aleni biçimde sergilenmesidir. Her iki davranışın ortak paydası, cinsel nitelik taşımaları ve alenen gerçekleştirilmeleridir.
Teşhircilik bakımından altı çizilmesi gereken nokta, davranışın belirli bir kişiye yöneltilmemiş olmasıdır. Cinsel nitelikteki bölgelerin genel bir sergilenmesi, herhangi bir kişiyi hedef almaksızın toplumun algısına açık biçimde gerçekleştiğinde bu suç kapsamındadır. Buna karşılık aynı davranış belirli bir kişiye yöneltildiğinde nitelendirme değişir ve aşağıda ele alacağımız cinsel taciz tartışması gündeme gelir. Bu ayrım, teşhircilik kavramının hem tanımında hem de uygulanmasında belirleyici olan sınır çizgisidir.
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failin belirli bir sıfata sahip olmasını aramaz. Alenen cinsel ilişki hâlinde suç, iki kişinin birlikte gerçekleştirdiği bir davranışla işlenebilir; bu durumda her iki kişi de ayrı ayrı fail konumundadır. Suçun mağduru ise, yukarıda açıklandığı gibi, belirli bir kişi değil bizzat toplumdur. Bu nedenle mağdurun rızası ya da mağdurun kim olduğunun tespiti gibi kavramlar bu suç bakımından işlevsizdir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Aleniyet Unsuru: Suçun Temel Şartı
Hayasızca hareketler suçunun en kritik unsuru aleniyettir. Aleniyet, fiilin belirsiz ve önceden belirlenemeyen sayıda kişi tarafından görülmeye, algılanmaya elverişli bir ortamda gerçekleşmesini ifade eder. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, fiilin fiilen görülmüş olmasının şart olmadığıdır; önemli olan, fiilin görülebilme ihtimalini taşıyan bir yerde yapılmış olmasıdır. Yargısal uygulamada da aleniyetin, fiilin gerçekleştiği yerin niteliğine göre, görülmeye elverişlilik ölçütüyle belirlendiği kabul edilir.
Bu ölçüt pratik açıdan büyük önem taşır. Örneğin herkese açık bir alanda gerçekleştirilen bir fiil, o an kimse tarafından görülmemiş olsa bile aleniyet unsurunu taşıyabilir; çünkü belirsiz sayıda kişinin görme ihtimali mevcuttur. Buna karşılık, dışarıdan görülmesi mümkün olmayan tamamen kapalı ve özel bir mekânda gerçekleşen davranış, aleniyet unsurunu taşımadığından bu suçu oluşturmaz. Dolayısıyla somut olayda fiilin gerçekleştiği yerin, üçüncü kişilerin algısına açık olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir.
Aleniyet unsuru, suçun toplumsal niteliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. Kanun koyucu, cinsel nitelikli davranışın kendisini değil, bu davranışın toplumun genelinin algısına açık biçimde sergilenmesini cezalandırır. Bu nedenle özel alanda, rıza dâhilinde ve topluma kapalı biçimde gerçekleşen davranışlar bu suçun kapsamı dışındadır.
Hayasızca Hareketler Suçunda Manevi Unsur: Kast
Hayasızca hareketler suçu yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, hem cinsel nitelikteki hareketi bilerek ve isteyerek yapması hem de bu hareketin alenen (belirsiz sayıda kişinin görebileceği bir ortamda) gerçekleştiğinin bilincinde olması gerekir. Bu iki hususu kapsayan genel kast, suçun oluşması için yeterlidir; maddede ayrıca özel bir amaç veya saik aranmamıştır.
Failin cinsel tatmin amacı gütmesi de şart değildir. Örneğin provokatif, protesto amaçlı ya da başka bir saikle yapılan bir teşhir davranışı da, cinsel nitelik ve aleniyet unsurları taşıdığı sürece suçu oluşturabilir. Buna karşılık, failin fiilinin aleni olduğunu bilmediği veya bilemeyecek durumda olduğu hâllerde kastın varlığı tartışmalı hâle gelir ve her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
TCK 225 ile Cinsel Taciz (TCK 105) Arasındaki Fark
Bu yazının en kritik noktası, hayasızca hareketler suçu (TCK 225) ile cinsel taciz suçu (TCK 105) arasındaki ayrımdır. Uygulamada bu iki suç sıkça karıştırılır; oysa aralarındaki fark, hem suçun niteliğini hem de öngörülen cezayı belirleyen temel bir ölçüte dayanır: fiilin belirli bir kişiyi hedef alıp almadığı.
Eğer cinsel nitelikli davranış belirli ve hedef alınan bir kişiye yöneltilmişse, artık hayasızca hareketler değil, cinsel taciz suçu (TCK 105) gündeme gelir. Cinsel taciz, bir kişinin cinsel amaçla ve o kişiyi hedef alarak rahatsız edilmesidir; korunan değer bireyin cinsel dokunulmazlığı ve huzurudur. Buna karşılık hayasızca hareketler suçunda davranış, belirli bir kişiye yöneltilmeksizin, toplumun geneline açık biçimde gerçekleştirilir; korunan değer toplumsal ahlaktır.
Bu ayrımın pratik sonucu büyüktür. Cinsel taciz suçunun cezası ve nitelikli hâlleri, hayasızca hareketler suçuna göre daha ağırdır; ayrıca cinsel taciz kural olarak soruşturması ve kovuşturması şikâyete bağlı bir suçken, hayasızca hareketler resen soruşturulur. Dolayısıyla somut bir olayda davranışın hedef gözeten mi yoksa hedefsiz mi olduğu, hangi maddenin uygulanacağını ve sürecin nasıl işleyeceğini doğrudan belirler. Yargısal uygulamada da, fiilin belirli bir mağduru hedef alması hâlinde cinsel taciz hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Özetle: hedef alma varsa TCK 105 (cinsel taciz), hedef alma yoksa TCK 225 (hayasızca hareketler). Bu iki suç, korunan hukuki değerin bireysel mi toplumsal mı olduğu ekseninde birbirinden ayrılır. Somut olayınızda hangi suçun oluştuğunun değerlendirilmesi için bir ceza hukuku alanında çalışan bir avukattan destek almanız yerinde olur.
| Ölçüt | Hayasızca Hareketler (TCK 225) | Cinsel Taciz (TCK 105) |
|---|---|---|
| Fiilin yönü | Belirli bir kişiyi hedef almaz | Belirli bir kişiyi hedef alır |
| Korunan değer | Toplumsal ahlak, ortak edep-hayâ | Bireyin cinsel dokunulmazlığı ve huzuru |
| Mağdur | Toplum (belirli mağdur yok) | Hedef alınan belirli kişi |
| Soruşturma | Resen (şikâyet aranmaz) | Kural olarak şikâyete bağlı |
| Aleniyet | Zorunlu unsur | Zorunlu değil |
Hayasızca Hareketler Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs
Hayasızca hareketler bir sırf hareket suçu olduğundan, kural olarak hareketin gerçekleşmesiyle suç tamamlanır ve teşebbüs aşamasının uygulanması sınırlıdır. Bununla birlikte, hareketin icrasına başlanıp elde olmayan nedenlerle tamamlanamadığı, örneğin fiilin aleniyet kazanmasından hemen önce kesildiği istisnai durumlarda teşebbüs hükümleri tartışılabilir. Bu değerlendirme, hareketin bölünebilir olup olmadığına göre yapılır.
İştirak
Suça iştirak mümkündür. Özellikle alenen cinsel ilişki hâlinde iki kişinin birlikte hareket etmesi tipik bir örnektir; bu durumda her iki kişi de fiili birlikte gerçekleştiren fail olarak sorumlu tutulur. Ayrıca fiili azmettiren veya fiile yardım eden kişiler bakımından da iştirak hükümleri uygulanabilir.
İçtima
Hayasızca hareketler fiili başka bir suçla birlikte işlenmişse, suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirme yapılır. Örneğin aynı fiil hem belirli bir kişiyi hedef alıyor hem de topluma açık biçimde gerçekleşiyorsa, hangi suçun oluştuğu (ya da fikri içtima kurallarının uygulanıp uygulanmayacağı) somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Ancak yukarıda açıklandığı gibi, hedef alma unsuru mevcutsa öncelikli olarak cinsel taciz hükümleri gündeme gelir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Yaptırım, HAGB, Erteleme ve Adli Para Cezası
Hayasızca hareketler suçunun cezası, altı aydan bir yıla kadar hapistir. Maddede doğrudan bir nitelikli hâl (cezayı artıran özel durum) öngörülmemiştir; ceza tek fıkrada, sabit bir aralık olarak belirlenmiştir. Bu görece düşük ceza aralığı, uygulamada bir dizi lehe kurumun gündeme gelmesini sağlar.
Kısa süreli hapis cezası söz konusu olduğundan, koşulları varsa hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir. Ayrıca sanığın kişilik özellikleri ve diğer koşullar uygun olduğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kurumları uygulanabilir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı, failin adli sicili, kusurunun ağırlığı ve mahkemenin takdiri gibi etkenlere bağlıdır; her olayda ayrı değerlendirilir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Hayasızca hareketler suçu resen soruşturulur; yani soruşturmanın başlaması için bir mağdurun şikâyette bulunması gerekmez. Bu, suçun topluma karşı işlenmiş sayılmasının doğal bir sonucudur. Suç, uzlaştırma kapsamında da değildir.
Suça bakmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Dava zamanaşımı bakımından ise, öngörülen ceza üst sınırı dikkate alındığında, suç genel kurallara göre sekiz yıllık dava zamanaşımına tabidir. Bu süre içinde soruşturma veya kovuşturma yapılmazsa dava zamanaşımı gündeme gelir; ancak zamanaşımını kesen ve durduran işlemler bu sürenin hesabını etkileyebilir.
Suçun tekrar işlenmesi hâlinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; bu durum, sonraki suçun infaz rejimini ve denetimli serbestlik uygulamasını etkiler. Ayrıca somut olayda başka bir suçun da işlendiği hâllerde, o suça bağlı olarak müsadere gibi güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. Hükmedilecek cezanın türü ve infazı, verilen hapis cezasının süresine, adli para cezasına çevrilip çevrilmediğine ve HAGB ya da erteleme kararı verilip verilmediğine göre şekillenir; bu nedenle her aşamada ceza türleri ve seçenek yaptırımlar bakımından doğru bir değerlendirme önem taşır.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da benzer davranışları cezalandıran hükümler bulunuyordu; ancak bunlar “adabı umumiyeye ve nizamı aileye karşı cürümler” başlığı altında ve farklı bir sistematikle düzenlenmişti. Yürürlükteki 5237 sayılı TCK, bu davranışları daha sade bir dille ve “genel ahlaka karşı suçlar” başlığı altında toplamıştır. Eski düzenlemeden temel farklardan biri, yürürlükteki metnin “hayasızca hareketler” kavramını teşhircilik ve alenen cinsel ilişki olarak somutlaştırmasıdır.
Bu karşılaştırma, yalnızca akademik bir merak konusu değildir; eski tarihli olaylarda hangi kanunun uygulanacağı, lehe kanun uygulaması bakımından önem taşıyabilir. Ancak günümüzde işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm, yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 225. maddesidir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Savunma Bakımından Öne Çıkan Hususlar
Hayasızca hareketler isnadıyla yürütülen bir soruşturma veya kovuşturmada, savunmanın odaklanabileceği başlıca noktalar suçun kurucu unsurlarından türer. İlk olarak aleniyet unsuru titizlikle incelenmelidir: fiilin gerçekleştiği yerin, belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli olup olmadığı belirleyicidir. Tamamen kapalı ve dışarıdan algılanması mümkün olmayan bir ortamda gerçekleşen davranış, aleniyet unsurunu taşımadığından bu suçu oluşturmayabilir.
İkinci olarak, fiilin niteliği ve yönü değerlendirilmelidir. Davranış belirli bir kişiyi hedef alıyorsa, bu durumda TCK 225 değil, farklı bir suç tipi (örneğin cinsel taciz) gündeme gelebilir; bu nitelendirme, uygulanacak hükmü, cezayı ve soruşturmanın şikâyete bağlı olup olmadığını doğrudan etkiler. Üçüncü olarak, failin kastının bulunup bulunmadığı, özellikle fiilin aleniyetinin fail tarafından bilinip bilinmediği ele alınmalıdır.
Bu değerlendirmeler, delillerin niteliğine ve olayın somut koşullarına göre değişir. Bu nedenle böyle bir isnatla karşılaşan kişilerin, sürecin başında bir avukatla birlikte hareket etmesi, hem doğru nitelendirmenin yapılması hem de lehe kurumlardan (adli para cezasına çevirme, erteleme, HAGB) yararlanma imkânlarının değerlendirilmesi bakımından önem taşır.
Hayasızca Hareketler Suçu Hakkında Yargıtay Karar Analizleri
Aleni Alanda Cinsel Teşhircilik Eyleminde Suç Vasıflandırması: Hayasızca Hareketlerde Bulunma ile Cinsel Taciz Suçu Ayrımı
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/3143 E. – 2019/7014 K., 09.04.2019 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında parkta alenen cinsel organını göstermesi eylemi nedeniyle dava açılmıştır. Yerel mahkemece eylemin belirli bir kişiye yönelik olduğu kabul edilerek cinsel taciz suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiş, hayasızca hareketlerde bulunma suçundan ise ceza verilmesine yer olmadığına yönünde hüküm kurulmuştur. O yer Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesi; eylemin belirli bir kişiyi hedef almadığını, müştekinin de eylemin kendisine yönelik olmadığını açıkça beyan ettiğini belirterek, fiilin TCK m. 225’te düzenlenen “hayasızca hareketlerde bulunma” suçunu oluşturduğunu vurgulamış ve suç vasfındaki yanılgı nedeniyle kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararında, cinsel içeriğe sahip aleni eylemlerin suç vasfını belirlerken eylemin hedeflendiği kişi ögesini ve kamuya açıklık boyutunu esas almıştır. Kamusal bir alan olan parkta gerçekleşen cinsel organı alenen gösterme fiilinde, mağdurun eylemin doğrudan şahsına yönelmediğine dair beyanı dikkate alındığında, hareketin belirli bir kişiyi taciz etme kastıyla yapılmadığı anlaşılmaktadır. Yargıtay, belirli bir kişiye yönelmeyen ancak kamusal alanda genel edep ve haya duygularını alenen ihlal eden bu eylemin TCK m. 225 kapsamındaki “hayasızca hareketlerde bulunma” suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.
“…sanığın, parkta alenen cinsel organını göstermesi biçiminde gerçekleşen eyleminde, müştekinin, ‘sanığın eyleminin kendisine yönelik olmadığı ve cinsel organını alenen teşhir ettiği yönündeki beyanı’ da dikkate alındığında, sanığın eyleminin belli bir kişiye yönelik olmaması karşısında, eylemin TCK’nın 225. maddesinde düzenlenen hayasızca hareketlerde bulunma suçunu oluşturduğu ve bu suç yönünden sanık hakkında hüküm kurulması gerekirken, eylemin yanlış yorumlanarak kişiye yönelik olmadığı halde cinsel taciz suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip, hayasızca hareketlerde bulunma suçundan ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, hayasızca hareketlerde bulunma suçu (TCK m. 225) ile cinsel taciz suçu (TCK m. 105) arasındaki ayrım çizgisini ve korunan hukuki değer farkını net bir şekilde ortaya koyması bakımından önemlidir.
Cinsel taciz suçunda korunan hukuki değer bireyin cinsel özgürlüğü, huzur ve sükûnudur; bu nedenle fiilin belirli ya da belirlenebilir bir kişiyi hedef alması şarttır. Hayasızca hareketlerde bulunma suçunda ise korunan hukuki değer toplumsal haya, genel ahlak ve kamu edebidir. Kamusal alanda herhangi bir bireyi hedef almaksızın alenen gerçekleştirilen cinsel teşhircilik eylemleri bireysel bir cinsel tacizi değil, toplumun edep ve haya hislerini zedeleyen TCK m. 225 kapsamındaki suçu oluşturur. Yargıtay, eylemin muhatabı ve yöneliş yönü doğru analiz edilmeden yapılan vasıflandırmanın hukuka aykırı olduğunu netçe tescil etmiştir.
Umuma Açık Alanda Teşhir Eylemi, Aleniyet Unsuru ve İhtiyaç Giderme Savunmasının Değerlendirilmesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2024/1346 E. – 2025/1089 K., 20.01.2025 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında hayasızca hareketler suçundan verilen mahkûmiyet kararı temyiz edilmiştir. Sanık müdafii; sanığın sıkıştığı için evinin yakınlarında kimsenin olmadığını düşündüğü karanlık bir alanda ihtiyacını giderdiğini, sokakta kimsenin bulunmaması nedeniyle suç kastının olmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay 4. Ceza Dairesi; olay yeri krokisine göre eylemin çocuk parkı tarafındaki yaya kaldırımı üzerinde, umuma açık ve yerleşim yerlerinden görülebilecek bir noktada gerçekleştiğini, ihbar ile polis müdahalesi arasındaki sürenin savunmayı doğrulamadığını belirterek yerel mahkemenin mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararında, TCK m. 225 bünyesinde düzenlenen hayasızca hareketler suçunun maddi unsurlarından “aleniyet” kavramını ve eylemin gerçekleştiği mekanın hukuki niteliğini incelemiştir. Kararda; eylemin icra edildiği yerin çocuk parkı hizasındaki yaya kaldırımı olduğu, bu alanın umuma açık nitelik taşıdığı ve çevredeki yerleşim yerlerinden kolaylıkla görülebilecek konumda bulunduğu vurgulanmıştır.
Sanığın “karanlık alanda ihtiyaç giderme” şeklindeki savunması, olay yerinin objektif özellikleri, ihbar saati ve kolluğun intikal süresi dikkate alınarak reddedilmiştir. Mahkemenin delilleri eksiksiz tartışarak ulaştığı vicdani kanının, suç tipine ve kanuna uygun olduğu belirtilmiştir.
“…sanığın cinsel organını teşhir ettiği yerin, caddenin çocuk parkı tarafındaki yaya kaldırımı üzerinde olduğu, umuma açık olan bu noktanın yerleşim yerlerinden de görülebileceği, sanık hakkında yapılan ihbar saatiyle polis memurlarının olay yerine intikal ettikleri saat arasında 10 dakikanın bulunduğu, bu sebeple sanığın ihtiyaç giderdiğine ilişkin savunmasına itibar edilmeyerek sanığın üzerine atılı suçu işlediğine… yönelik Mahkemenin takdir ve gerekçesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir.”
Değerlendirme
Bu karar, hayasızca hareketler suçunda (TCK m. 225) aleniyet Unsurunun tespiti ve failin subjektif savunmalarının objektif deliller karşısındaki hukuki değeri bakımından emsal nitelik taşımaktadır.
Ceza hukukunda aleniyet; eylemin belirsiz sayıda kişi tarafından görülme veya algılanma imkânının bulunmasını ifade eder. Fiilin fiilen birden fazla kişi tarafından görülmüş olması şart olmayıp, gerçekleştiği mekan itibarıyla umuma açık ve dışarıdan (yerleşim yerlerinden) algılanmaya elverişli olması aleniyet unsurunun gerçekleşmesi için yeterlidir. Yaya kaldırımı ve çocuk parkı çevresi gibi kamuya açık alanlarda gerçekleştirilen teşhir eylemlerinde, failin “etrafta kimse yoktu” veya “sıkıştığım için ihtiyacımı gideriyordum” şeklindeki savunmaları, mekanın umuma açıklık vasfını ve suçun genel kastını ortadan kaldırmaz.
Araç İçerisinde Gerçekleştirilen Cinsel Eylemlerde Aleniyet Unsurunun Tespiti, Aydınlatma Şartları ve Keşif Yükümlülüğü
Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi, 2011/11725 E. – 2012/8781 K., 21.09.2012 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında hususi bir otomobil içerisinde gerçekleşen cinsel eylem nedeniyle hayasızca hareketlerde bulunma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Sanığın temyiz başvurusu üzerine inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi; eylemin gece vakti araç içinde gerçekleşmesi karşısında, olay yerindeki sokak lambası veya diğer ışık kaynaklarının bulunup bulunmadığının, gözlem mesafesinin ve eylemin dışarıdan net olarak algılanabilirlik imkânının araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Daire, kolluk tutanağı mümzilerinin dinlenmesi ve gerektiğinde olay saatine uygun şekilde tatbiki keşif yapılarak “aleniyet” unsurunun kesin olarak belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak eksik incelemeyle kurulan mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay kararında, TCK m. 225 bünyesinde düzenlenen hayasızca hareketler suçunun sübut bulması için “aleniyet” unsurunun somut olayda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gerektiğini esas almıştır. Bir otomobilin içinde icra edilen eylemlerde, fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülme veya algılanma imkânının bulunup bulunmadığı; olayın gerçekleştiği saat, ışık yoğunluğu ve izleme mesafesi gibi objektif koşullara bağlıdır.
Daire; yalnızca tutanak içeriğiyle yetinilmesini yetersiz bulmuş, tutanak mümzisi polis memurlarının yeniden dinlenilerek görüş mesafesi ve aydınlatma koşullarının ayrıntılandırılmasını ve tereddüt halinde olay mahalinde aynı saatte keşif yapılmasını zorunlu kılmıştır.
“…olay gecesi olay yerinde olay mahallini aydınlatabilecek durumda sokak lambaları ya da başkaca ışık kaynağı bulunup bulunmadığı, otomobil içerisinde oral seks yaptırdığı belirtilen sanık …’yi bu durumdayken ne kadar bir mesafeden görüp bu eylemi farkettiklerinin sorulup, gerektiğinde olay mahallinde olay saatine uygun zamanda tatbiki keşif yapmak suretiyle olayda aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin kesin biçimde belirlendikten sonra tüm verilerle birlikte sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken bu hususlar yerine getirilmeden eksik araştırmayla yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, kapalı mekan veya araç içi niteliğindeki alanlarda gerçekleştirilen cinsel eylemlerde aleniyet unsurunun aranması ve ispata ilişkin usul ilkelerinin belirlenmesi açısından önemlidir.
Ceza hukukunda hayasızca hareketler suçunun oluşabilmesi için eylemin yalnızca kamusal bir alanda yapılması yetmez, eylemin dışarıdan algılanabilir nitelikte olması yani aleniyet kazanması gerekir. Özel bir araç her ne kadar tam manasıyla konut sayılmasa da, gece vakti karanlık bir noktada duran ve içi doğrudan görünmeyen bir vasıtada gerçekleşen fiillerde aleniyet Unsurunun varlığı kendiliğinden kabul edilemez. Yargıtay, bu kararıyla mahkûmiyet için soyut kolluk beyanlarını yeterli görmemiş; fiziki şartların, ışık durumunun ve mesafe faktörünün keşif gibi somut delillerle şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulması gerektiğini teyit etmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hayasızca hareketler suçunun cezası nedir?
Hayasızca hareketler suçunun cezası, TCK 225’e göre altı aydan bir yıla kadar hapistir. Maddede ayrı bir nitelikli hâl öngörülmemiştir. Ceza aralığı düşük olduğundan, koşulları varsa adli para cezasına çevirme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi gibi kurumlar gündeme gelebilir.
Hayasızca hareketler ile cinsel taciz arasındaki fark nedir?
Temel fark, fiilin belirli bir kişiyi hedef alıp almadığıdır. Cinsel nitelikli davranış belirli bir kişiye yöneltilmişse cinsel taciz (TCK 105), belirli bir kişiye yöneltilmeksizin toplumun geneline açık biçimde yapılmışsa hayasızca hareketler (TCK 225) suçu oluşur. Cinsel taciz kural olarak şikâyete tabiyken, hayasızca hareketler resen soruşturulur.
Hayasızca hareketler suçunda HAGB veya erteleme mümkün müdür?
Suçun ceza aralığı düşük olduğundan, kanuni koşulların bulunması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi uygulanabilir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı failin adli sicili, kusurun ağırlığı ve mahkemenin takdirine bağlıdır; her somut olayda ayrıca değerlendirilir.
Fiilin fiilen görülmüş olması şart mıdır?
Hayır. Aleniyet unsuru için fiilin gerçekten görülmüş olması aranmaz; fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli bir ortamda gerçekleşmesi yeterlidir. Yani görülebilme ihtimalini taşıyan aleni bir yerde yapılan davranış, o an kimse görmese dahi suçu oluşturabilir.
Hayasızca Hareketler Suçu Bakımından Sonuç
Hayasızca hareketler suçu (TCK 225), tek fıkralı ve yalın yapısına rağmen doğru nitelendirilmesi önem taşıyan bir suç tipidir. Suçun temelini aleniyet unsuru oluşturur; fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli bir ortamda gerçekleşmesi yeterlidir, fiilen görülmüş olması aranmaz. Suçun en kritik ayrımı ise cinsel taciz (TCK 105) ile arasındaki hedef alma farkıdır: davranış belirli bir kişiyi hedef alıyorsa cinsel taciz, hedefsiz ve topluma açıksa hayasızca hareketler suçu gündeme gelir. Suç yalnızca kastla işlenir, resen soruşturulur ve asliye ceza mahkemesinde görülür.
Bu suç tipi, genel ahlaka karşı suçlar bölümünün bir parçasıdır; bölümün diğer suçları ve genel çerçevesi için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar