İçindekiler
Hukuka uygunluk nedenleri, bir fiil suçun kanuni tanımına uysa dahi onu baştan itibaren hukuka uygun kılan ve failin cezalandırılmasını engelleyen hâllerdir. Türk Ceza Kanunu’nda meşru savunmanın yanı sıra kanunun hükmünü yerine getirme, amirin emri, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası da hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Bu rehberde meşru savunma dışındaki hukuka uygunluk nedenlerini tek tek inceliyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığı altında yer alır.
Hukuka Uygunluk Nedeni Nedir?
Bir fiilin suç oluşturması için hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygunluk nedeni bulunan hâllerde ise fiil, hukuk düzeni tarafından baştan itibaren hukuka uygun kabul edilir; dolayısıyla ortada bir suç yoktur. Bunun en önemli sonucu, faile ceza verilmemesi ve kural olarak tazminat sorumluluğunun da doğmamasıdır. Türk Ceza Kanunu‘nda düzenlenen hukuka uygunluk nedenleri; meşru savunma (TCK 25/1), kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1), amirin emri (TCK 24/2), hakkın kullanılması (TCK 26/1) ve ilgilinin rızasıdır (TCK 26/2). Meşru savunma ayrı bir rehberde ele alındığından, burada diğer dört neden incelenmektedir.
Kanunun Hükmünü Yerine Getirme (TCK 24/1)
TCK 24/1’e göre kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Bir kişi, kanundan doğan bir yetkiyi veya görevi kullanırken bir başkasının hakkına müdahale etmiş olsa dahi, bu fiil hukuka uygundur. Örneğin bir kolluk görevlisinin, kanunda öngörülen koşullar gerçekleştiğinde bir kişiyi yakalaması, kişi hürriyetini kısıtlayan bir fiil olsa da suç oluşturmaz; çünkü kanunun kendisine tanıdığı yetkiyi kullanmaktadır.
Bu hukuka uygunluk nedeninin geçerli olabilmesi için müdahalenin gerçekten kanuni bir dayanağının bulunması ve kanunda öngörülen sınırlar içinde kalması gerekir. Kanuni yetkinin sınırının aşılması hâlinde fiil artık hukuka uygun sayılmaz.
Amirin Emrini Yerine Getirme (TCK 24/2)
TCK 24/2’ye göre; yetkili bir merciden verilip yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan kişi sorumlu olmaz. Kamu hizmetinin düzenli yürümesi, astın yetkili amirden aldığı bağlayıcı emirleri yerine getirmesini gerektirir. Bu nedenle kural olarak, hukuka uygun ve bağlayıcı bir emri uygulayan astın ceza sorumluluğu doğmaz; sorumluluk emri verene aittir.
Ancak bu kuralın çok önemli bir istisnası vardır: konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Böyle bir emri uygulayan ast ile emri veren amir birlikte sorumlu olur. Örneğin bir amirin, bir kişiye işkence yapılması yönündeki emri açıkça suç oluşturduğundan, bu emri yerine getiren görevli de sorumluluktan kurtulamaz. Yalnızca emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği istisnai hâllerde sorumluluk emri verene ait olur.
Hakkın Kullanılması (TCK 26/1)
TCK 26/1’e göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Hukuk düzeninin tanıdığı bir hakkın, sınırları içinde kullanılması hukuka uygundur. Bu hakkın kaynağı bir kanun, meslek kuralları ya da genel hukuk ilkeleri olabilir. Klasik örnekler arasında bir avukatın müvekkilini savunurken dava dilekçesinde karşı tarafa ilişkin iddialarda bulunması, bir gazetecinin haber verme ve eleştiri hakkını kullanması ya da bir doktorun tıbbi müdahalede bulunması sayılabilir.
Hakkın kullanılmasının hukuka uygunluk sağlaması için hakkın gerçekten var olması, kullanımın hakkın amacına ve sınırlarına uygun olması gerekir. Hakkın kötüye kullanılması veya sınırlarının aşılması hâlinde fiil hukuka aykırı hâle gelir; örneğin haber verme sınırını aşan ve kişiyi küçük düşürmeyi amaçlayan ifadeler hakaret suçu oluşturabilir.
İlgilinin Rızası (TCK 26/2)
TCK 26/2’ye göre; kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez. Kişi, kendi tasarrufunda olan bir hak bakımından rıza gösterdiğinde, bu rıza fiili hukuka uygun kılar. Örneğin bir kişinin malını bir başkasına vermeye rıza göstermesi hâlinde hırsızlık ya da mala zarar verme suçu oluşmaz.
Rızanın hukuka uygunluk sağlayabilmesi için birkaç koşul aranır: rızayı açıklayan kişinin bu konuda ehil olması, rızanın özgür iradeyle ve fiilden önce ya da fiil sırasında açıklanmış olması ve en önemlisi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Yaşam hakkı bu kapsamda değildir; bu nedenle bir kişinin öldürülmeye rıza göstermesi fiili hukuka uygun kılmaz. Benzer şekilde vücut bütünlüğü üzerinde de rıza ancak sınırlı ölçüde sonuç doğurur.
Hakkın Kullanılmasında Sınır: Terbiye ve Eleştiri Hakkı
Hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin sınırları, uygulamada özellikle iki alanda tartışılır: terbiye (eğitim) hakkı ve eleştiri (basın) hakkı. Geçmişte ana-babanın çocuğu üzerindeki terbiye hakkı geniş yorumlanmışsa da, günümüzde çocuğa yönelik fiziksel şiddet hiçbir şekilde hukuka uygunluk nedeni sayılmaz; bu tür davranışlar kasten yaralama başta olmak üzere çeşitli suçları oluşturabilir. Terbiye hakkı, ancak şiddet içermeyen, çocuğun yararına yönelik makul yönlendirmeleri kapsar.
Eleştiri ve basın özgürlüğü bakımından ise sınır, ifadenin haber verme ve değer yargısı ortaya koyma amacını aşarak kişiyi küçük düşürmeye yönelmesidir. Kamuoyunu ilgilendiren bir konuda, gerçeklik ve güncellik ölçütlerine uygun, ölçülü ifadeler hakkın kullanılması kapsamında kalır ve hakaret suçu oluşturmaz. Buna karşılık, salt aşağılama amacı taşıyan, konuyla bağı olmayan sövme niteliğindeki ifadeler hakkın kullanılması sınırını aşar ve hukuka aykırı hâle gelir. Bu ölçütlerin somut olayda doğru değerlendirilmesi, çoğu zaman fiilin suç oluşturup oluşturmadığını belirler.
Ortak Özellikler ve Sınırın Aşılması
Hukuka uygunluk nedenlerinin ortak özellikleri şunlardır: fiili baştan itibaren hukuka uygun kılarlar, herkes için geçerlidirler (dolayısıyla fiile iştirak edenler de yararlanır) ve kural olarak tazminat sorumluluğu doğurmazlar. Ayrıca hukuka uygun bir fiile karşı meşru savunma yapılamaz.
Bununla birlikte, hukuka uygunluk nedeninin sınırının aşılması mümkündür. Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesine göre, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın (taksirle) aşılması hâlinde, fiil taksirli hâliyle de cezalandırılıyorsa faile taksirli suçun cezası indirilerek verilir. Bu nedenle bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı kadar, sınırları içinde kalınıp kalınmadığının da doğru değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmelerin isabetli yapılabilmesi için sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak yürütülmesi önerilir.
İlgilinin Rızasında Özel Durumlar: Spor ve Tıbbi Müdahale
İlgilinin rızası, uygulamada en çok spor faaliyetleri ve tıbbi müdahaleler bakımından tartışılır. Boks, güreş, futbol gibi temas içeren sporlarda sporcular, oyunun kurallarına uygun biçimde gerçekleşen ve öngörülebilir nitelikteki yaralanmalara zımnen rıza göstermiş sayılır. Bu nedenle kurallara uygun bir mücadele sırasında meydana gelen yaralanmalar kural olarak suç oluşturmaz. Ancak oyun kurallarının ağır biçimde ihlal edilmesiyle, örneğin oyun durduktan sonra kasten bir rakibe vurulmasıyla ortaya çıkan yaralanmalar rıza kapsamı dışındadır ve kasten yaralama suçunu oluşturabilir.
Tıbbi müdahaleler bakımından da hastanın aydınlatılmış rızası, hekimin fiilini hukuka uygun kılan temel unsurlardan biridir. Hastanın, yapılacak müdahalenin niteliği, riskleri ve sonuçları hakkında bilgilendirildikten sonra verdiği rıza; tıp biliminin gereklerine uygun olarak gerçekleştirilen müdahaleyi hukuka uygun hâle getirir. Rıza alınmadan yapılan ya da tıbbi gereklere aykırı müdahaleler ise ceza ve hukuki sorumluluk doğurabilir. Görüldüğü gibi rıza, her durumda değil, ancak belirli sınırlar içinde ve kişinin tasarruf edebileceği haklar bakımından hukuka uygunluk sağlar.
Hukuka Uygunluk Nedeninde Hata (Putatif Hâller)
Bazı hâllerde fail, gerçekte var olmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğunu sanarak hareket eder. Öğretide “putatif” (varsayımsal) hâller olarak adlandırılan bu durumlar, Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesindeki hata hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Örneğin bir kişinin, kendisine yönelik gerçek bir saldırı bulunmadığı hâlde saldırıya uğradığını sanarak karşı tarafa zarar vermesi, hukuka uygunluk nedeninin maddi şartlarında hataya düşme hâlidir.
TCK 30/3’e göre, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır. Hatanın kaçınılabilir olması hâlinde ise sonuç, olayın koşullarına göre değişir. Bu nedenle bir olayda hukuka uygunluk nedeninin gerçekten var olup olmadığı kadar, failin bu konuda bir yanılgı içinde olup olmadığı da titizlikle incelenmelidir. Bu değerlendirmeler, savunmanın doğru kurulması bakımından belirleyici olabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hukuka uygunluk nedeni ile kusurluluğu kaldıran neden arasındaki fark nedir?
Hukuka uygunluk nedeni fiili baştan hukuka uygun kılar; ortada suç yoktur ve tazminat sorumluluğu da doğmaz. Kusurluluğu kaldıran nedende ise fiil hukuka aykırı kalır, yalnızca failin kusuru bulunmadığı için ceza verilmez; bu hâlde tazminat gündeme gelebilir.
Konusu suç olan bir emri yerine getiren memur sorumlu olur mu?
Evet. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Böyle bir emri uygulayan ast ile emri veren amir birlikte sorumlu olur. Amirin emri, yalnızca hukuka uygun ve bağlayıcı emirler bakımından sorumluluğu ortadan kaldırır.
İlgilinin rızası her suçta hukuka uygunluk sağlar mı?
Hayır. Rıza, yalnızca kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği haklar bakımından hukuka uygunluk sağlar. Yaşam hakkı bu kapsamda olmadığından öldürülmeye rıza sonuç doğurmaz; vücut bütünlüğü üzerinde ise rıza ancak sınırlı ölçüde geçerlidir.
Bir fiilin hukuka uygunluk nedeni kapsamında olup olmadığının doğru değerlendirilmesi, davanın beraatle sonuçlanmasında belirleyici olabilir. İstanbul’da yürüttüğümüz ceza davalarına ilişkin daha fazla bilgi için İstanbul Ceza Avukatı sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
