İçindekiler
Suç işlemeye tahrik suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 214. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Madde, belirli bir kişiye yöneltilmemiş, halka açık ve genel nitelikteki suç işleme çağrılarını cezalandırır. Temel şeklinin cezası altı aydan beş yıla kadar hapistir; ancak ikinci fıkrada düzenlenen ağır hâl için onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis öngörülmüştür.
Maddenin uygulamadaki en kritik noktası, genel hükümlerdeki azmettirme ile arasındaki sınırdır. Belirli bir kişiyi belirli bir suça yönelten davranış azmettirme sayılırken, halka yöneltilen genel ve belirsiz çağrı bu maddeye girer. Bu yazıda suçun unsurlarını, üç fıkrasının birbirinden ne kadar farklı yapılar taşıdığını, cezasını ve benzer suçlardan ayrımını ayrıntılı olarak ele alıyoruz.
Suç İşlemeye Tahrik Suçu Nedir?
TCK 214’e göre; suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (f.1). Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak birbirini öldürmeye tahrik eden kişi ise onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır (f.2). Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde ise tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır (f.3).
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Suç işlemeye yönelik aleni bir çağrı, henüz hiçbir suç işlenmemiş olsa dahi toplumda güvensizlik yaratır ve suç işleme eğilimini besleyebilir. Kanun koyucu bu nedenle çağrının kendisini bağımsız bir suç olarak düzenlemiş, cezalandırma için çağrının sonuç doğurmasını beklememiştir.
Suç, bu haliyle bir tehlike suçudur. Üstelik madde metninde, aynı bölümdeki TCK 217 ile TCK 217/A’dan farklı olarak, fiilin kamu barışını bozmaya “elverişli” olması gibi ek bir şart aranmamıştır. Bu yönüyle madde, bölümün en soyut yapılı tehlike suçlarından biridir: alenen yapılmış bir suç işleme çağrısının varlığı kural olarak yeterlidir. Öğretide, ceza normlarının ifade özgürlüğü karşısındaki sınırı gözetilerek, çağrının somut koşullar içinde gerçekten etkili olabilecek nitelikte bulunması gerektiği de savunulmaktadır.
Suçun Maddi Unsurları
Hareket: Tahrikte Bulunmak
Tahrik, başkalarında suç işleme yönünde bir irade oluşturmaya ya da mevcut eğilimi güçlendirmeye yönelik davranıştır. Açık bir çağrı biçiminde olabileceği gibi, muhatapları harekete geçirmeye elverişli üstü kapalı ifadelerle de gerçekleştirilebilir. Tahrikin yazılı, sözlü, görsel veya işitsel her türlü araçla yapılması mümkündür.
Bir beyanın tahrik sayılabilmesi için muhatapları etkileyebilecek nitelikte olması gerekir. Bir suçun soyut olarak anlatılması, hukuki veya toplumsal yönden tartışılması, eleştirilmesi ya da bilimsel biçimde incelenmesi tahrik değildir. Aynı şekilde bir suç olgusunun haber olarak aktarılması da tahrik oluşturmaz. Sınır, beyanın bilgi verme veya değerlendirme düzeyinden çıkarak muhatapları eyleme yöneltme işlevi kazandığı noktadır.
Tahrikin Konusu: Kanunda Suç Olarak Tanımlanmış Bir Fiil
Tahrikin konusu suç teşkil eden bir fiil olmalıdır. Kanunda suç olarak tanımlanmamış, yalnızca idari yaptırıma bağlanmış ya da hukuka aykırı olmakla birlikte suç oluşturmayan davranışlara yönelik çağrılar bu maddeye girmez. Bu tür çağrılar, koşulları varsa kanunlara uymamaya tahrik suçu bakımından değerlendirilir.
Tahrik konusu suçun belirli olması gerekir mi sorusu öğretide tartışılmıştır. Baskın anlayışa göre, tahrikin muhatabı belirsiz olsa dahi çağrının hangi suça yöneldiğinin anlaşılabilir olması aranır. “Kanunsuz davranın” gibi hiçbir suç tipine bağlanamayan tümüyle soyut söylemler, tipiklik bakımından eksik kalır.
Aleniyet ve Muhatabın Belirsizliği
Madde, tahrikin “alenen” yapılmasını arar. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin duyabileceği, görebileceği veya öğrenebileceği biçimde gerçekleşmesidir. Kamuya açık alanlarda yapılan konuşmalar, mitingler, herkese açık yayınlar ve internet paylaşımları kural olarak bu unsuru karşılar; kapalı bir ortamda sınırlı sayıda belirli kişiye yöneltilen sözler ise karşılamaz.
Aleniyetin doğal sonucu, tahrikin muhatabının belirsiz bir kitle olmasıdır. Bu, maddeyi azmettirmeden ayıran temel ölçüttür ve aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Mağdur ise toplumun kendisidir. Suç işlemeye tahrikte, tahrik konusu suçun potansiyel mağdurları henüz belirli değildir; korunan değer belirli bir kişinin hukuki menfaati değil, toplumsal huzurdur. Bu nedenle tahrike muhatap olan kişilerin mağdur değil, suçun konusunu oluşturan kitle olduğu kabul edilir.
Manevi Unsur: Kast
Suç yalnızca kasten işlenebilir. Failin, beyanının suç işlemeye yönelik bir çağrı niteliği taşıdığını bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Buna karşılık madde, aynı bölümdeki TCK 213 ile TCK 217/A’dan farklı olarak özel bir amaç veya saik aramaz. Failin halkta korku yaratmak, belirli bir sonuca ulaşmak ya da kişisel çıkar sağlamak gibi bir amacı bulunması gerekmez; tahrik kastının varlığı yeterlidir.
Bunun pratik sonucu, savunma alanının bu maddede TCK 213’e kıyasla daha dar olmasıdır. TCK 213’te failin özel amacının bulunmadığının ortaya konması suçu ortadan kaldırırken, TCK 214’te tartışma çoğunlukla beyanın gerçekten bir tahrik niteliği taşıyıp taşımadığı üzerinde yoğunlaşır. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Suç İşlemeye Tahrik Suçunun Cezası
Suçun temel şeklinin cezası altı aydan beş yıla kadar hapistir (f.1). Bu geniş aralık, hâkime somut olayın ağırlığına göre belirleme yapma imkânı tanır. Temel ceza belirlenirken TCK 61 uyarınca tahrikin yapıldığı ortam, muhatap kitlenin büyüklüğü, tahrik konusu suçun ağırlığı, kullanılan ifadelerin yoğunluğu ve failin kastının derecesi gözetilir.
| Fıkra | Fiil | Ceza |
|---|---|---|
| 214/1 | Suç işlemek için alenen tahrik | 6 ay-5 yıl hapis |
| 214/2 | Halkın bir kısmını diğerine karşı silahlandırarak birbirini öldürmeye tahrik | 15-24 yıl hapis |
| 214/3 | Tahrik konusu suçun işlenmesi | İşlenen suça azmettiren sıfatıyla ceza |
| md. 218 | Basın ve yayın yoluyla işlenmesi | Yarı oranına kadar artırım (takdiri) |
Halkı Silahlandırarak Birbirini Öldürmeye Tahrik (TCK 214/2)
İkinci fıkra, birinci fıkradan yalnızca ceza miktarı bakımından değil, yapısı bakımından da ayrılır; öyle ki öğretide çoğu zaman ayrı bir suç tipi gibi ele alınır. Fıkra, halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik etmeyi onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapisle cezalandırır. Bu, kamu barışına karşı suçlar bölümünün en ağır ceza aralığıdır.
Bu ağırlığın nedeni, fıkranın koruduğu değerin kapsamıdır. Birinci fıkrada tehlikeye giren kamu barışı iken, ikinci fıkrada toplumun bir kesiminin diğerine karşı silahlı biçimde harekete geçmesi, yani iç barışın topyekûn çökmesi riski söz konusudur. Kanun koyucu bu riski, kasten öldürme suçlarına yaklaşan bir ceza aralığıyla karşılamıştır.
Fıkranın iki ayırt edici unsuru vardır. Birincisi silahlandırmadır: fiilin yalnızca sözle kalmayıp, halkın bir kesiminin silahla donatılmasına yönelmesi gerekir. İkincisi, tahrikin konusunun öldürme olmasıdır; başka bir suça yönelen silahlandırma çağrıları bu fıkraya girmez. Bu iki unsurdan birinin bulunmadığı hallerde fiil, koşulları varsa birinci fıkra kapsamında değerlendirilir. Fıkranın ceza aralığı, mahkûmiyet halinde belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gibi güvenlik tedbirlerini de doğrudan etkiler.
Tahrik Konusu Suçun İşlenmesi: Azmettiren Sıfatı (TCK 214/3)
Üçüncü fıkra, maddenin genel hükümlerle bağlantısını kurar: tahrik konusu suçların işlenmesi halinde tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır. Yani aleni çağrı üzerine gerçekten bir suç işlenmişse, fail artık yalnızca TCK 214/1’in altı ay-beş yıllık cezasıyla değil, işlenen suçun cezasıyla sorumlu tutulur.
Burada TCK 38’deki azmettirme ile TCK 214 arasındaki ilişkiyi netleştirmek gerekir. Azmettirme, belirli bir kişide belirli bir suçu işleme kararının doğmasını sağlamaktır; muhatap bellidir, suç bellidir ve azmettiren, işlenen suçun cezasıyla cezalandırılır. TCK 214/1 ise muhatabı belirsiz, kitleye yönelik genel bir çağrıyı bağımsız bir suç olarak cezalandırır ve bunun için hiçbir suçun işlenmiş olması gerekmez. Üçüncü fıkra, bu iki durumu birbirine bağlayan köprüdür: aleni ve genel çağrı sonuç doğurduğunda, failin sorumluluğu azmettirme rejimine taşınır. İştirak kurumunun genel çerçevesi için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
Uygulamada bu bağlantının kurulabilmesi için tahrik ile işlenen suç arasında bir nedensellik ilişkisi bulunması aranır. Tahrikten tamamen bağımsız biçimde, kendi kararıyla hareket eden bir failin işlediği suçtan tahrik edeni azmettiren olarak sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu değerlendirme, dosyadaki somut delillere göre yapılır ve savunmanın en önemli tartışma başlıklarından birini oluşturur.
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür. Artırım zorunlu değil takdiridir; hâkim yayının etki alanını ve fiilin ağırlığını gözeterek oranı belirler. TCK 214 bu kapsamdadır.
Hükmün ikinci cümlesi, bu maddede özel bir önem taşır: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Suç işlemeye tahrik iddiaları çoğunlukla söz ve yayın üzerinden gündeme geldiğinden, bir açıklamanın tahrik mi yoksa haber verme ya da eleştiri mi olduğunun ayrıştırılması belirleyici hale gelir. Bir olayın aktarılması, bir görüşün savunulması veya bir uygulamanın sert biçimde eleştirilmesi, muhatapları suç işlemeye yöneltme işlevi kazanmadığı sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez.
Bu ayrım yapılırken açıklamanın bütünü, kullanılan ifadelerin bağlamı, yapıldığı ortam ve muhatap kitle birlikte değerlendirilir. Tek bir cümlenin bağlamından koparılarak ele alınması, hem eleştiri istisnasının hem de tipiklik değerlendirmesinin sağlıklı yapılmasını engeller.
Benzer Suçlardan Farkı
TCK 215 (Suçu ve Suçluyu Övme) ile Farkı: Zaman Yönü
İki madde arasındaki en berrak ölçüt zamandır. TCK 214 ileriye dönüktür: henüz işlenmemiş bir suçun işlenmesi için çağrı yapılır. TCK 215 ise geriye dönüktür: zaten işlenmiş bir suç ya da o suçtan dolayı bir kişi övülür. Ayrıca TCK 215, cezalandırma için kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin doğmasını arar; TCK 214’te böyle bir şart yoktur. Bir beyanın hem geçmişteki bir fiili övüp hem de benzerlerinin işlenmesine çağrı içerdiği hallerde, hangi maddenin uygulanacağı beyanın ağırlık merkezine göre belirlenir.
TCK 217 (Kanunlara Uymamaya Tahrik) ile Farkı: Çağrının Konusu
Her iki madde de aleni tahriki cezalandırır; fark çağrının konusundadır. TCK 214’te çağrı doğrudan bir suça yöneliktir. TCK 217’de ise çağrı, suç teşkil etmeyen kanuni veya idari yükümlülüklere uymamaya ilişkindir. Ayrıca TCK 217, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını açıkça arar ve seçimlik olarak adli para cezası öngörür; TCK 214’te ise elverişlilik şartı metinde yer almaz ve seçimlik para cezası bulunmaz.
TCK 220/8 (Örgüt Propagandası) ile Farkı
TCK 220/8, bir örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek biçimde propaganda yapılmasını cezalandırır. TCK 214 ise herhangi bir örgütle bağlantı aranmaksızın, genel nitelikte bir suç işleme çağrısını konu alır. Ayrım noktası, beyanın belirli bir örgütün yöntemlerine bağlanıp bağlanmadığıdır. Örgüt suçlarının bütünü için suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK 220) yazımızı inceleyebilirsiniz.
TCK 213 (Halkı Tehdit) ile Farkı
TCK 213’te fail, kötülüğü kendisinin gerçekleştireceği izlenimini vererek halkı korkutmayı amaçlar. TCK 214’te ise fail, başkalarını harekete geçirmeye çalışır; kötülüğü bizzat gerçekleştireceğini bildirmez. Ayrıca TCK 213 özel kast (korku ve panik yaratma amacı) ararken, TCK 214 aramaz.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. Suç, tahrik beyanının aleni hale gelmesiyle tamamlanır; muhatapların bundan etkilenip etkilenmemesi önemli değildir. Bu nedenle teşebbüse elverişliliği tartışmalıdır. Hazırlanan bir içeriğin failin iradesi dışında yayımlanamaması gibi hareketin bölünebildiği hallerde teşebbüsün mümkün olabileceği ileri sürülmektedir.
İştirak. Genel hükümlere tabidir. Tahrik içeren beyanı birlikte hazırlayıp yayan kişiler müşterek fail; yalnızca teknik destek veren ya da yayılmasını kolaylaştıran kişiler duruma göre yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, maddenin kendisinin zaten bir tür “genel azmettirme” niteliği taşımasıdır; bu nedenle iştirak değerlendirmesi dikkatli yapılmalıdır.
İçtima. Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan tahrik beyanları, koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Tahrik konusu suçun işlenmesi halinde ise f.3 devreye girdiğinden ayrıca TCK 214/1’den ceza verilip verilmeyeceği öğretide tartışılır; baskın görüş, f.3’ün özel bir kural olarak uygulanacağı yönündedir. Suçların içtimaı yazımızda konunun genel çerçevesini bulabilirsiniz.
Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Birinci fıkra bakımından sonuç cezanın iki yıl veya altında kalması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir; bunun için kanunda aranan diğer şartların da bulunması gerekir. İkinci fıkra bakımından ise ceza aralığı nedeniyle bu kurumların uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
Somut olayın koşullarına göre ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler ile hukuka uygunluk nedenleri ayrıca değerlendirilir. Failin geçmişte benzer bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir ve önödeme kurumuna da tabi değildir.
Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Görevli mahkeme fıkraya göre değişir. Birinci fıkra bakımından cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan yargılama asliye ceza mahkemesinde yapılır. İkinci fıkra bakımından ise cezanın üst sınırı yirmidört yıl olduğundan görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde görülür.
Dava zamanaşımı süreleri de fıkraya göre farklılaşır: TCK 66 uyarınca birinci fıkra bakımından sekiz yıl, ikinci fıkra bakımından ise öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alındığında yirmi yıldır. Mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süreler, tahrik beyanının aleni hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar.
Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar genellikle bir ihbar, kolluğun resen tespiti ya da bir yayının incelenmesi üzerine başlar. Dosyanın merkezinde çoğunlukla bir konuşma kaydı, video, yazı veya sosyal medya paylaşımı bulunur; bu nedenle içeriğin çözümü, bağlamı ve failin o içerikle bağlantısı belirleyici olur.
Savunmada üzerinde durulan başlıklar genellikle şunlardır: beyanın gerçekten bir tahrik niteliği taşıyıp taşımadığı, yoksa bilgi verme, değerlendirme veya eleştiri düzeyinde mi kaldığı; tahrikin konusunun kanunda suç olarak tanımlanmış belirli bir fiile bağlanıp bağlanamayacağı; fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; TCK 218’deki haber verme ve eleştiri istisnasının uygulanıp uygulanmayacağı; üçüncü fıkra yönünden ise tahrik ile işlenen suç arasında nedensellik bağının kurulup kurulamadığı. Beyanın bütünlüğü ve bağlamı, bu değerlendirmelerin tamamında belirleyicidir.
Bu başlıkların her biri dosyanın somut içeriğine göre değişir. İfadeye çağrıldığınızda ya da hakkınızda böyle bir soruşturma yürütüldüğünü öğrendiğinizde, ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önemlidir; ceza soruşturmalarında sunduğumuz hukuki destek hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri ve ceza yargılamasında taraflar yazılarımız yol gösterici olabilir.
Suç İşlemeye Tahrik Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararları Analizleri
Siyasi Parti Yöneticisinin Kamusal Konuşmadaki İfadeleri ile Suç İşlemeye Tahrik Suçunun Oluşumu
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2024/22718 E. – 2025/985 K., 10.02.2025 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, bir siyasi partinin il eş başkanı sıfatıyla katıldığı kamusal bir etkinlikte kaçak elektrik kullanan kullansın ve “kaçak elektrik halkımızın en doğal hakkı” şeklinde açıklamalarda bulunarak kamuoyunu TCK’nın 163/3. maddesinde düzenlenen “karşılıksız yararlama” suçunu işlemeye teşvik ettiği iddiasıyla suç işlemeye tahrik suçundan (TCK 214/1) kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince verilen 6 ay hapis cezası kararına yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Sanık müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; belirsiz sayıdaki insanları kanunen suç sayılan fiili işlemeye yönelten ve toplumsal nüfuz sahibi olan sanığın eyleminin suç işlemeye tahrik suçunu oluşturduğunu belirterek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi onama kararında suçun unsurlarını ve failin hukuki konumunu esas almıştır. TCK’nın 214/1. maddesinde düzenlenen “suç işlemeye tahrik” suçu, kamu barışına karşı işlenen tehlike suçlarındandır. Suçun oluşması için belirsiz kişilerin (kamuoyunun) kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlemeleri hususunda açıkça kışkırtılması ve tahrik edilmesi gerekir. Sanığın söylemlerine konu olan kaçak elektrik kullanımı, Türk Ceza Kanunu’nun 163/3. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlama suçunu teşkil etmektedir. Siyasi parti eş başkanı konumunda olan ve toplumun veya belirli bir kesimin üzerinde nüfuz/etki gücü bulunan sanığın, halka açık etkinlikte belirsiz sayıdaki kişileri kanuna aykırı davranmaya ve suç işlemeye teşvik etmesi eylemi suçun tüm unsurlarını tamamlamıştır. Aşamalardaki ikrar ve gazete haberleri ile sabit olan bu fiil karşısında mahkemenin suç vasfı kabulü hukuka uygun bulunmuştur.
“…kaçak elektrik kullanarak 5237 sayılı Kanun’un 163/3. maddesinde düzenlenen ‘karşılıksız yararlama’ suçunu işlemesi yönünde tahrik eden ve eş başkan olması nedeniyle toplumun bir kısmı üzerinde etki bırakabilecek olan sanığın eylemine uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği ve suçun unsurlarının oluştuğu anlaşılmaktadır.”
Değerlendirme
Bu karar, ifade özgürlüğünün sınırları ile kamu barışını koruyan ceza normları (TCK 214) arasındaki hassas dengenin çizilmesi bakımından kritik bir örnektir. Düşünceyi açıklama özgürlüğü siyasi aktörler bakımından daha geniş bir koruma alanına sahip olmakla birlikte, bu özgürlük hiçbir zaman kanunların açıkça suç saydığı eylemlerin işlenmesi yönünde kamuoyuna çağrı yapma yetkisi vermez.
Kararda vurgulanan en önemli hususlardan biri failin toplumsal pozisyonudur. Siyasi liderlik veya yöneticilik sıfatına sahip kişilerin beyanları, kitlesel düzeyde davranışları yönlendirme potansiyeli taşır. Karşılıksız yararlama (kaçak elektrik kullanımı) gibi toplumsal düzeni ve kamu hukuku kurallarını ihlal eden bir eylemin “hak” olarak nitelendirilerek halka telkin edilmesi, soyut bir eleştiri sınırını aşarak kamu barışını tehlikeye düşüren doğrudan bir kışkırtmaya (tahriğe) dönüşür. Yargıtay bu kararıyla, hukuka aykırı eylemlere yönelik kitlesel teşviklerin siyasi söylem güvencesiyle korunamayacağını teyit etmiştir.
Ceza Ehliyetinin Tespiti Usulü ve Akıl Hastalığında Heyet Raporu Alma Zorunluluğu
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/13119 E. – 2020/997 K., 27.01.2020 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek/yayınlamak ve suç işlemeye alenen tahrik etmek suçlarından kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, tek hekim tarafından düzenlenen rapora dayanarak sanığın kronik psikotik bozukluk nedeniyle algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azaldığı gerekçesiyle TCK 32/1 maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Sanık müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; akıl hastalığı ve ceza ehliyetinin tespiti aşamasında CMK 74 uyarınca gözlem altına alma prosedürünün uygulanması ile Adli Tıp Kurumundan veya tam teşekküllü uzman bir sağlık kuruluşundan heyet raporu alınmasının zorunlu olduğunu, tek hekim raporuyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceğini belirterek hükmü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma kararında ceza muhakemesi usulü kurallarının emredici niteliğini esas almıştır. Suç işlemeye tahrik ve kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme suçlarında sanığa ceza yaptırımı uygulanıp uygulanmayacağı veya güvenlik tedbirine hükmedilip hükmedilmeyeceği, şahsın ceza ehliyetine (TCK 32) bağlıdır. Ceza ehliyetinin bulunmadığı veya azaldığı yönündeki tespit, sanığın özgürlük alanını doğrudan etkileyen hayati bir karardır. CMK’nın 74. maddesinde öngörülen gözlem altına alma prosedürü ve yetkili sağlık kurullarından (Adli Tıp Kurumu veya ihtisas sahibi uzman hekim heyeti) alınacak resmi sağlık kurulu raporu olmadan, yalnızca tek bir uzmanın/hekimin sunduğu görüş doğrultusunda hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
“…CMK.nın 74. maddesi uyarınca sanığın gözlem altına alınmasına karar verilerek, hakkında 5237 sayılı TCK.nın 32 ve 57. maddelerinin tatbikinin gerekip gerekmeyeceği hususunda Adli Tıp Kurumundan ya da uzman bir sağlık kuruluşundan heyet raporu alındıktan sonra hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gözetilmeksizin, tek hekim tarafından düzenlenen rapor ile yetinilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, suç işlemeye tahrik gibi kamu düzenini ilgilendiren suçlarda dahi ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusur ilkesinin usul hukuku güvenceleriyle korunması gerektiğini gösteren temel bir yargısal ilkedir. Failin suç sayılan eylemi işleyip işlemediğinin tespiti kadar, o eylemi işlediği andaki irade ve algılama kapasitesinin doğru tespit edilmesi de ceza adaletinin gereğidir.
Akıl hastalığı iddiası veya ihtimali söz konusu olduğunda ilk derece mahkemelerinin kestirme yollara başvurarak yetersiz nitelikteki “tek hekim raporları” ile yetinmesi, adil yargılanma hakkını ve usul güvencelerini zedeler. Yargıtay, kusursuz ceza olmayacağı gibi, geçerli bilimsel standartlarda tescil edilmemiş bir akıl hastalığı raporuna dayanılarak da ceza sorumluluğunun kaldırılamayacağını vurgulamıştır. Kurul raporu ve gözlem usulü, hem kamu sağlığı ve güvenliği için uygulanacak güvenlik tedbirlerinin doğru belirlenmesini hem de sanığın hukuki statüsünün kesinleşmesini temin eder.
Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Anında Söylenen İfadelerin Suç İşlemeye Tahrik Suçunu Oluşturup Oluşturmayacağı
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/5494 E. – 2019/15323 K., 18.12.2019 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlisine hakaret ve suç işlemeye alenen tahrik suçlarından kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi her üç suçtan da sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Temyiz incelemesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerini onamıştır. Buna karşılık, sanığın müdahale anında toplanan kalabalığa söylediği “Toplanın bizi yakalıyorlar, bugün bize yarın size, sessiz kalmayın” şeklindeki sözlerin görevi yaptırmamak için direnme fiilinin icrası esnasında söylendiğini ve tek başına suç işlemeye kışkırtma niteliği taşımadığını belirterek, suç işlemeye tahrik suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında suçların oluşum koşulları ve hukuki nitelendirilmesini esas almıştır. TCK’nın 214. maddesinde düzenlenen “suç işlemeye tahrik” suçu, belirsiz sayıda insanı kanunda suç olarak tanımlanan somut fiilleri işlemeye alenen kışkırtmayı gerektiren bir tehlike suçudur. Sanığın kolluk müdahalesi sırasında çevredeki insanlara hitaben dile getirdiği ifadeler, o an yaşanan yakalama ve direnme eyleminin bir parçası ile tepki söyleminden ibarettir. Bu ifadeler doğrudan kanunların suç saydığı belirli bir eylemi işlemeye yönelik bağımsız bir kışkırtma veya tahrik unsuru barındırmamaktadır. Dolayısıyla, direnme suçunun bünyesinde kalan bu ifadeden ötürü ayrıca suç işlemeye tahrik suçundan ceza verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
“…sanığın olay yerine toplanan kalabalığa hitaben ‘toplanın bizi yakalıyorlar, bugün bize yarın size, sessiz kalmayın’ şeklinde söylediği kabul olunan bu sözlerinin görevi yaptırmamak için direnme esnasında söylenen sözlerden ibaret olup, tek başına suç işlemeye teşvik edici niteliğinin bulunmadığı gözetilmeden müsnet suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, görevi yaptırmamak için direnme (TCK 265) gibi icrai veya sözlü direnme içeren suçlar ile kamu barışına karşı işlenen suç işlemeye tahrik (TCK 214) arasındaki suç vasfı sınırını netleştiren tipik bir örnektir. Bir eylem esnasında sarf edilen her duygusal tepki veya çevreye yönelik yardım çağrısı, bağımsız bir kamu barışını ihlal suçu olarak nitelendirilemez.
Suç işlemeye tahrik suçunun oluşabilmesi için amaca uygun, somut bir suça yönelmiş ve halkı o suçu işlemeye kışkırtan netlikte bir söylem bulunmalıdır. Kolluk müdahalesi anındaki hengamede sarf edilen “Sessiz kalmayın” veya “Toplanın” türü genel sitem ve tepki ifadeleri, görevi yaptırmamak için direnme suçunun tipiklik ve icra hareketleri dâhilindedir. Bu tür sözlerin tek başına bağımsız bir suç işlemeye tahrik fiili sayılması “mükerrer cezalandırma” yasağına ve suçta kanunilik ilkesine aykırılık oluşturur. Yargıtay bu kararıyla, eylemin doğal bir parçası olan ifadelerin ayrı bir suç tipi olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak beraat esasını korumuştur.
Kalabalığı Şiddete Yönlendirici Sözlerin Suç İşlemeye Tahrik Suçunu Oluşturması ve Suç Vasfında Yanılgı
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/7061 E. – 2021/3040 K., 25.02.2021 T.
Kararın Özeti
Sanıklar hakkında mala zarar verme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kamu davası açılmış, ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararları verilmiştir. Temyiz incelemesinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi, mala zarar verme suçundan verilen adli para cezasının kesinlik sınırı nedeniyle temyiz istemini reddetmiştir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ise; husumetli olduğu mağduru korumak amacıyla eve götüren kişiye karşı toplanan kalabalığa hitaben “…’ı bize ver”, “bahçeden dışarı çekin, öldürün” şeklinde söylemlerde bulunan sanıkların eyleminin bir bütün halinde TCK’nın 214/1. maddesindeki “suç işlemeye tahrik” suçunu oluşturduğunu belirtmiştir. Mahkemenin suç vasfında yanılgıya düşerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hüküm kurmasını hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında eylemin hukuki nitelendirilmesi ve TCK’nın 214/1. maddesindeki “suç işlemeye tahrik” suçunun oluşum şartlarını esas almıştır. Suç işlemeye tahrik suçu, halkı veya belirsiz sayıdaki kişileri kanunda suç olarak tanımlanan somut fiilleri işlemeye alenen kışkırtmakla oluşur. Olay günü sanıkların, ellerinde sopalarla toplanan kalabalık grubu bir şahsa karşı yönlendirerek kışkırtması, mağdurun öldürülmesi veya saldırıya uğraması yönünde “bize verin”, “dışarı çekin, öldürün” gibi doğrudan suç işlemeye teşvik eden ifadeler kullanması kamu barışını tehlikeye sokan tipik bir tahrik eylemidir. Mağdurun üçüncü bir kişi tarafından muhafaza altına alınması sürecinde sanıkların sırf kalabalığı azmettirmeye/kışkırtmaya yönelik bu eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarını oluşturmadığı, eylemin tek bir bütün halinde TCK 214/1 kapsamına girdiği kabul edilmiştir.
“…sanıkların kalabalığa yönelik mağduru kastederek ‘…’ı bize ver’, ‘bahçeden dışarı çekin, öldürün’ şeklinde söylemlerde bulunarak kalabalığı tahrik ettikleri olayda, sanıkların eyleminin bir bütün halinde TCK’nın 214/1. maddesinde düzenlenen suç işlemeye tahrik suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek…”
Değerlendirme
Bu karar, toplumsal olaylarda veya grup halinde gerçekleşen saldırılarda kışkırtıcı söylemlerde bulunan kişilerin cezai sorumluluğunun belirlenmesi bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Bireysel husumetlerin kalabalık gruplara yansıtılarak kitlesel şiddete dönüştürülmeye çalışılması, ceza hukukunda sadece şahsa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilemez.
Toplanan kalabalığa hitaben kasten öldürme veya yaralama gibi somut bir suçu işlemeye yönelik açık yönlendirmelerde bulunulması, kamu düzenini ve kamu barışını doğrudan tehdit eder. TCK’nın 214. maddesi, bu tür tehlikeli kışkırtmaların henüz daha büyük toplumsal olaylara veya telafisi imkânsız neticelere yol açmadan önlenmesini amaçlayan bir tehlike suçudur. Mağdurun fiziken alıkoyulması veya özgürlüğünden kısıtlanması söz konusu değilken eylemin yanlış değerlendirilerek “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” olarak nitelendirilmesi kanuna aykırıdır. Yargıtay bu kararıyla, fiilin gerçek hukuki niteliğini tespit etmiş ve suç işlemeye tahrik suçunun uygulama alanını net bir biçimde ortaya koymuştur.
Basın Yayın Yoluyla Söylenen İfadelerde Suç Kastı, Eleştiri Sınırı ve Suç İşlemeye Tahrik Suçunun Oluşmaması
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2023/4147 E. – 2024/2010 K., 04.03.2024 T.
Kararın Özeti
Gazeteci olan sanık hakkında, bir televizyon programında bir gazetenin manşetine tepki gösterirken sarf ettiği “…madem şeriata savaş açtı… hep birlikte toplanıp önüne bir el bombası atalım…” şeklindeki beyanları nedeniyle basın ve yayın yoluyla suç işlemeye alenen tahrik etme suçundan (TCK 214/1, 218/1) kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet/adli para cezası kararına yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Sanık müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; konuşmanın bütünü, bilirkişi çözüm tutanakları ve sanığın “bunlar kaostan besleniyor, biz bu oyuna gelir miyiz, gelmeyiz” şeklindeki ifadeleri değerlendirildiğinde, gerçek kastın halkı suça teşvik etmek olmadığını, aksine kışkırtmalara karşı kamuoyunu uyarma amacı taşıdığını ve suç işleme kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiğini belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma kararında, suçun manevi unsuru ile basın özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını (TCK 218/1 son cümle) esas almıştır. TCK’nın 214. maddesindeki “suç işlemeye tahrik” suçu genel kastla işlenemeyen, kastın suça teşvik etmeye açıkça yönelmiş olmasını gerektiren bir suç tipidir. Basın özgürlüğü kapsamındaki düşünce açıklamalarında ifade, cımbızlanarak veya tek bir cümle üzerinden değil, konuşmanın bütünselliği ve bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Ses ve görüntü çözüm tutanağı incelendiğinde, sanığın kullanılan mecazi ve tepkisel ifadenin hemen devamında “biz bu oyuna gelmeyiz” diyerek toplumun sağduyusuna vurgu yaptığı saptanmıştır. Kastın belirlenmesinde konuşmanın tümü, verilmek istenen mesaj ve sanığın gazetecilik kimliği gözetildiğinde; amacın halkı el bombası atmaya kışkırtmak değil, provokasyonlara karşı kamuoyunu uyarmak olduğu anlaşıldığından, TCK 214. maddesindeki manevi unsurun (suç işleme kastının) bulunmadığı kabul edilmiştir.
“…davaya konu oluşturan konuşmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın kastının halkı suç işlemeye tahrik niteliğinde olmadığı hususu, özellikle ‘haberi yapan gazete kaostan besleniyor, biz bu oyuna gelir miyiz, gelmeyiz’ şeklindeki bilirkişi çözüm tutanağına geçen ifadelerinden anlaşılmaktadır… suç işleme kastı ile hareket etmeyen sanığın 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırıdır.”
Değerlendirme
Bu karar, gazetecilik faaliyeti ve yayıncılık esnasında sarf edilen sert veya mecazi ifadelerin ceza sorumluluğuna etkisini ve suç işlemeye tahrik (TCK 214) suçunda kastın nasıl tespit edilmesi gerektiğini gösteren son derece önemli bir emsaldir. Medya mensuplarının canlı yayın veya program esnasında siyasi ve toplumsal tartışmalara ilişkin gösterdikleri tepkilerde, tek bir sözcük veya cümle cımbızlanarak ceza yaptırımı uygulanamaz.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan “bağlamsal değerlendirme”, sözlü ifadelerin yer aldığı metnin veya konuşmanın tamamının dikkate alınmasını zorunlu kılar. Bütünü incelendiğinde kışkırtmayı ve kaosu reddeden, toplumu itidale davet eden bir konuşma içerisinde sırf vurucu veya sert bir cümlenin geçmesi, faile suç işleme kastı atfedilmesi için yeterli değildir. TCK’nın 218. maddesinin son cümlesindeki “eleştiri ve haber verme sınırlarını aşmayan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” düzenlemesi, basın özgürlüğünün ve ifade özgürlüğünün güvencesidir. Yargıtay bu kararıyla, biçimsel ifadeden ziyade özdeki niyete ve konuşmanın bütününe bakarak suç işleme kastının yokluğundan beraat verilmesi gerektiğini teyit etmiş ve ifade özgürlüğünün sınırlarını korumuştur.
Sıkça Sorulan Sorular
Suç işlemeye tahrik suçunun cezası nedir?
TCK 214/1 uyarınca suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi altı aydan beş yıla kadar hapisle cezalandırılır. Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak birbirini öldürmeye tahrik hâlinde ise ceza onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapistir. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda TCK 218 uyarınca ceza yarı oranına kadar artırılabilir.
Tahrik edilen suç işlenmezse ceza verilir mi?
Evet. TCK 214/1 bir tehlike suçudur; tahrik konusu suçun gerçekten işlenmesi aranmaz. Aleni bir suç işleme çağrısının yapılmış olması suçun oluşması için kural olarak yeterlidir. Tahrik konusu suç işlenirse bu kez TCK 214/3 devreye girer ve fail, işlenen suça azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.
Suç işlemeye tahrik ile azmettirme arasındaki fark nedir?
Azmettirme (TCK 38), belirli bir kişide belirli bir suçu işleme kararının doğmasını sağlamaktır; muhatap ve suç bellidir. TCK 214/1 ise muhatabı belirsiz bir kitleye yöneltilen genel ve aleni çağrıyı bağımsız bir suç olarak cezalandırır ve herhangi bir suçun işlenmiş olmasını gerektirmez. Çağrı üzerine gerçekten suç işlenirse TCK 214/3 uyarınca fail azmettiren gibi sorumlu tutulur.
TCK 214/2’deki ceza neden bu kadar ağırdır?
İkinci fıkra, halkın bir kesiminin diğerine karşı silahlandırılarak birbirini öldürmeye tahrik edilmesini düzenler. Burada tehlikeye giren yalnızca kamu barışı değil, toplumun silahlı bir çatışmaya sürüklenmesi riskidir. Kanun koyucu bu nedenle onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis öngörmüştür. Fıkranın uygulanabilmesi için hem silahlandırma hem de öldürmeye tahrik unsurlarının birlikte bulunması gerekir.
Sosyal medya paylaşımı suç işlemeye tahrik sayılır mı?
Herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşım aleniyet unsurunu kural olarak karşılar. Ancak suçun oluşması için paylaşımın, kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiilin işlenmesi yönünde muhatapları harekete geçirmeye yönelik bir çağrı niteliği taşıması gerekir. Bir olayın aktarılması, bir görüşün savunulması veya eleştiri niteliğindeki açıklamalar TCK 218 uyarınca suç oluşturmaz. Her paylaşım kendi bütünlüğü ve bağlamı içinde değerlendirilir.
Bu suç şikâyete tabi midir, hangi mahkeme bakar?
Suç şikâyete tabi değildir; savcılık resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Görevli mahkeme fıkraya göre değişir: birinci fıkra bakımından asliye ceza mahkemesi, ikinci fıkra bakımından ise cezanın üst sınırı nedeniyle ağır ceza mahkemesi görevlidir.
Sonuç
Suç işlemeye tahrik suçu (TCK 214), aleni ve genel nitelikteki suç işleme çağrılarını, herhangi bir suç işlenmemiş olsa dahi altı aydan beş yıla kadar hapisle cezalandırır. Halkın bir kesiminin silahlandırılarak diğerine karşı öldürmeye tahrik edilmesi hâli ise bölümün en ağır cezasını taşır. Maddenin uygulama sınırını belirleyen üç ölçüt öne çıkar: tahrikin aleni olması, konusunun kanunda suç sayılan bir fiile bağlanabilmesi ve beyanın haber verme ile eleştiri sınırını aşmış olması.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi inceleyebilirsiniz. Suç işlemeye tahrik isnadıyla bir soruşturma veya kovuşturmayla karşı karşıyaysanız, ceza hukuku bürosu olarak sunduğumuz hizmetler hakkında bilgi alabilir, hukuki destek talep edebilirsiniz. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve kesin hukuki tavsiye niteliği taşımaz; her olay kendine özgü koşullarıyla ayrıca değerlendirilmelidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
