Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu (TCK-220)

İçindekiler

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Madde; örgüt kurma ve yönetmeyi, örgüte üye olmayı, örgüte yardım etmeyi ve örgüt propagandası yapmayı ayrı ayrı cezalandırır. Kurucu ve yöneticiler için öngörülen ceza beş yıldan on yıla kadar hapis, üyelik için ise iki yıldan beş yıla kadar hapistir.

Madde son yıllarda iki önemli gelişmeye sahne olmuştur. Birincisi, “örgüt adına suç işleme”yi düzenleyen altıncı fıkra Anayasa Mahkemesi tarafından iki kez iptal edilmiş ve bugün yürürlükte değildir. İkincisi, madde 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla değiştirilmiş; cezalar artırılmış ve çocukların örgüt faaliyetinde araç olarak kullanılmasına ilişkin yeni bir fıkra eklenmiştir. Bu yazıda maddenin tüm fıkralarını, TCK 314’ten farkını ve yalnızca örgüt suçlarına özgü etkin pişmanlık rejimini (TCK 221) ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu Nedir?

TCK 220, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan yapılanmaları konu alır. Buradaki temel fikir şudur: birden çok kişinin suç işlemek amacıyla süreklilik taşıyan bir yapı içinde bir araya gelmesi, tek tek işlenecek suçların ötesinde bağımsız bir tehlike oluşturur. Bu nedenle kanun koyucu, henüz hiçbir suç işlenmemiş olsa dahi örgütün kurulmasını başlı başına cezalandırmıştır.

Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Suç, bir tehlike suçu olarak kurgulanmıştır: örgütün amaçladığı suçların işlenmiş olması aranmaz, örgütün kurulmuş olması yeterlidir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmişse, dördüncü fıkra uyarınca bu suçlardan ayrıca ceza verilir.

Önemle belirtmek gerekir ki TCK 220, genel (adi) suç örgütünü düzenler. Silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve üyeliği ise TCK 314 ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamında ayrı bir rejime tabidir. Halk arasında sıkça karıştırılan bu ayrımı aşağıda ayrı bir başlıkta ele alıyoruz.

Suç Örgütünün Unsurları

Bir yapının hukuken “suç örgütü” sayılabilmesi için belirli unsurların birlikte bulunması gerekir. Bu unsurlardan birinin dahi eksik olması halinde, ortada bir örgüt değil olsa olsa iştirak ilişkisi bulunduğu kabul edilir. Bu ayrım, savunma bakımından maddenin en kritik noktasıdır.

En Az Üç Kişi

Madde açıkça düzenler: “örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.” Bu sayısal eşik kanunda yazılıdır ve yorumla aşılamaz. İki kişinin suç işlemek üzere anlaşması, ne kadar sürekli ve planlı olursa olsun örgüt oluşturmaz; bu durumda iştirak hükümleri uygulanır.

Hiyerarşik Yapı ve Süreklilik

Örgütün varlığı için üyeler arasında bir hiyerarşik ilişki bulunması ve yapının süreklilik taşıması aranır. Hiyerarşi, üyelerin belirli bir emir-komuta veya astlık-üstlük ilişkisi içinde hareket etmesini; süreklilik ise yapının belirli bir suçun işlenmesiyle sona ermeyecek biçimde devamlılık göstermesini ifade eder.

Yargıtay uygulamasında bu unsurlar, örgütü basit iştirakten ayıran ölçütler olarak istikrarlı biçimde aranmaktadır. Belirli bir suçu işlemek için geçici olarak bir araya gelen ve amaç gerçekleştiğinde dağılan yapılar, süreklilik unsurunu taşımadığından örgüt sayılmaz. Aynı şekilde üyeler arasında yatay ve eşit bir ilişki bulunması, hiyerarşi unsurunun yokluğu anlamına gelebilir.

Amaç Suçları İşlemeye Elverişlilik

Madde, örgütün “yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması”nı arar. Bu, somut bir değerlendirmedir: yapının, hedeflediği suçları gerçekleştirebilecek nitelikte olup olmadığına bakılır.

Elverişlilik unsuru, gerçekleşmesi mümkün olmayan amaçlar etrafında kurulmuş yapıların madde kapsamı dışında kalmasını sağlar. Uygulamada bu unsur, üye sayısı, örgütlenme düzeyi, sahip olunan araç ve imkânlar ile amaçlanan suçların niteliği birlikte gözetilerek değerlendirilir.

Suç İşleme Amacı

Yapının, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş olması gerekir. Amaçlanan suçların önceden tek tek belirlenmiş olması aranmaz; belirli bir suç kategorisine yönelik genel bir amaç yeterlidir. Ancak amacın hukuka aykırı ancak suç oluşturmayan davranışlarla sınırlı olması halinde örgütten söz edilemez.

Örgüt ile İştirak (Suç Ortaklığı) Ayrımı

Bu ayrım, TCK 220 uygulamasının merkezindeki sorudur ve savunmanın çoğu zaman ilk dayanağını oluşturur. Birden çok kişinin birlikte suç işlemesi tek başına örgütün varlığını göstermez; ceza hukuku, birlikte suç işlemeyi zaten iştirak hükümleriyle düzenlemiştir.

İki kurumu ayıran ölçütler şunlardır. İştirakte kişiler belirli bir suçu işlemek üzere bir araya gelir; amaç gerçekleştiğinde birliktelik sona erer. Örgütte ise yapı, belirli bir suçtan bağımsız olarak süreklilik taşır ve suç işleme amacı etrafında devam eder. İştirakte kişiler arasında kural olarak yatay bir ilişki bulunurken, örgütte hiyerarşik bir yapı aranır. Ayrıca örgütte üyelerin, tek tek suçlardan bağımsız olarak yapıya bağlılık iradesi taşıması beklenir.

Bu ayrımın pratik sonucu büyüktür: ortada örgüt bulunmadığı kabul edilirse, TCK 220 kapsamındaki ayrı ceza ortadan kalkar ve kişiler yalnızca işledikleri somut suçlardan sorumlu tutulur. Bu nedenle örgüt isnadı içeren dosyalarda, iddia edilen yapının unsurlarının somut delillerle ortaya konup konmadığı ayrıntılı biçimde tartışılır.

TCK 220/1: Örgüt Kurma ve Yönetme

Birinci fıkra, örgütü kuranlar ile yönetenleri aynı ceza aralığında cezalandırır: beş yıldan on yıla kadar hapis. Bu ceza aralığı, 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla yükseltilmiştir; değişiklikten önce dört yıldan sekiz yıla kadar hapis öngörülmekteydi.

Kurucu, örgütün oluşumunda belirleyici rol oynayan, yapıyı meydana getiren kişidir. Yönetici ise örgütün faaliyetlerini sevk ve idare eden, diğer üyelere talimat verebilen kişidir. Bir kişinin yönetici sayılabilmesi için örgüt hiyerarşisinde emir verme konumunda bulunduğunun somut delillerle ortaya konması gerekir; yalnızca kıdemli veya etkili olmak yöneticilik için yeterli değildir. Bu ayrım, ceza aralığı üyelikten belirgin biçimde ağır olduğu için savunmada özel önem taşır.

Yöneticilik iddiasının somut delillerle desteklenmesi gerekir. Kişinin diğer üyelere talimat verdiğine, örgütün faaliyetlerini planladığına ya da yapının işleyişine yön verdiğine ilişkin somut bulgular bulunmadıkça, yalnızca örgütle yoğun ilişki içinde olmak yöneticilik için yeterli sayılmamalıdır. 7571 sayılı Kanunla eklenen beşinci fıkranın yöneticilere ağır bir sorumluluk yüklemesi, bu tespitin önemini daha da artırmıştır: yöneticilik sıfatı, yalnızca daha yüksek bir ceza aralığı değil, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan fail olarak sorumluluk anlamına da gelmektedir.

Kurucu ile yöneticinin aynı ceza aralığına tabi tutulması ise, örgütün oluşumuna katkı ile işleyişine yön vermenin eşit ağırlıkta görüldüğünü gösterir. Bir kişinin hem kurucu hem yönetici konumunda bulunması halinde tek bir ceza uygulanır; bu sıfatlar ayrı ayrı cezalandırmayı gerektirmez.

TCK 220/2: Örgüt Üyeliği

İkinci fıkra, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanları iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırır. Üst sınır, 7571 sayılı Kanunla dört yıldan beş yıla çıkarılmıştır.

Örgüt üyeliğinin varlığı için kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması, örgütle organik bir bağ kurması ve örgütün amaçları doğrultusunda hareket etme iradesi taşıması gerekir. Üyeliğin yazılı bir kayda veya resmi bir kabule bağlı olması söz konusu değildir; ancak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren bir bağlılık ilişkisinin somut delillerle ortaya konması aranır.

Uygulamada tartışmanın yoğunlaştığı nokta, bir kişinin örgütle temasının üyelik düzeyine ulaşıp ulaşmadığıdır. Tek başına bir irtibat, tesadüfi bir ilişki ya da örgüt üyeleriyle tanışıklık üyelik için yeterli değildir. Bu değerlendirme, aşağıda ele alınan yedinci fıkradaki “yardım etme” ile üyelik arasındaki sınırla da doğrudan ilgilidir.

Üyelik ile Yardım Etme Arasındaki Sınır

Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, bir kişinin örgüt üyesi mi yoksa yedinci fıkra kapsamında örgüte yardım eden mi sayılacağıdır. İki kavram arasındaki temel fark, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olup olmadığıdır.

Üyelikte kişi, örgütün emir-komuta zinciri içinde yer alır; örgütten talimat alır, örgütün hedefleri doğrultusunda hareket eder ve yapıyla organik bir bağ kurar. Yardım etmede ise kişi bu zincirin dışındadır; belirli bir katkı sunmakla birlikte örgütün yapısına dahil değildir. Yargı kararlarında üyelik bakımından aranan süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütleri, tam da bu sınırı çizmeye yöneliktir: tek seferlik ya da sınırlı bir katkı, kural olarak üyelik için yeterli görülmez.

Ayrımın pratik sonucu cezada ortaya çıkar. Her iki hâlde de kişi üyelik hükmüne göre cezalandırılsa da, yedinci fıkra kapsamındaki yardım etmede ceza, yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir. Bu nedenle savunmada, kişinin örgüt hiyerarşisine dahil olmadığının ve katkısının kapsamının somut biçimde ortaya konması önem taşır.

TCK 220/3: Örgütün Silahlı Olması

Üçüncü fıkra, örgütün silahlı olması halinde birinci ve ikinci fıkralara göre verilecek cezanın yarısı oranında artırılmasını öngörür. Bu artırım sabittir; hâkimin takdirine bırakılmamıştır. 7571 sayılı Kanun öncesinde artırım “dörtte birinden yarısına kadar” ifadesiyle takdiri biçimde düzenlenmişti; değişiklikle sabit orana geçilmiştir.

Bu, aynı bölümdeki diğer artırım hükümleriyle karşılaştırıldığında dikkat çekicidir: TCK 213/2 ve TCK 218’de “yarı oranına kadar” denilerek takdiri artırım öngörülürken, TCK 220/3 ve 220/8 ile TCK 217/A-2’de “yarı oranında” denilerek sabit artırım benimsenmiştir.

Örgütün silahlı sayılması için, örgütün amaçları doğrultusunda kullanılabilecek silahların örgütün tasarrufunda bulunması aranır. Bu değerlendirme, tek bir üyenin kişisel olarak silah bulundurmasından farklıdır ve örgütün bütünü bakımından yapılır.

TCK 220/4: Örgüt Faaliyeti Çerçevesinde İşlenen Suçlar

Dördüncü fıkra, örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunacağını düzenler. Bu, içtima hukukunda gerçek içtima kuralının açık bir ifadesidir: örgüt suçu ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar birbirinden bağımsız olarak cezalandırılır.

Bunun pratik sonucu, örgüt isnadıyla karşılaşan kişilerin çoğu zaman birden çok suçtan aynı anda yargılanmasıdır. Bu nedenle savunmanın, hem örgütün varlığı hem de her bir amaç suçu bakımından ayrı ayrı kurulması gerekir. Bir kişinin örgüt üyesi olmadığının kabulü, işlediği ileri sürülen diğer suçlardan sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz; tersi de geçerlidir.

TCK 220/5: Çocukların Araç Olarak Kullanılması (2025 Değişikliği)

Beşinci fıkra, 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla maddeye eklenmiştir ve iki ayrı kural içerir.

Birinci kural: örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır. Artırımın alt ve üst sınırı belirlenmiş, oran hâkimin takdirine bırakılmıştır.

İkinci kural: örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. Bu hüküm, yöneticilerin sorumluluk alanını belirgin biçimde genişletir: yönetici, bizzat katılmamış olsa dahi örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan fail sıfatıyla sorumlu tutulur.

Bu fıkra oldukça yeni olduğundan, uygulamasının nasıl şekilleneceği zaman içinde yargı kararlarıyla belirginleşecektir. Değişikliğin yürürlük tarihinden önceki fiiller bakımından ise, lehe kanun uygulamasına ilişkin genel kurallar çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekir.

TCK 220/6: İki Kez İptal Edilen “Örgüt Adına Suç İşleme” Hükmü

Maddenin en güncel ve pratik değeri en yüksek konusu altıncı fıkradır. Bu fıkra, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi”nin ayrıca örgüt üyeliğinden de cezalandırılmasını öngörüyordu.

Anayasa Mahkemesi bu hükmü iki kez iptal etmiştir.

  • Birinci iptal: Anayasa Mahkemesi’nin 26/10/2023 tarihli ve E.2023/132, K.2023/183 sayılı kararıyla fıkra, suçta ve cezada kanunilik ilkesine (Anayasa m.38) aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
  • Yeniden düzenleme: Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunla hükmü yeniden düzenlemiştir.
  • İkinci iptal: Yeniden düzenlenen metin de Anayasa Mahkemesi’nin 5/11/2024 tarihli ve E.2024/81, K.2024/189 sayılı kararıyla aynı gerekçeyle tekrar iptal edilmiştir. Bu ikinci iptal kararı 9/1/2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve 9/7/2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla, iptal edilen hükmün yerine üçüncü bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Dolayısıyla TCK 220/6 bugün yürürlükte değildir ve “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme”den ayrıca ceza verilmesi mümkün değildir.

Bu bilginin pratik değeri yüksektir. Halen bu isnatla yargılanan kişiler bakımından, hükmün yürürlükte olmaması doğrudan sonuç doğurur. Geçmişte bu fıkra uyarınca mahkûm olmuş kişiler bakımından ise, iptal kararının kesinleşmiş hükümlere etkisi ve uyarlama yargılaması ihtimali gündeme gelebilir. Bu, dosyanın aşamasına, hükmün kesinleşip kesinleşmediğine ve somut olayın koşullarına göre değişen teknik bir değerlendirmedir; kendi dosyanız bakımından mutlaka bir avukatla görüşmenizi öneririz.

Bu alan son derece değişkendir. Yasama organının konuya ilişkin yeni bir düzenleme yapması halinde tablo değişebileceğinden, güncel durumun her zaman ayrıca teyit edilmesi gerekir.

TCK 220/7: Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme

Yedinci fıkra, örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin örgüt üyesi olarak cezalandırılmasını öngörür. Ancak örgüt üyeliğinden verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

Fıkranın iki unsuru öne çıkar. Birincisi, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamasıdır; dahil olduğu tespit edilirse zaten ikinci fıkra uygulanır. İkincisi, yardımın “bilerek ve isteyerek” yapılmasıdır: yardım edilen yapının bir suç örgütü olduğunun bilinmesi ve yardımın bu bilgiyle gerçekleştirilmesi gerekir. Örgüt olduğu bilinmeden yapılan işlemler bu fıkra kapsamına girmez; bu husus savunmanın merkezinde yer alır.

İndirim oranının “yardımın niteliğine göre” belirlenmesi, hâkime somut katkının ağırlığını değerlendirme imkânı tanır. Bu nedenle savunmada, yardımın kapsamı, süresi ve örgüt faaliyetine etkisi ayrıntılı biçimde ortaya konmalıdır.

TCK 220/8: Örgüt Propagandası

Sekizinci fıkra, örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişiyi bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırır. Suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır.

Fıkranın kendi içinde ayrı bir basın-yayın artırımı taşıması tesadüf değildir. Bölümün ortak hükmü olan TCK 218, yalnızca “yukarıdaki maddelerde” tanımlanan suçları, yani md. 213 ila 217/A arasını kapsar; TCK 220 bu kapsamın dışındadır. Kanun koyucu bu nedenle, propaganda suçu bakımından artırımı maddenin kendi içinde düzenlemek zorunda kalmıştır.

Propaganda suçunun sınırı dikkatle çizilmelidir. Fıkra, örgütün varlığından söz edilmesini ya da örgütlü suçluluk olgusunun tartışılmasını değil; örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesini, övülmesini veya teşvik edilmesini cezalandırır. Haber verme, bilimsel inceleme ve eleştirel değerlendirme, bu işlevi kazanmadığı sürece fıkra kapsamında değerlendirilmemelidir.

Bu fıkra, aynı bölümdeki suç işlemeye tahrik (TCK 214) ile de karıştırılmamalıdır: TCK 214 genel nitelikte bir suç işleme çağrısını, TCK 220/8 ise belirli bir örgütün yöntemlerinin övülmesini veya meşrulaştırılmasını konu alır.

TCK 220 ile TCK 314 (Silahlı Terör Örgütü) Ayrımı

Halk arasında en sık karıştırılan konulardan biri budur. TCK 220, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan genel (adi) suç örgütlerini düzenler; kamu barışına karşı suçlar bölümünde yer alır.

TCK 314 ise silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve bu örgüte üye olmayı düzenler; Devletin güvenliğine karşı suçlar bölümünde yer alır ve Terörle Mücadele Kanunu hükümleriyle birlikte uygulanır. Bu ayrı rejim; ceza miktarları, infaz kuralları, muhakeme usulü ve görevli mahkeme bakımından farklı sonuçlar doğurur.

Bir yapının hangi kapsamda değerlendirileceği, amacının ve niteliğinin belirlenmesine bağlıdır. Bu yazı, kapsamı gereği yalnızca TCK 220 boyutuna ilişkindir; terör mevzuatı kapsamındaki isnatlar kendi özel rejimi içinde ayrıca değerlendirilmelidir.

TCK 221: Örgüt Suçlarında Etkin Pişmanlık

TCK 221, yalnızca örgüt suçlarına özgü, ayrıntılı bir etkin pişmanlık rejimi öngörür. Bağımsız bir suç tanımlamaz; TCK 220’nin tamamlayıcısıdır. Dört ayrı senaryo düzenlenmiş olup, hangi senaryonun uygulanacağı kişinin örgütteki konumuna, suça iştirak edip etmediğine ve bilgiyi yakalanmadan önce mi sonra mı verdiğine göre değişir.

Birinci Senaryo: Örgütü Dağıtan Kurucu veya Yöneticiler (f.1)

Soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu ya da yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz. Bu senaryonun iki zaman şartı vardır: soruşturma başlamamış olmalı ve örgütün amacı doğrultusunda henüz suç işlenmemiş olmalıdır.

İkinci Senaryo: Gönüllü Olarak Ayrılan Üye (f.2)

Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz. Burada iki şart öne çıkar: hiçbir suça iştirak edilmemiş olması ve ayrılmanın gönüllü olarak, kendiliğinden bildirilmesi.

Üçüncü Senaryo: Yakalanan ve Bilgi Veren Üye (f.3)

Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz. Bu senaryoda kişi yakalanmış olsa dahi cezasızlık mümkündür; belirleyici olan, verilen bilginin sonuç doğurmaya elverişli olmasıdır.

Dördüncü Senaryo: Gönüllü Teslim ve Bilgi Verme (f.4)

Bu senaryo, savunma stratejisi bakımından en kritik ayrımı içerir. Örgüt kuran, yöneten, örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan cezaya hükmolunmaz.

Buna karşılık kişi bu bilgileri yakalandıktan sonra verirse, cezasızlık değil indirim söz konusu olur: bu suçtan verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır. Yani bilginin verildiği an, cezasızlık ile indirim arasındaki sınırı belirler.

SenaryoKimSonuç
md. 221/1Soruşturma ve amaç suç öncesi örgütü dağıtan kurucu/yöneticiCeza verilmez
md. 221/2Suça iştirak etmeden gönüllü ayrılıp bildiren üyeCeza verilmez
md. 221/3Suça iştirak etmeden yakalanan, elverişli bilgi veren üyeCeza verilmez
md. 221/4 (ilk cümle)Gönüllü teslim olup bilgi verenCeza verilmez
md. 221/4 (ikinci cümle)Yakalandıktan sonra bilgi veren1/3 – 3/4 arası indirim

Denetimli Serbestlik ve Bir Kez Uygulanma Kuralı (f.5 ve f.6)

Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur; bu süre üç yıla kadar uzatılabilir (f.5). Ayrıca bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri, bir kişi hakkında birden fazla uygulanmaz (f.6). Bu son kural, kurumun tekrar tekrar kullanılmasını engelleyen önemli bir sınırdır.

Dört senaryonun ortak yönü, kişinin kendi iradesiyle harekete geçmesi ve bu davranışın örgütün faaliyetini sona erdirmeye ya da zayıflatmaya elverişli olmasıdır. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, örgüt yapılarının içeriden çözülmesini teşvik etmeyi amaçlamıştır. Buna karşılık verilen bilginin gerçeğe aykırı olması ya da sonuç doğurmaya elverişli bulunmaması halinde hükümlerden yararlanılamaz; ayrıca gerçeğe aykırı beyanlar başka suçlar bakımından sorumluluk doğurabilir.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmanın koşulları ve sonuçları teknik değerlendirme gerektirir. Verilecek bilginin kapsamı, zamanlaması ve doğuracağı sonuçlar dosyanın bütünü gözetilerek planlanmalıdır; bu nedenle bu yola başvurmadan önce mutlaka avukatınızla görüşmenizi öneririz.

Suçun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs. Örgüt kurma suçu, unsurları taşıyan yapının oluşmasıyla tamamlanır ve kesintisiz (mütemadi) suç niteliği taşır: örgüt varlığını sürdürdüğü sürece suç işlenmeye devam eder. Bu yapı, teşebbüs hükümlerinin uygulanmasını büyük ölçüde güçleştirir. Kesintisizlik ayrıca zamanaşımının başlangıcı bakımından da önem taşır.

İştirak. Madde, iştirak kurallarını kendi içinde özel biçimde düzenlemiştir. Yedinci fıkra, hiyerarşiye dahil olmayan yardım edeni üye gibi cezalandırarak genel hükümlerdeki yardım etme rejiminden ayrılır. Beşinci fıkra ise yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan fail olarak sorumlu tutar. Bu nedenle örgüt suçlarında iştirak değerlendirmesi genel hükümlerle değil, öncelikle maddenin kendi kurallarıyla yapılır.

İçtima. Dördüncü fıkra gerçek içtima kuralını benimsemiştir: örgüt suçu ile amaç suçlar ayrı ayrı cezalandırılır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde birden çok suç işlenmişse her biri için ayrı ceza verilir; zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ise her suç tipi bakımından ayrıca değerlendirilir.

Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında değildir.

Görevli mahkemenin belirlenmesinde, artırım ve indirim hükümleri gözetilmeksizin suçun kanundaki cezasının üst sınırı esas alınır. Buna göre TCK 220/1 ve 220/2 kapsamındaki isnatlarda kural olarak asliye ceza mahkemesi görevlidir. Ancak dosyada birlikte yargılanan amaç suçların niteliğine ve bağlantı kurallarına göre ağır ceza mahkemesi görevli hale gelebilir; örgüt dosyalarında bu durum sıkça karşılaşılan bir sonuçtur. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır.

Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca fıkraya göre değişir: 220/1 bakımından on beş yıl, 220/2 bakımından sekiz yıldır. Suçun kesintisiz niteliği nedeniyle zamanaşımı, kural olarak kesintinin gerçekleştiği, yani örgüt ilişkisinin sona erdiği andan itibaren işlemeye başlar. Mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Mahkûmiyet ayrıca güvenlik tedbirleri ile belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma sonuçlarını doğurur.

Sürecin İşleyişi ve Savunma

Örgüt soruşturmaları, ceza yargılamasının en kapsamlı ve en uzun süren dosyaları arasındadır. Soruşturma evresi çoğu zaman geniş bir delil toplama sürecini içerir; iletişimin denetlenmesi, dijital materyal incelemesi, mali kayıtların değerlendirilmesi ve çok sayıda şüphelinin ifadesinin alınması bu evrenin olağan parçalarıdır. Koruma tedbirlerinin yoğun biçimde uygulandığı bir aşama olması nedeniyle, savunmanın ilk ifadeden itibaren planlanması büyük önem taşır.

Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır:

  • Ortada hukuken bir örgüt bulunup bulunmadığı: en az üç kişi, hiyerarşi, süreklilik ve elverişlilik unsurlarının tamamının gerçekleşip gerçekleşmediği. Bu unsurlardan birinin eksikliği, olayın örgüt değil iştirak ilişkisi olarak değerlendirilmesi sonucunu doğurabilir.
  • Kişinin konumu: kurucu/yönetici mi, üye mi, yoksa yedinci fıkra kapsamında yardım eden mi? Ceza aralıkları arasındaki fark bu tespite bağlıdır.
  • Üyelik iddiası bakımından, örgütle kurulduğu ileri sürülen bağın süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütlerini karşılayıp karşılamadığı.
  • Yedinci fıkra bakımından, yardım edilen yapının suç örgütü olduğunun bilinip bilinmediği.
  • İptal edilen altıncı fıkraya dayanan bir isnat bulunup bulunmadığı ve dosyanın bu yönden değerlendirilmesi.
  • Delillerin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği ve dijital materyalin bütünlüğü.
  • Koşulları varsa TCK 221’deki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilirliği ve zamanlaması.

Bu başlıkların her biri dosyanın somut içeriğine göre değişir ve teknik değerlendirme gerektirir. Örgüt isnadıyla karşılaşan kişilerin ve yakınlarının, sürecin ağırlığı ve doğurabileceği sonuçlar nedeniyle gecikmeden hukuki destek almaları önemlidir; örgüt dosyalarında sunduğumuz müdafilik hizmetleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri ve ceza yargılamasında taraflar yazılarımız yol gösterici olabilir.

Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu Hakkında Yargıtay Karar Analizleri

Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme Suçunda Doğrudan Kast, Özel Saik ve Sempati/İltisak Sınırı

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2022/5629 E. – 2022/6682 K., 24.10.2022 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi üzerine temyiz incelemesi yapılmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi; sanığın dernek üyeliklerine dair eylemlerinin ve kişisel konumunun sempati ile iltisak boyutunu aşmadığını, eylemlerin örgüte yardım kastıyla hareket edildiğini ispatlamadığını belirtmiştir. Örgüte yardım suçunun ancak doğrudan kast ve özel saikle işlenebileceğini vurgulayan Daire, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesini hukuka aykırı bularak hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında, örgüte yardım etme suçunun (TCK m. 220/7, 314/3) manevi unsurunu öğretideki görüşler ve yerleşik yargısal kriterler ışığında ayrıntılı olarak incelemiştir. Kararda, kanun metninde geçen “bilerek” ifadesinin doğrudan kastı işaret ettiği, bu suçun olası kastla işlenemeyeceği ve genel kastın yeterli olmayıp özel kastın aranması gerektiği belirtilmiştir. Failin, yardım ettiği yapının bir terör örgütü olduğunu bilmesi ve sağladığı yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi amacını taşıması gerekmektedir. İnsani mülahazalarla yapılan veya sempati/iltisak derecesinde kalan eylemlerin yardım suçunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir.

“…sanığın, dernek üyeliklerine dair eylemleri ile konum ve kişisel özellikleri nazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan ve örgüte yardım etme kastıyla hareket ettiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek, örgüte yardım kastıyla hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmayan sanığın atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…”

Değerlendirme

Bu karar, örgüte yardım suçunun manevi unsurunun sınırlarını net çizmesi ve sempati/iltisak boyutundaki eylemleri cezai sorumluluktan ayırması bakımından son derece önemlidir.

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusur ilkesi uyarınca, kişinin bir suç örgütüne yardım ettiğinden bahsedebilmek için sadece organ veya dernek üyeliği gibi yüzeysel ilişkilerin mevcudiyeti yeterli değildir. Eylemin; örgütün nihai amacına hizmet etme bilinci, doğrudan kastı ve özel saiki içermesi şarttır. Yargıtay bu kararıyla; şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle desteklenmeyen, yalnızca iltisak düzeyinde kalan sosyal veya kurumsal temasların örgüte yardım suçunun kast unsurunu oluşturmayacağını açıkça teyit etmiştir.

Silahlı Terör Örgütü Yöneticiliği ile Üyeliği Arasındaki Suç Vasfı Ayrımı ve Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Uygulanma Koşulları

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2022/25513 E. – 2023/2208 K., 13.04.2023 T.

Kararın Özeti

Çatışma bölgelerinde askeri eğitim alan, silahlı çatışmalara katılan ve üst düzey unsurlara bağlı olarak faaliyet gösteren sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçundan verilen mahkûmiyet ve etkin pişmanlık indirimine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi kararı temyiz edilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi; sanığın hiyerarşik yapı içinde emir-talimat verme ve organizasyonu idare etme yetkilerine sahip olduğuna dair yeterli delil bulunmadığını, eylemlerinin “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunu oluşturduğunu belirtmiştir. Ayrıca kovuşturma aşamasında beyanlarını samimiyetle sürdürmeyen sanık hakkında etkin pişmanlık uygulanmasını ve hüküm fıkrasındaki sevk maddesi çelişkisini hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında, terör örgütünü yönetme suçunun (TCK m. 314/1, TCK m. 220/1, 5, TMK m. 7/1) hukuki niteliğini ve örgüt üyeliği (TCK m. 314/2) ile arasındaki ayrım kriterlerini ayrıntılı olarak ele almıştır. Yönetici sayılabilmek için failin örgüt hiyerarşisinde emir ve direktif verme, organizasyonu sevk ve idare etme, karar alma ve inisiyatif kullanma gücüne fiilen sahip olması gerekir. Belli bir hiyerarşik üst kademeyi veya geniș bir alanda sevk ve idare yetkisini ifade eden bu statü, sadece çatışma gruplarında komutan düzeyinde bulunmak veya üst düzey sorumlulara bağlı çalışmakla kendiliğinden oluşmaz.

Ayrıca TCK m. 221/4 uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanılabilmesi için verilen bilgilerin kovuşturma aşamasında da arkasında durulması ve faydalı bilginin varlığının korunması gerektiği vurgulanmıştır.

“…dosya kapsamındaki yerel mahkemenin kabulüne göre örgüt içerisindeki konum ve faaliyetleri itibariyle örgüt üyelerine talimat verme, inisiyatif kullanma gibi yöneticilik faaliyetlerinde bulunduğuna dair delil olmadığından sanığın eyleminin TCK’nın 314/2 nci maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu gözetilmeden… Yakalandıktan sonra soruşturma aşamasında… faydalı bilgiler veren ancak kovuşturma aşamasında bu beyanları tutuklanmamak amacıyla verdiğini söyleyerek reddeden sanık hakkında şartları oluşmadığı halde TCK’nın 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi gereğince etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması hukuka aykırı görülmüştür.”

Değerlendirme

Bu karar, terör örgütü yapılanmalarında “yöneticilik” ve “üyelik” sıfatlarının sınırlarının belirlenmesi ile etkin pişmanlık kurumunun uygulanma şartları bakımından son derece kilit bir nitelik taşımaktadır.

Ceza hukukunda fiilin doğru vasıflandırılması, suç ve cezada kanunilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Örgüt içinde askeri veya operasyonel seviyede yoğun faaliyet göstermek, tek başına faili “yönetici” konumuna getirmemektedir. Yöneticilik sıfatı; örgütün stratejisini belirleme, alt birimlere emir-talimat verme ve hiyerarşide yönlendirici karar gücüne sahip olma gibi idari ve organizasyonel fonksiyonların varlığını zorunlu kılar. Öte yandan, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında soruşturma aşamasındaki samimi anlatımların kovuşturma safhasında inkar edilmesi durumunda bu müessesenin uygulanamayacağının belirtilmesi, ceza adaletinde duruşma aşamasındaki iradenin esas alınması ilkesini pekiştirmektedir.

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçunda İkrarın Delil Niteliği ve Etkin Pişmanlık İndirim Oranının Belirlenmesi

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2022/1710 E. – 2023/1129 K., 06.03.2023 T.

Kararın Özeti

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilen ve hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak cezasından indirim yapılan sanığın temyiz başvurusu incelenmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi; ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı bulunmasa dahi sanığın özgür iradesiyle gerçekleşen ikrarının örgütle bağlantısını gösteren yeterli bir delil olduğunu onaylamıştır. Buna karşın, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında konumuna uygun şekilde, faydalı ve kapsamlı bilgiler veren sanık hakkında TCK m. 221/4-2 maddesi uyarınca yapılan etkin pişmanlık indiriminin üst hadde yakın veya üst hadden uygulanması gerekirken düşük oranda tutulmasını hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, kararında öncelikle ByLock kullanımına ilişkin teknik değerlendirmelerin ikrar ile tamamlanması durumunu ele almış; tespit tutanağı temin edilemese dahi sanığın programı kullandığına yönelik açık ve istikrarlı beyanlarının delil niteliğini koruduğunu kabul etmiştir.

Kararın temel bozma gerekçesini ise Etkin Pişmanlık (TCK m. 221) uygulamasındaki indirim oranının takdiri oluşturmaktadır. Etkin pişmanlık müessesesinin amacı, örgütlü suçlarla mücadelede samimi bilgi akışını teşvik etmek ve pişmanlık duyan failleri topluma kazandırmaktır. Yakalandıktan sonra örgütün yapısı, hiyerarşisi ve diğer mensupları hakkında kendi konumuna uygun şekilde bilgi veren, teşhislerde bulunan ve bu beyanlarını her aşamada sürdüren sanıklar bakımından verilecek ceza indirimi belirlenirken hakkaniyet ilkeleri gözetilmelidir. Sanığın sağladığı bilginin niteliği, samimiyeti ve faydalılık derecesi göz önüne alındığında indirimin üst sınıra yakın yapılması gerekirken oranının yetersiz tutulması bozmayı gerektirmiştir.

“…soruşturma ve yargılama aşamasında örgüte ne şekilde katıldığı da dahil olmak üzere örgütsel faaliyetler ve diğer örgüt üyeleri hakkında konumuna uygun kendisinden beklenilecek şekilde bilgiler veren sanık hakkında verdiği bilgilerin niteliği, faydalılık derecesi ve etkin pişmanlıkta bulunulan aşama gözetildiğinde, belirlenen ceza üzerinden dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun bir şekilde üst hadden indirim yapılması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.”

Değerlendirme

Bu karar, ceza yargılamasında sanık ikrarının sübuta etkisi ve etkin pişmanlık indirim oranlarının belirlenmesindeki yargısal takdir yetkisinin sınırlarını göstermesi açısından önemlidir.

Yargıtay, sanığın kendi beyanlarıyla örgüt içi iletişimi kabul etmesini mahkûmiyet için yeterli bir delil alanı olarak değerlendirirken; diğer taraftan devletle iş birliği yapan ve ceza adaletine katkı sağlayan sanık lehine orantılılık ve hakkaniyet esasını vurgulamaktadır. Verilen bilginin derecesine ve samimiyetine paralel olarak indirim oranının üst sınırdan veya üst sınırı zorlayacak şekilde belirlenmesi, etkin pişmanlık kurumunun uygulanabilirliğini ve teşvik edici amacını koruyan bir yaklaşımdır.

Soruşturma Başlamadan Gönüllü İfade Veren Sanık Hakkında Şahsi Cezasızlık Sebebi Olarak Etkin Pişmanlık Uygulanması

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2021/17751 E. – 2023/2955 K., 08.05.2023 T.

Kararın Özeti

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan eski bir hakim hakkında, hakkında herhangi bir adli veya idari soruşturma bulunmaksızın yetkili makamlara kendiliğinden başvurarak örgüt içi faaliyetlerine dair samimi, ayrıntılı ve istikrarlı bilgiler vermesi nedeniyle TCK m. 221/4-1 ve CMK m. 223/4-a uyarınca verilen “ceza verilmesine yer olmadığı” kararına karşı yapılan temyiz başvurusu incelenmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi; sanığın soruşturma olmaksızın kendi hür iradesiyle gelerek pişmanlık göstermesini şahsi cezasızlık nedeni saymış ve verilen kararı usul ile yasaya uygun bularak onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay kararında, TCK m. 221 bünyesindeki etkin pişmanlık müessesesinde ceza indirimine bağlanan haller ile şahsi cezasızlık halleri arasındaki farklar derinlemesine ele alınmıştır. Şahsi cezasızlık sebeplerinden biri olan TCK m. 221/4 ilk cümlesi kapsamında; hakkında henüz bir soruşturma başlatılmamış olan failin, herhangi bir dış zorlama, yakalanma riski veya idari baskı olmadan kendi hür iradesiyle (gönüllü olarak) resmi makamlara başvurarak örgüt yapısı ve faaliyetleri hakkında samimi, faydalı bilgi vermesi hedeflenmektedir.

Somut olayda, hakkında idari veya adli bir soruşturma açılmamışken yetkili kuruma tanık sıfatıyla dahi olsa kendiliğinden başvuran, çalışma evleri ve örgüt içi sürece dair tutarlı anlatımlarda bulunan sanığın iradesinin “legaliteye dönme” düşüncesine dayandığı kabul edilmiştir. Yakalanma müzekkeresi sonrasındaki bildirimler yalnızca indirim nedeni teşkil ederken, resmi takip öncesi hür iradeyle gerçekleşen bildirimin cezayı tamamen ortadan kaldırdığı vurgulanmıştır.

“…sanığın hakkında herhangi bir adli ve idari soruşturma bulunmadığı halde tanık olarak ifade vermek için HSK Müfettişliğine gelerek… samimi ve ayrıntılı beyanlarda bulunduğu ve devamında da tüm bildiklerini anlatıp bu beyanlarında istikrarlı ve tutarlı davrandığı… örgütte kaldığı süre ve konumuna uygun bilgiler vermek suretiyle suçun aydınlatılmasına katkıda bulunan, samimi şekilde pişmanlık duyan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 221/4-1 inci cümlesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık saptanmamıştır.”

Değerlendirme

Bu karar, örgütlü suçlarda etkin pişmanlığın “cezada indirim sebebi” ile “şahsi cezasızlık sebebi” arasındaki ince ayrımı kesin hatlarıyla ortaya koyması bakımından oldukça değerlidir.

Ceza hukukunda gönüllülük esası; failin üzerindeki hukuki ve idari çember daralmadan, tamamen kendi içsel iradesiyle hukuk düzenine geri dönme iradesini ölçer. Yargıtay; soruşturma başladıktan ya da yakalama emri çıkarıldıktan sonra verilen bilgileri indirim kapsamında değerlendirirken, henüz hiçbir adli/idari süreç başlatılmamışken yetkili makamlara müracaat edilerek sunulan samimi beyanları tam cezasızlık sebebi saymıştır. Bu durum, örgüt mensuplarının henüz soruşturmaya uğramadan hukuk sistemine entegrasyonunu teşvik eden suç politikası amacına tam uyum sağlamaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun cezası nedir?

TCK 220/1 uyarınca örgüt kuranlar veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar hapisle, TCK 220/2 uyarınca örgüte üye olanlar iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırılır. Örgütün silahlı olması halinde bu cezalar yarısı oranında artırılır. Bu ceza aralıkları 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla yükseltilmiştir.

Bir suç örgütünün varlığı için kaç kişi gerekir?

Madde açıkça en az üç kişi şartını öngörmüştür. İki kişinin suç işlemek üzere anlaşması, ne kadar planlı ve sürekli olursa olsun örgüt oluşturmaz; bu durumda iştirak hükümleri uygulanır. Üye sayısının yanı sıra hiyerarşik yapı, süreklilik ve amaç suçları işlemeye elverişlilik unsurlarının da birlikte bulunması gerekir.

TCK 220/6 hâlâ yürürlükte mi?

Hayır. Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişiyi ayrıca cezalandıran TCK 220/6, Anayasa Mahkemesi tarafından kanunilik ilkesine aykırı bulunarak iki kez iptal edilmiştir: önce 26/10/2023 tarihli ve E.2023/132, K.2023/183 sayılı kararla, ardından 7499 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen metin 5/11/2024 tarihli ve E.2024/81, K.2024/189 sayılı kararla. İkinci iptal 9/7/2025’te yürürlüğe girmiştir ve bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla yerine yeni bir düzenleme yapılmamıştır.

7571 sayılı Kanun TCK 220’de neyi değiştirdi?

24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla örgüt kurma ve yönetme cezası dört yıldan sekiz yıla kadar hapisten beş yıldan on yıla kadar hapse, üyelik cezasının üst sınırı dört yıldan beş yıla çıkarılmıştır. Silahlılık artırımı takdiri bir oran olmaktan çıkarılıp yarısı oranında sabit hale getirilmiştir. Ayrıca çocukların örgüt faaliyetinde araç olarak kullanılmasını düzenleyen yeni bir beşinci fıkra eklenmiştir.

Örgüt üyesi olmadan yardım etmek suç mudur?

Evet. TCK 220/7 uyarınca örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır; ancak ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir. Yardım edilen yapının suç örgütü olduğunun bilinmemesi halinde bu fıkra uygulanmaz.

Etkin pişmanlıktan kimler yararlanabilir?

TCK 221 dört senaryo öngörür: soruşturma başlamadan ve amaç suç işlenmeden önce örgütü dağıtan kurucu veya yöneticiler; hiçbir suça iştirak etmeden gönüllü ayrıldığını bildiren üyeler; iştirak etmeden yakalanıp örgütün dağılmasını sağlayacak elverişli bilgi veren üyeler; ve gönüllü teslim olup bilgi verenler. İlk üçünde ve gönüllü teslimde ceza verilmez; bilgi yakalandıktan sonra verilirse üçte birden dörtte üçe kadar indirim uygulanır. Bu hükümler bir kişi hakkında birden fazla uygulanmaz.

TCK 220 ile TCK 314 arasındaki fark nedir?

TCK 220, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan genel (adi) suç örgütlerini düzenler ve kamu barışına karşı suçlar bölümünde yer alır. TCK 314 ise silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve üyeliğini düzenler; Devletin güvenliğine karşı suçlar bölümündedir ve Terörle Mücadele Kanunu ile birlikte uygulanır. Bu ayrı rejim ceza, infaz ve muhakeme bakımından farklı sonuçlar doğurur.

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan ayrıca ceza verilir mi?

Evet. TCK 220/4 uyarınca örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde bu suçlardan ayrıca cezaya hükmolunur; bu, gerçek içtima kuralının uygulanmasıdır. Ayrıca 7571 sayılı Kanunla eklenen beşinci fıkra uyarınca örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak sorumlu tutulur.

Sonuç

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (TCK 220), kamu barışına karşı suçlar bölümünün hem ceza ağırlığı hem de uygulama yoğunluğu bakımından en önemli maddesidir. Bir yapının hukuken örgüt sayılabilmesi için en az üç kişi, hiyerarşi, süreklilik ve amaç suçları işlemeye elverişlilik unsurlarının birlikte bulunması gerekir; bu unsurlardan birinin eksikliği, olayın örgüt değil iştirak ilişkisi olarak değerlendirilmesi sonucunu doğurabilir.

Maddenin en güncel yönü, “örgüt adına suç işleme”yi düzenleyen altıncı fıkranın Anayasa Mahkemesi tarafından iki kez iptal edilmiş olması ve bugün yürürlükte bulunmamasıdır. Buna karşılık madde, 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla ağırlaştırılmış, yöneticilerin sorumluluk alanı genişletilmiştir. Yalnızca örgüt suçlarına özgü TCK 221’deki etkin pişmanlık rejimi ise, özellikle bilginin yakalanmadan önce mi sonra mı verildiği ayrımı bakımından savunma stratejisinin merkezinde yer alır.

Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi inceleyebilirsiniz. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, üyelik veya yardım etme isnadıyla bir soruşturma ya da kovuşturmayla karşı karşıyaysanız, İstanbul’daki ceza hukuku çalışmalarımız hakkında bilgi alabilir, gecikmeden hukuki destek talep edebilirsiniz. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve kesin hukuki tavsiye niteliği taşımaz; her olay kendine özgü koşullarıyla ayrıca değerlendirilmelidir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar