İçindekiler
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Kamuoyunda çoğu zaman “nefret söylemi” kavramıyla birlikte anılan bu madde, aslında birbirinden yapısal olarak farklı üç ayrı fiili düzenler: halkın bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle aşağılamak ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılamak.
Bu üç fıkra yalnızca ceza miktarları bakımından değil, aranan şartlar bakımından da birbirinden ayrılır. Birinci fıkra somut bir tehlikenin doğmasını ararken ikinci fıkra hiçbir tehlike şartı içermez; üçüncü fıkra ise “elverişlilik” ölçütüne dayanır. Ayrıca ikinci fıkrada bulunan “cinsiyet” ölçütü birinci fıkrada yer almaz. Bu yazıda maddenin üçlü yapısını, her fıkranın unsurlarını, cezalarını, TCK 122’deki ayrımcılık suçundan farkını ve yargılama sürecini ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu Nedir?
TCK 216’ya göre; halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır (f.1). Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır (f.2). Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır (f.3).
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Toplumu oluşturan kesimlerin birbirine karşı düşmanlık duygusuyla harekete geçirilmesi ya da bir kesimin taşıdığı özellikler nedeniyle toplum önünde değersizleştirilmesi, birlikte yaşama düzenini doğrudan zedeler. Madde, bu zedelenmeyi önlemeye yöneliktir.
Bununla birlikte maddenin uygulama alanı, düşünce açıklama özgürlüğünün sınırında yer aldığı için dikkatli biçimde belirlenmelidir. Kanun koyucu bu nedenle birinci fıkrada somut bir tehlike, üçüncü fıkrada ise elverişlilik şartı öngörmüş; böylece her rahatsız edici, sert veya eleştirel ifadenin cezalandırılmasının önüne geçmeyi amaçlamıştır.
Maddenin Üçlü Yapısı: Fıkralar Arasındaki Farklar
Maddeyi doğru anlamanın anahtarı, üç fıkranın birbirinden bağımsız yapılar taşıdığını görmektir. Aşağıdaki tablo bu farkları topluca göstermektedir.
| Ölçüt | f.1 (Tahrik) | f.2 (Aşağılama) | f.3 (Dini değerler) |
|---|---|---|---|
| Fiil | Kin ve düşmanlığa tahrik | Aşağılama | Dini değerleri aşağılama |
| Ölçütler | Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, bölge | Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet, bölge | Benimsenen dini değerler |
| Ek şart | Açık ve yakın tehlike (somut) | Yok | Kamu barışını bozmaya elverişlilik |
| Ceza | 1-3 yıl hapis | 6 ay-1 yıl hapis | 6 ay-1 yıl hapis |
Tablodan görüleceği üzere en ağır ceza birinci fıkraya aittir; buna karşılık en ağır ispat yükü de yine birinci fıkradadır, çünkü somut bir tehlikenin doğduğunun ortaya konması gerekir. İkinci fıkra ise ceza bakımından daha hafif olmakla birlikte, hiçbir tehlike şartı içermediği için uygulama alanı en geniş fıkradır.
TCK 216/1: Kin ve Düşmanlığa Tahrik
Hareket: Kin ve Düşmanlığa Tahrik
Birinci fıkrada cezalandırılan fiil, halkın bir kesimini diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik etmektir. Buradaki tahrik, muhatapları bir başka kesime karşı düşmanca duygularla harekete geçirmeye yönelik davranıştır. Kin ve düşmanlık, basit bir hoşnutsuzluk veya eleştirinin ötesinde, karşı tarafı düşman olarak konumlandıran yoğun bir olumsuz duygu durumunu ifade eder.
Fıkranın uygulanabilmesi için tahrikin iki kesim arasındaki ilişkiye yönelmesi gerekir: bir kesim, diğer bir kesim aleyhine harekete geçirilmelidir. Belirli bir gruba yönelik olumsuz ifadeler, başka bir kesimi o gruba karşı harekete geçirme işlevi taşımıyorsa bu fıkraya değil, koşulları varsa ikinci fıkraya girebilir.
Ölçütler: Sosyal Sınıf, Irk, Din, Mezhep, Bölge
Kanun, halkın kesimleri arasındaki farklılığın hangi ölçütlere dayanabileceğini birinci fıkrada sınırlı biçimde saymıştır: sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge. Bu ölçütlerin dışında kalan bir özelliğe dayanan tahrik, bu fıkra kapsamına girmez. Örneğin yalnızca mesleki ya da ekonomik bir gruplaşmaya dayanan ifadeler, sayılan ölçütlerden birine bağlanamıyorsa fıkra dışında kalır.
Dikkat çeken nokta, cinsiyet ölçütünün birinci fıkrada yer almamasıdır. Kanun koyucu bu ölçütü yalnızca ikinci fıkraya eklemiştir. Dolayısıyla cinsiyet farklılığına dayanan bir tahrik, birinci fıkra bakımından tipiklik sorunuyla karşılaşır.
Açık ve Yakın Tehlike Şartı
Birinci fıkranın en belirleyici unsuru budur. Kanun, tahrikin cezalandırılabilmesi için “bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” şartını arar. Bu, somut tehlike anlamına gelir: tehlikenin varsayıma değil, somut olayın koşullarına dayanarak saptanması gerekir.
Değerlendirmede; ifadenin içeriği ve yoğunluğu, hitap edilen kitlenin büyüklüğü ve niteliği, ifadenin yapıldığı ortam ve zaman, kullanılan aracın yaygınlık derecesi ile toplumsal koşullar birlikte gözetilir. Aynı sözün farklı ortamlarda farklı sonuçlar doğurabileceği kabul edilir; bu nedenle soyut bir “tehlikeli olabilir” değerlendirmesi yeterli değildir.
Ayrıca madde “bu nedenle” ifadesini kullanarak tehlike ile tahrik arasında nedensellik bağı aramaktadır. Tehlikenin başka etkenlerden kaynaklandığı hallerde fıkra uygulanamaz. Uygulamada bu şartın somut delillerle ortaya konup konmadığı, savunmanın en güçlü tartışma başlıklarından biridir.
Tahrik ile Eleştiri Arasındaki Sınır
Birinci fıkranın uygulanmasında en çok tartışılan konu, bir ifadenin gerçekten kin ve düşmanlığa tahrik mi yoksa toplumsal bir sorunun dile getirilmesi mi olduğudur. Kanun, bir kesimin diğerine karşı harekete geçirilmesini cezalandırır; toplumsal gerilimlerin varlığını tespit eden, bunların nedenlerini tartışan ya da bir kesimin tutumunu sert biçimde eleştiren ifadeler bu işlevi kazanmadıkça fıkra kapsamında değerlendirilmez.
Bu ayrımda yol gösterici olabilecek ölçütler şunlardır: ifade, muhatapları bir başka kesime karşı somut bir tutum almaya çağırıyor mu; düşmanlık duygusunu besleyen bir üslup taşıyor mu; yoksa bir olgunun aktarılması, bir görüşün savunulması ya da bir uygulamanın eleştirilmesi düzeyinde mi kalıyor? Değerlendirme tek bir cümle üzerinden değil, ifadenin bütünü, kullanılan üslup ve söylendiği bağlam birlikte gözetilerek yapılmalıdır. Bağlamından koparılan bir cümle, hem tahrik niteliğinin hem de tehlike şartının sağlıklı biçimde saptanmasını engeller.
Birinci fıkranın cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Seçimlik adli para cezası öngörülmemiştir.
TCK 216/2: Halkın Bir Kesimini Aşağılama
İkinci fıkra, halkın bir kesimini; sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamayı altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır.
Aşağılama Fiili
Aşağılama, bir kesimi insan onuruna aykırı biçimde değersizleştiren, küçük düşüren ve hor gören ifadelerde bulunmaktır. Burada hedef, o kesime mensup belirli bir kişi değil, kesimin kendisidir. Aşağılamanın sözle, yazıyla, görselle veya sembollerle yapılması mümkündür.
Aşağılama ile eleştiri arasındaki sınır bu fıkranın en hassas noktasıdır. Bir topluluğun görüşlerinin, uygulamalarının veya tercihlerinin sert biçimde eleştirilmesi, o topluluğun insan onurunu hedef alan bir değersizleştirmeye dönüşmediği sürece bu fıkra kapsamında değerlendirilmez. Ölçüt, ifadenin fikirlere mi yoksa doğrudan insanların değerine mi yöneldiğidir.
“Cinsiyet” Ölçütünün Yalnızca Bu Fıkrada Bulunması
İkinci fıkranın ölçüt listesi, birinci fıkradan tek bir noktada ayrılır: burada cinsiyet de sayılmıştır. Bunun pratik sonucu, cinsiyet farklılığına dayanan aleni aşağılamanın bu fıkra kapsamında değerlendirilebilmesi, buna karşılık cinsiyete dayalı kin ve düşmanlığa tahrikin birinci fıkra bakımından tipiklik sorunu doğurmasıdır. Kanun metnindeki bu asimetri, maddenin en sık gözden kaçan yönlerinden biridir.
Tehlike Şartının Bulunmaması
İkinci fıkrada, birinci fıkradan farklı olarak hiçbir tehlike şartı aranmaz. Aleni aşağılamanın gerçekleşmiş olması suçun oluşması için yeterlidir. Bu yönüyle fıkra soyut tehlike suçu niteliğindedir ve uygulama alanı birinci fıkraya göre belirgin biçimde geniştir.
Bu genişlik, fıkranın yorumunda ölçülülük gözetilmesini daha da önemli hale getirir. Öğretide, tehlike şartının bulunmaması nedeniyle “aşağılama” kavramının dar yorumlanması ve ifadenin insan onurunu hedef alan bir ağırlığa ulaşmış olmasının aranması gerektiği savunulmaktadır.
TCK 216/3: Dini Değerleri Aşağılama
Üçüncü fıkra, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamayı, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır.
Bu fıkrada korunan menfaat özelleşmiştir: hedef alınan, insanlardan oluşan bir kesim değil, o kesimin benimsediği değerlerdir. Fıkranın uygulanabilmesi için söz konusu değerlerin halkın bir kesimince benimsenmiş olması gerekir; kişisel ya da tekil bir inanca yönelik ifadeler bu kapsamda değerlendirilmez.
İkinci ayırt edici nokta, aranan şarttır. Birinci fıkrada somut bir tehlikenin doğması gerekirken, üçüncü fıkrada fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması yeterlidir. Elverişlilik, tehlikenin gerçekten doğmasını değil, fiilin niteliği itibarıyla böyle bir sonuca yol açabilecek özellikte olmasını ifade eder. Bu yönüyle üçüncü fıkra, birinci fıkra ile ikinci fıkra arasında bir ara konumda bulunur.
Burada da aşağılama ile eleştiri arasındaki ayrım belirleyicidir. Dini konuların tartışılması, inanç sistemlerinin karşılaştırılması, dini yorumların eleştirilmesi ya da din sosyolojisi ve tarihi alanında yapılan çalışmalar, ifadenin bütünü değerleri değersizleştirmeye ve hor görmeye yönelmediği sürece bu fıkra kapsamında değerlendirilmez.
Elverişlilik değerlendirmesi somut olayın koşullarına göre yapılır. Bu değerlendirmede ifadenin yoğunluğu ve üslubu, kullanılan aracın yaygınlık derecesi, ulaştığı kitlenin büyüklüğü ve ifadenin yapıldığı ortam gözetilir. Sınırlı bir çevrede kalan, etkisi son derece dar bir ifade ile geniş kitlelere ulaşan bir yayın, elverişlilik bakımından aynı biçimde değerlendirilemez. Önemli olan, fiilin gerçekten kamu barışını bozup bozmadığı değil, niteliği itibarıyla böyle bir sonuca yol açabilecek özellikte olup olmadığıdır.
Bu fıkra bakımından ayrıca, hedef alınan değerlerin “halkın bir kesimince benimsenmiş” olması şartının nasıl saptanacağı önem taşır. Kanun, benimseyen kesimin sayısal büyüklüğüne ilişkin bir ölçüt getirmemiştir; belirli bir topluluk tarafından paylaşılan ve o topluluğun inanç dünyasının parçası sayılan değerler bu kapsamda kabul edilir. Failin kendisinin o değerleri benimseyip benimsememesi ise sonucu değiştirmez.
Ortak Unsurlar: Aleniyet, Fail, Mağdur ve Kast
Aleniyet
Her üç fıkrada da fiilin “alenen” işlenmesi zorunludur. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin duyabileceği, görebileceği veya öğrenebileceği biçimde gerçekleşmesidir. Kamuya açık alanlardaki konuşmalar, yayınlar, afiş ve pankartlar ile herkese açık internet paylaşımları kural olarak bu unsuru karşılar.
Buna karşılık kapalı bir ortamda, sınırlı ve belirli kişilere yönelik olarak söylenen sözler aleniyet unsurunu karşılamaz. İnternet ortamında yalnızca sınırlı bir gruba açık yazışmalarda aleniyetin bulunup bulunmadığı, ortamın gerçekten belirsiz sayıda kişiye açık olup olmadığına göre değerlendirilir.
Hedef Alınan Kesimin Belirlenebilir Olması
Her üç fıkra da fiilin “halkın bir kesimine” yönelmesini arar. Bu, hedef alınan topluluğun belirlenebilir olmasını gerektirir: ifadenin, kanunda sayılan ölçütlerden birine dayanan hangi kesime yöneldiği anlaşılabilmelidir. Topluluğun isminin açıkça anılması şart değildir; bağlamdan hangi kesimin kastedildiği anlaşılıyorsa bu unsur karşılanmış sayılır.
Buna karşılık hiçbir belirli topluluğa bağlanamayan, tamamen soyut ve genel nitelikteki olumsuz ifadeler tipiklik bakımından eksik kalır. Aynı şekilde, hedefi belirli tek bir kişi olan ifadeler de bu madde kapsamına girmez; böyle bir durumda değerlendirme, koşulları varsa şerefe karşı suçlar ya da diğer ilgili hükümler bakımından yapılır. Maddenin ayırt edici özelliği, hedefin birey değil topluluk olmasıdır.
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Failin, hedef alınan kesime mensup olup olmaması da sonucu değiştirmez.
Mağdur ise toplumun bütünüdür. Hedef alınan kesime mensup kişiler, bu suç bakımından doğrudan mağdur sıfatını taşımaz; korunan değer kamu barışı olduğundan suçun mağduru toplumun kendisi kabul edilir. Bununla birlikte ifadeler aynı zamanda belirli bir kişiyi hedef alıyorsa, o kişi bakımından şerefe karşı suçlar kapsamında ayrı bir değerlendirme yapılması gerekebilir.
Manevi Unsur: Kast
Her üç fıkra da yalnızca kasten işlenebilir. Failin, ifadesinin tahrik ya da aşağılama niteliği taşıdığını bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Madde, TCK 213 ve 217/A’dan farklı olarak özel bir amaç veya saik aramaz; failin ayrıca toplumu bölme, kaos yaratma gibi bir amaç taşıması gerekmez.
Kastın belirlenmesinde ifadenin bütünü, kullanılan üslup, bağlam ve failin ifadeyi ortaya koyuş biçimi gözetilir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür; artırım takdiridir. TCK 216 bu kapsamdadır ve uygulamada bu maddeye ilişkin dosyaların önemli bir bölümü yayınlar ve paylaşımlar üzerinden gündeme gelir.
Hükmün ikinci cümlesi ise bu maddede özel bir ağırlık taşır: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Toplumsal bir olgunun haber yapılması, bir görüşün savunulması, bir uygulamanın sert biçimde eleştirilmesi ya da toplumsal sorunların tartışılması, ifade kin ve düşmanlığa tahrik veya insan onurunu hedef alan bir aşağılama niteliği kazanmadığı sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez.
TCK 122 (Ayrımcılık) Suçu ile Farkı
Uygulamada karıştırılan iki hüküm TCK 216 ile TCK 122’deki “nefret ve ayırımcılık” suçudur. Bu iki madde, Türk Ceza Kanunu’nun farklı bölümlerinde yer alır ve farklı hukuki değerleri korur.
TCK 122, kişilere karşı suçlar arasında düzenlenmiştir ve bireysel bir mağdura yönelik somut ayrımcı muameleleri cezalandırır: bir kişiye mal satılmaması, hizmet verilmemesi, işe alınmaması ya da bir ekonomik faaliyetin engellenmesi gibi. Burada korunan değer, o bireyin eşitlik hakkıdır ve suç, sözle değil bir muameleyle işlenir.
TCK 216 ise kamu barışına karşı suçlar arasında yer alır ve bir topluluğa yönelen tahriki veya aşağılamayı cezalandırır. Burada belirli bir bireye yönelik somut bir muamele aranmaz; fiil ifade yoluyla işlenir ve korunan değer toplumsal huzurdur. Aynı olayda hem bir kişiye ayrımcı muamele yapılmış hem de topluluğu hedef alan aleni ifadeler kullanılmışsa, iki suç birlikte gündeme gelebilir ve içtima kuralları uygulanır.
Nefret Söylemi Kavramı ve İfade Özgürlüğü Sınırı
Kamuoyunda TCK 216, çoğu zaman “nefret söylemi” kavramıyla özdeşleştirilir. Ancak nefret söylemi, Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmış bir suç adı değildir; hukuki metinlerde ve uluslararası belgelerde kullanılan tanımlayıcı bir kavramdır. Bu nedenle bir ifadenin kamuoyunda nefret söylemi olarak nitelendirilmesi, kendiliğinden TCK 216 kapsamında suç oluşturduğu anlamına gelmez. Değerlendirme her zaman madde metnindeki unsurlar üzerinden yapılır.
Bu maddenin uygulanmasında, ifade özgürlüğünün sınırının nerede çizileceği hem Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında sık tartışılan bir konudur. Bu içtihatlarda genel olarak; ifadenin bütünü içinde değerlendirilmesi, kullanılan sözlerin bağlamından koparılmaması, ifadenin şiddete çağrı içerip içermediğinin gözetilmesi ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığının incelenmesi gibi ölçütler öne çıkar.
Bu ölçütler, maddenin metnindeki şartlarla da örtüşür. Kanun koyucunun birinci fıkraya açık ve yakın tehlike, üçüncü fıkraya ise elverişlilik şartını eklemiş olması; ayrıca TCK 218’in haber verme ve eleştiri amaçlı düşünce açıklamalarını suç olmaktan çıkarması, aynı dengeyi kanun düzeyinde kurma çabasının sonucudur. Dolayısıyla bir dosyada bu şartların gerçekten bulunup bulunmadığının incelenmesi, yalnızca teknik bir tipiklik denetimi değil, aynı zamanda ifade özgürlüğünün korunmasına ilişkin bir güvencedir.
Bu ölçütlerin ortak yönü, rahatsız edici, şok edici veya çoğunluğun görüşünden keskin biçimde ayrılan ifadelerin tek başına cezalandırma nedeni sayılmamasıdır. Cezalandırmayı meşru kılan şey, ifadenin bir kesimi diğerine karşı düşmanlığa yöneltmesi ya da insan onurunu hedef alan bir değersizleştirmeye dönüşmesidir. Somut dosyanızda bu ölçütlerin nasıl uygulanacağı, ifadenin içeriğine ve bağlamına göre değişir.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. İkinci fıkra bakımından suç, aşağılayıcı ifadenin aleni hale gelmesiyle tamamlanır; bu nedenle teşebbüse elverişliliği tartışmalıdır. Birinci fıkrada ise tehlike şartı arandığından, tahrik alenen yapıldığı halde tehlike doğmamışsa teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı öğretide tartışılır; tehlike şartının objektif cezalandırılabilirlik koşulu sayıldığı görüşte teşebbüs söz konusu olmaz.
İştirak. Genel hükümlere tabidir. İçeriği birlikte hazırlayıp yayan kişiler müşterek fail; yayılmasına katkı sunanlar duruma göre yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima. Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan paylaşımlar koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Aynı ifadenin hem bir kesimi aşağılayıp hem de bir başka kesimi ona karşı harekete geçirdiği hallerde birinci ve ikinci fıkra arasındaki ilişki, fiilin ağırlık merkezi ve içtima kuralları çerçevesinde belirlenir.
Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
İkinci ve üçüncü fıkralarda cezanın üst sınırının bir yıl olması, bu fıkralar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi kurumlarını sıklıkla gündeme getirir. Birinci fıkrada ise alt sınırın bir yıl olması nedeniyle bu kurumların uygulanabilirliği somut cezanın miktarına bağlıdır.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca ifadenin yoğunluğu, ulaştığı kitle, kullanılan aracın yaygınlığı ve doğan tehlikenin ağırlığı gözetilir. Failin geçmişte benzer bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; mahkûmiyet halinde ayrıca güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Hedef alınan kesime mensup kişilerin şikâyette bulunması gerekmez; fiili öğrenen herkes ihbarda bulunabilir. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Görevli mahkeme, her üç fıkra bakımından da asliye ceza mahkemesidir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır. Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca her üç fıkra bakımından sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, ifadenin aleni hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar.
Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar çoğunlukla bir ihbar, kolluğun resen tespiti ya da bir yayının incelenmesi üzerine başlar. Dosyanın merkezinde bir konuşma, yazı, görsel veya sosyal medya paylaşımı bulunur; bu nedenle içeriğin çözümü, bağlamı ve failin o içerikle bağlantısı belirleyici olur.
Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır: ifadenin hangi fıkra kapsamında değerlendirildiği ve o fıkranın unsurlarını gerçekten karşılayıp karşılamadığı; hedef alınan kesimin kanunda sayılan ölçütlerden birine bağlanıp bağlanamadığı; fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; birinci fıkra yönünden kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut delillerle ortaya konup konmadığı; üçüncü fıkra yönünden elverişlilik şartının bulunup bulunmadığı; ve ifadenin TCK 218 kapsamında haber verme ile eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığı.
İnternet üzerinden işlendiği ileri sürülen fiillerde ayrıca hesabın gerçekten şüpheliye ait olup olmadığı, içeriğin bütünlüğü ve dijital materyalin usulüne uygun incelenip incelenmediği teknik yönden tartışılabilir. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz önem taşır; ifade özgürlüğü sınırındaki ceza dosyalarında sunduğumuz hukuki destek hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri ve ceza yargılamasında taraflar yazılarımız yol gösterici olabilir.
Bu Tür İfadelere Maruz Kalanlar Ne Yapabilir?
Mensubu olduğunuz bir kesimi hedef alan tahrik veya aşağılama niteliğinde bir ifadeyle karşılaştığınızda, suç şikâyete tabi olmadığı için doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ya da kolluğa ihbarda bulunabilirsiniz. İhbar için mağdur sıfatının bulunması gerekmez.
İnternet ortamındaki içeriklerde, bildirimden önce içeriğin tarih ve bağlantı bilgisini de gösterecek biçimde kaydedilmesi delil bakımından yararlıdır; içerik kısa sürede kaldırılabilir. İfadeler aynı zamanda doğrudan sizi hedef alıyorsa, kişisel olarak şerefe karşı suçlar kapsamında da haklarınız bulunabilir; bu durumda şikâyet süresi önem kazanacağından haklarınızın kapsamını gecikmeden bir avukatla değerlendirmeniz yerinde olur.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu Hakkında Yargıtay Karar Analizleri
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçunda Irk Temelli Ayrımcılık, Açık-Yakın Tehlike ve Basın/Yayın Nitelikli Hali
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2022/5760 E. – 2025/989 K., 10.02.2025 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, Hendek operasyonlarının sürdüğü dönemde sosyal medya hesabından bir çocuğun ve kamuflajlı bir şahsın fotoğraflarını paylaşıp Kürt kökenli yurttaşlara yönelik ayrıştırıcı ifadeler kullanması gerekçesiyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesinin beraat kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi; Güneydoğu’da operasyonların sürdüğü ve hassasiyetin yüksek olduğu bir dönemde, kamuoyuna açık sosyal medya hesabından ırksal temelde nefret söylemi içeren paylaşımlar yapılmasının TCK’nın 216/1 ve 218. maddelerinde düzenlenen “basın ve yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu oluşturduğunu belirterek beraat kararını hukuka aykırı bulmuş ve bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma kararında, TCK’nın 216/1. maddesindeki suçun kanuni unsurlarını, dönemsel hassasiyetleri ve sosyal medyanın etki gücünü esas almıştır. Maddede düzenlenen suç; halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi ve bu nedenle kamu güvenliği açısından “açık ve yakın bir tehlikenin” ortaya çıkmasını arar. Somut olayda, hendek ve barikat operasyonlarının yarattığı toplumsal gerilimin ve infialin yüksek olduğu bir zaman diliminde, etnik/ırksal kimlikler üzerinden ayrıştırıcı ve hedef gösterici söylemlerin kamuya açık bir şekilde sosyal medyadan paylaşılması, kamu barışını bozmaya elverişli açık ve yakın bir tehlike doğurmuştur. Paylaşımın kitle iletişim aracı olan Facebook üzerinden gerçekleştirilmesi sebebiyle cezada TCK 218 gereğince artırım yapılması gerektiği gözetilmeden beraat kararı verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
“…ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yapılan Hendek operasyonlarının devam ettiği ve infial olan dönem içerisinde ‘Facebook’ isimli sosyal medya hesabından herkese açık şekilde… paylaşıp, bunun altına davaya konu edilen Kürtlerin kardeş olduğu konusunda kendisini beş kuruşa satanlardan kardeş olmayacağına dair ifadelerde bulunması eylemi ırk bakımından ve basın ve yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu oluşturmaktadır…”
Değerlendirme
Bu karar, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun (TCK 216/1) unsurlarının tespitinde toplumsal konjonktürün ve eylemin gerçekleştiği dönemsel şartların önemini açıkça gösteren emsal nitelikte bir karardır.
TCK’nın 216. maddesi, farklı toplumsal kesimlerin bir arada barış içinde yaşamasını teminat altına alan somut bir tehlike suçudur. Etnik veya ırksal köken üzerinden yürütülen nefret söylemleri, özellikle toplumsal çatışma riskinin veya operasyonel gerilimin tırmandığı dönemlerde kamu barışını doğrudan tehdit eder. Kanunun aradığı “açık ve yakın tehlike” kıstası değerlendirilirken, sözlerin sarf edildiği bağlam ve sosyal mecraların yayılım gücü birlikte dikkate alınmalıdır. Yargıtay bu kararıyla; toplumsal kışkırtmaya ve ırk temelindeki nefret söylemlerine karşı ceza hukukunun koruyucu işlevini öne çıkarmış, sosyal mecradan kitlelere iletilen kışkırtıcı içeriklerin cezasız bırakılamayacağını teyit etmiştir.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçunda Nefret Söylemi, Şiddet Çağrısı ve Eksik Araştırma İlkesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2020/8472 E. – 2022/3517 K., 01.03.2022 T.
Kararın Özeti
Yerel gazete yazarları olan sanıklar hakkında, Fransa’da yayımlanan mizah dergisine yapılan saldırı sonrası, dergi kapağında yer alan ve Hz. Muhammed’i tasvir ettiği belirtilen karikatürü köşe yazılarında paylaşmaları sebebiyle TCK’nın 216/1. maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Müştekilerin temyiz istemi, suçun niteliği gereği doğrudan zarar görmedikleri gerekçesiyle reddedilmiştir. Sanıklar müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; suçun unsurlarının tespiti bakımından içeriğin, hitap edilen okuyucu kitlesinin ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike doğurup doğurmadığının uzman bilirkişi heyetince incelenmesi gerektiğini vurgulayarak, eksik araştırma sebebiyle mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, TCK’nın 216/1. maddesindeki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun maddi ve manevi unsurlarını detaylandırarak ceza hukukunun temel ilkelerini esas almıştır. Suçun oluşabilmesi için eylemin soyut bir red veya saygısızlığın ötesine geçerek; etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermesi, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrik niteliğinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Kararda, bahse konu karikatürün yayınlanması eyleminin kamu barışını bozmaya elverişli somut bir tehlike (açık ve yakın tehlike) oluşturup oluşturmadığının belirlenmesinin teknik ve sosyolojik bir değerlendirme gerektirdiği kabul edilmiştir. Bu kapsamda gazetecilerin hitap ettiği kitle, yayının bağlamı ve içeriği göz önüne alınarak kamu düzeni, toplum bilimi ve dil bilimi uzmanlarından oluşacak 3 kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınmadan eksik inceleme ile mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
“…’Kin ve düşmanlık’ ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece ‘şiddet içeren ya da şiddet tavsiye eden tahrikler’ madde kapsamında değerlendirilebilecektir… gazetenin okuyucu kitlesinin sosyal ve kültürel yapıları da göz önüne alınarak… eylemlerinin halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme mahiyetinde olup olmadığı ile bu şekildeki yayının kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına elverişli olup olmadığı hususunda rapor alındıktan sonra sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden…”
Değerlendirme
Bu karar, ifade hürriyeti ile kamu düzeninin korunması arasındaki hassas dengenin yargılama süreçlerinde nasıl ele alınması gerektiğini gösteren son derece kritik bir hukuki nitelendirmedir.
Yargıtay, TCK’nın 216/1. maddesindeki suçun sırf dinsel veya toplumsal hassasiyetlere dokunan ya da eleştirel/saygısız görülebilecek ifadelerle kendiliğinden oluşmayacağını teyit etmiştir. Suçun cezalandırılabilmesi için eylemin “ağır nefret söylemi” veya “şiddet kışkırtıcılığı” barındırması ve toplumda somut, açık ve yakın bir tehlike ivmesi yaratması şarttır. Hakimin bu derece hassas ve sosyo-kültürel bağlamı olan olaylarda tek taraflı kanaatle hüküm kurması yerine; kamu düzeni, sosyoloji ve dil bilimi uzmanlarından oluşacak multidisipliner bir bilirkişi incelemesine başvurmasını zorunlu kılması, eksik soruşturma ve araştırmanın önüne geçilmesi adına normatif bir standart koymaktadır.
Güvenlik Güçlerini Hedef Alan Gerçeğe Aykırı Basın Açıklamaları, Nefret Söylemi ve Açık-Yakın Tehlike Ölçütü
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/6697 E. – 2023/8986 K., 22.11.2023 T.
Kararın Özeti
Sağlık sendikası il başkanı olan sanık hakkında, Siirt Devlet Hastanesi önünde yaptığı basın açıklamasında güvenlik güçlerinin sağlık kurumlarını taradığını, ambulanslara ateş açarak sağlık çalışanlarının ölümüne yol açtığını ileri sürmesi üzerine halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesinin beraat kararına karşı Cumhuriyet savcısı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi; güvenlik güçlerini gerçeğe aykırı ifadelerle kamuoyuna hedef gösteren bu söylemlerin eleştiri sınırlarını aştığını, kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike oluşturduğunu kabul ederek beraat kararını hukuka aykırı bulmuş ve bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, TCK’nın 216/1. maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçunun maddi unsurlarını, nefret söylemi sınırlarını ve “açık ve yakın tehlike” kavramını detaylı şekilde açıklamıştır. Suçun oluşabilmesi için eylemin soyut saygısızlığın ötesine geçerek kamu barışını tehlikeye düşürecek yoğunlukta nefret veya şiddet çağrısı içermesi gerektiği vurgulanmıştır. Somut olayda, sendika il başkanı sıfatına sahip sanığın kamuoyuna sunduğu açıklamada; güvenlik güçlerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki hastaneleri, ambulansları ve sağlık çalışanlarını kasten hedef alarak ölümlere sebep olan bir grup gibi göstermesi değerlendirilmiştir. Yargıtay; gerçeğe aykırı bu beyanların ifade özgürlüğü sınırlarını aştığına, kolluk kuvvetlerini halkın bir kesimine karşı nefrete teşvik ettiğine ve söz konusu söylemlerin yapıldığı ortam ve bağlam itibarıyla kamu güvenliği yönünden açık ve yakın bir tehlike doğurmaya elverişli olduğuna karar vermiştir.
“…sanık tarafından kamu oyuna sunulan basın açıklamasında gerçeğe aykırı olarak güvenlik güçlerinin… sağlık çalışanlarını hedef alarak ölümlerine neden olan bir grup şeklinde tanımlanması suretiyle eleştiri ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşan, polis ve askerleri suçlama niteliği taşıyan, onları halkın bir kesimine karşı nefrete teşvik edici ve düşman etmeye zemin hazırlar nitelikte olan söylemlerinin kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike doğurmaya elverişli olduğu…”
Değerlendirme
Bu karar, ifade özgürlüğü ile kamu düzeninin korunması arasındaki sınırın çizilmesi ve kamu görevlilerini hedef gösteren asılsız iddiaların ceza hukuku karşısındaki konumunu açıklığa kavuşturması bakımından önem taşımaktadır.
TCK’nın 216/1. maddesi kapsamındaki suç, toplum barışını korumayı amaçlayan somut bir tehlike suçudur. Sendika yöneticisi veya kamuoyunu etkileme gücü bulunan kişilerin yaptığı açıklamalarda kullanılan dil, olgusal temeli bulunmayan iddiaların yayılması ve güvenlik güçlerinin doğrudan nefret unsuru haline getirilmesi durumunda eleştiri hakkından söz edilemez. Yargıtay; açıklamanın yapıldığı bağlamı, açıklayanın toplumdaki konumunu ve ifadelerin yarattığı potansiyel kışkırtma etkisini dikkate alarak, kamu barışını tehdit eden gerçeğe aykırı ağır iddiaların halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu oluşturacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.
Sosyal Medya Paylaşımlarında Etnik Ayrımcılık, Dönemsel Gerginlik ve Açık-Yakın Tehlike Ölçütü
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2022/5952 E. – 2025/991 K., 10.02.2025 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, hendek olaylarının yaşandığı süreçte sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı etnik köken temelli ve güvenlik güçlerini hedef alan paylaşımı nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş ve hakkındaki hükmün açıklanması geri bırakılmıştır (HAGB). Denetim süresi içinde kasten yaralama suçunu işlemesi üzerine açıklanan mahkûmiyet hükmü, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddi ile hukuka uygun bulunmuştur. Sanığın temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 8. Ceza Dairesi; paylaşımın yapıldığı tarihteki toplumsal ve dönemsel gerginliği, olayların sıcaklığını ve ihbarlar üzerindeki etkisini dikkate alarak kamu düzeni bakımından açık ve yakın tehlikenin oluştuğunu kabul etmiş, mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, TCK’nın 216/1. maddesindeki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçunun en kritik unsurlarından biri olan “açık ve yakın tehlike” kavramını somut olayın gerçekleştiği zamansal ve toplumsal bağlam üzerinden değerlendirmiştir. Kararda; paylaşımın yapıldığı tarihte Şırnak ve Silopi bölgelerinde hendek olaylarının ve şiddet eylemlerinin devam ettiği, paylaşımın gerçekleştiği gün bir polis memurunun şehit düştüğü ve sivil vatandaşların hayatını kaybettiği bir ortamın varlığı vurgulanmıştır. Yargıtay, toplumda yüksek düzeyde gerginliğin bulunduğu böyle bir dönemde yapılan etnik ayrıştırma ve düşmanlık içeren paylaşımın vatandaşlarca ihbar edilmesini de dikkate alarak, eylemin kamu barışını tehlikeye düşürecek somut, açık ve yakın bir risk oluşturduğunu netleştirmiştir.
“…07.08.2015 tarihinde Şırnak ilinde Hendek olaylarının devam ettiği ve o gün bir polis memurunun Şırnak ilinde şehit olduğu ve yurttaşların da bu olaylar sırasında öldüğü, ülkemizde gerginlik bulunan dönemde sanığın paylaşımı yaptığı ayrıca paylaşımdan rahatsız olan insanların ihbarı üzerine soruşturma sürecinin başladığı tespit edildiğinden kamu düzeni bakımından açık ve yakın tehlikenin bulunduğu anlaşılmakla…”
Değerlendirme
Bu karar, ifade özgürlüğünün sınırları ile kamu barışının korunması arasındaki dengede “içinde bulunulan dönemsel koşulların ve toplumsal gerginliğin” suça etkisini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir.
TCK’nın 216/1. maddesinde aranan “açık ve yakın tehlike” kriteri soyut bir varsayım değil, eylemin yapıldığı yer, zaman ve toplumsal iklim ile doğrudan bağlantılı bir unsurdur. Şiddet ve çatışma ortamının tırmandığı hassas dönemlerde sosyal medya üzerinden etnik grupları karşı karşıya getiren ve toplumun bir kesimini hedef gösteren ifadeler, kamu barışını bozma potansiyelini doğrudan taşır. Yargıtay bu kararıyla, kullanılan ifadelerin sadece metinsel içeriğine değil, paylaşıldığı kriz anındaki somut etki gücüne bakılarak tehlikenin varlığının tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunun cezası nedir?
Ceza fıkraya göre değişir. TCK 216/1 kapsamındaki kin ve düşmanlığa tahrik için bir yıldan üç yıla kadar hapis; TCK 216/2 kapsamındaki aşağılama ile TCK 216/3 kapsamındaki dini değerleri aşağılama için altı aydan bir yıla kadar hapis öngörülmüştür. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde TCK 218 uyarınca ceza yarı oranına kadar artırılabilir.
TCK 216’nın üç fıkrası arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, halkın bir kesimini diğeri aleyhine kin ve düşmanlığa tahriki düzenler ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin doğmasını arar. İkinci fıkra, halkın bir kesiminin alenen aşağılanmasını cezalandırır ve hiçbir tehlike şartı içermez; ayrıca ölçütleri arasında cinsiyet de yer alır. Üçüncü fıkra ise dini değerlerin aşağılanmasını konu alır ve fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar.
Cinsiyete dayalı aşağılayıcı ifadeler bu suça girer mi?
Cinsiyet ölçütü yalnızca ikinci fıkrada sayılmıştır. Bu nedenle halkın bir kesimini cinsiyet farklılığına dayanarak alenen aşağılayan ifadeler TCK 216/2 kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık cinsiyet, birinci fıkranın ölçütleri arasında yer almadığından, cinsiyete dayalı kin ve düşmanlığa tahrik birinci fıkra bakımından tipiklik sorunu doğurur.
Her rahatsız edici ifade bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Sert, eleştirel veya çoğunluğun görüşünden keskin biçimde ayrılan ifadeler tek başına suç oluşturmaz. Birinci fıkrada somut bir tehlikenin doğması, üçüncü fıkrada fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması aranır; ikinci fıkrada ise ifadenin insan onurunu hedef alan bir değersizleştirmeye ulaşmış olması gerekir. Ayrıca TCK 218 uyarınca haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
TCK 216 ile TCK 122 arasındaki fark nedir?
TCK 122, kişilere karşı suçlar arasında yer alır ve bireysel bir mağdura yönelik somut ayrımcı muameleleri (mal satmama, hizmet vermeme, işe almama gibi) cezalandırır. TCK 216 ise kamu barışına karşı suçlar arasındadır ve bir topluluğa yönelen tahriki veya aşağılamayı ifade yoluyla işlenen bir suç olarak düzenler. Aynı olayda her iki suç birlikte gündeme gelebilir.
Bu suç şikâyete tabi midir?
Hayır. Her üç fıkra bakımından da suç şikâyete bağlı değildir; savcılık fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Hedef alınan kesime mensup olmayan kişiler de ihbarda bulunabilir.
Sosyal medya paylaşımı nedeniyle TCK 216’dan soruşturma açılabilir mi?
Herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşım aleniyet unsurunu kural olarak karşıladığından soruşturma açılması mümkündür. Ancak suçun oluşması için ilgili fıkranın tüm unsurlarının bulunması gerekir. Paylaşımın bütünü, bağlamı ve hitap ettiği kitle birlikte değerlendirilir; ayrıca hesabın şüpheliye ait olduğunun ve içeriğin bütünlüğünün de ortaya konması gerekir.
Sonuç
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu (TCK 216), tek bir fiili değil, birbirinden yapısal olarak farklı üç fiili düzenleyen bir maddedir. Birinci fıkra somut bir tehlikenin doğmasını, üçüncü fıkra fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar; ikinci fıkra ise hiçbir tehlike şartı içermez ve ölçütleri arasında cinsiyete de yer verir. Bir isnatla karşılaşıldığında ilk yapılması gereken, fiilin hangi fıkra kapsamında değerlendirildiğini ve o fıkranın unsurlarının gerçekten bulunup bulunmadığını saptamaktır.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi, benzer yapıdaki maddeler için suç işlemeye tahrik (TCK 214) ve kanunlara uymamaya tahrik (TCK 217) yazılarımızı inceleyebilirsiniz. TCK 216 kapsamında bir soruşturma veya kovuşturmayla karşı karşıyaysanız ya da kendinizi hedef alan bir ifadeye maruz kaldığınızı düşünüyorsanız, İstanbul’daki ceza hukuku çalışmalarımız hakkında bilgi alabilirsiniz. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve kesin hukuki tavsiye niteliği taşımaz; her olay kendine özgü koşullarıyla ayrıca değerlendirilmelidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
