İçindekiler
Gürültüye neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 183. maddesinde düzenlenmiş olup, ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli şekilde gürültüye neden olmayı yaptırım altına alır. Günlük hayatta komşuluk ilişkilerinden işletme faaliyetlerine, şantiye çalışmalarından eğlence mekânlarına kadar geniş bir alanda karşımıza çıkan gürültü sorunu, çoğu zaman idari şikâyet konusu olsa da, belirli koşullarda bir ceza suçu hâline de gelebilir. Bu yazıda gürültüye neden olma suçunun tanımını, “elverişlilik” ölçütünü, idari yaptırımdan farkını ve yaptırımlarını sade bir dille açıklıyor; her somut olayın kendine özgü olduğunu ve kesin değerlendirmenin ancak dosyanızı inceleyecek bir avukatla mümkün olacağını hatırlatıyoruz.
Bu yazı, Çevreye Karşı Suçlar (TCK 181-184) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır; bölümdeki diğer suç tiplerine bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
Gürültüye Neden Olma Suçu Nedir? (TCK 183)
TCK’nın 183. maddesine göre, ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu suç, “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünde yer alır ve çevre değerlerinin yanı sıra bireyin sağlığını da koruma altına alır. Suçun en dikkat çekici yönü, cezasının hapis veya adli para cezası olarak seçimlik biçimde düzenlenmiş olması ve suçun oluşması için somut bir zararın değil, sağlığa zarar verme “elverişliliğinin” aranmasıdır.
Gürültüye neden olma suçu, çevreye karşı işlenen diğer suçlarla — çevrenin kasten kirletilmesi (m. 181), çevrenin taksirle kirletilmesi (m. 182) ve imar kirliliğine neden olma (m. 184) — birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun çevreyi geniş bir çerçevede ele aldığını gösterir. Ancak gürültü suçu, uygulamada çoğunlukla idari süreçlerle iç içe geçtiğinden, ceza boyutunun ne zaman gündeme geldiğini doğru anlamak önem taşır.
Korunan Hukuki Değer ve “Elverişlilik” Ölçütü
Bu suçla korunan hukuki değer, hem çevre sağlığı hem de bireyin beden ve ruh sağlığıdır. Maddenin en kritik unsuru, “sağlığın zarar görmesine elverişli şekilde” ifadesidir. Bu ifade, suçun bir soyut tehlike suçu olduğunu gösterir; yani gürültü nedeniyle bir kişinin sağlığının fiilen bozulmuş olması gerekmez. Önemli olan, meydana getirilen gürültünün, niteliği ve yoğunluğu itibarıyla insan sağlığına zarar verebilecek elverişlilikte olmasıdır. Bu yönüyle gürültü suçu, somut zararın arandığı suçlardan ayrılır.
Elverişlilik ölçütü, uygulamada değerlendirilmesi güç bir unsurdur. Bir gürültünün sağlığa zarar verecek elverişlilikte olup olmadığı; gürültünün şiddeti, süresi, tekrarı, gerçekleştiği saat ve etkilediği kişilerin durumu gibi ölçütlerle birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme çoğu zaman ölçüm ve bilirkişi incelemesini gerektirir. Sağlığa zarar verme elverişliliği bulunmayan, geçici ve olağan yaşam gürültüleri ise bu suçun kapsamı dışında kalır. Nitekim her gürültü değil, yalnızca belirli bir yoğunluğa ve niteliğe ulaşan gürültü ceza hukukunun konusu olur.
Çerçeve Norm: “İlgili Kanunlar” ve Gürültü Mevzuatı
183. madde, tıpkı çevre kirletme suçlarında olduğu gibi, çerçeve norm niteliği taşır. Kanun, “ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırılık” ifadesiyle, gürültüye ilişkin somut kuralları ceza kanununda değil; başta 2872 sayılı Çevre Kanunu ve buna dayanılarak çıkarılan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği olmak üzere ilgili mevzuatta arar. Bu düzenlemelerde, farklı alanlar (konut, sanayi, ticaret) ve farklı zaman dilimleri için gürültü sınır değerleri belirlenmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, bu yükümlülüklere aykırı davranmış olması gerekir.
Bu yapı, gürültü suçunda iki ayrı değerlendirmeyi bir araya getirir: bir yandan gürültünün ilgili mevzuattaki yükümlülüklere aykırı olup olmadığı, diğer yandan bu gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliği taşıyıp taşımadığı. Her iki koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde suç oluşur. Bu nedenle savunmada, hem mevzuata aykırılığın hem de elverişlilik unsurunun ayrı ayrı ele alınması gerekir.
Suçun Maddi Unsurları
Suçun faili herkes olabilir; gürültüye neden olan kişi bu suçun failidir. Uygulamada fail; bir işletme sahibi, eğlence mekânı işletmecisi, şantiye yürütücüsü, sanayi tesisi sorumlusu ya da komşu olabilir. Suçun mağduru, sağlığı zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kişi veya kişilerdir; ancak suç, çevre sağlığını da koruduğundan, mağdurun belirli bir kişi olması her zaman zorunlu değildir. Suçun konusu, insan sağlığına zarar verecek elverişlilikteki gürültüdür.
Fiil unsuru, “gürültüye neden olma” biçiminde düzenlenmiştir. Gürültünün hangi araç veya faaliyetle çıkarıldığı önemli değildir; müzik yayını, sanayi makineleri, inşaat faaliyeti, jeneratör veya benzeri her türlü kaynak bu kapsamda değerlendirilebilir. Belirleyici olan, ortaya çıkan gürültünün mevzuata aykırı ve sağlığa zarar verme elverişliliğinde olmasıdır. Suç, kural olarak icraî bir hareketle işlenir; ancak gürültüyü önleme yükümlülüğü bulunan bir kişinin bu yükümlülüğe aykırı davranması da somut olayda değerlendirilebilir.
Manevi Unsur: Kast
Gürültüye neden olma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, mevzuata aykırı biçimde ve sağlığa zarar verebilecek elverişlilikte gürültüye neden olduğunu bilmesi ve bunu istemesi aranır. Failin ayrıca birinin sağlığını bozma yönünde özel bir amaç taşıması gerekmez; genel kast yeterlidir. Örneğin bir işletmenin, gürültü sınır değerlerini aştığı kendisine bildirilmiş olmasına rağmen faaliyetine aynı şekilde devam etmesi, kastın varlığına işaret edebilir. Taksirle gürültüye neden olma ise, kanunda ayrıca düzenlenmediğinden, bu madde kapsamında suç oluşturmaz.
Seçimlik Ceza: Hapis veya Adli Para
183. maddenin öngördüğü ceza, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Buradaki “veya” ifadesi, cezanın seçimlik olarak düzenlendiğini gösterir; yani hâkim, somut olayın özelliklerine göre hapis cezası ya da adli para cezası arasında bir tercih yapar. Bu seçimlik yapı, gürültü suçunu çevreye karşı diğer bazı suçlardan ayıran bir özelliktir ve hâkime cezalandırmada geniş bir takdir alanı tanır.
Hapis cezasının tercih edildiği durumlarda dahi, cezanın miktarı ve koşulları uygun olduğunda, cezanın adli para cezasına çevrilmesi, seçenek yaptırımlara hükmedilmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi imkânlar gündeme gelebilir. Bu imkânların uygulanıp uygulanmayacağı, hükmedilen cezanın süresine ve failin durumuna bağlıdır ve her dosyada ayrıca değerlendirilir.
Tekrarlanan Gürültü ve Zincirleme Suç
Gürültü suçu, uygulamada çoğu zaman tek bir olayla değil, tekrarlanan fiillerle gündeme gelir. Aynı işletmenin veya kişinin, farklı günlerde ve aynı suç işleme kararıyla defalarca mevzuata aykırı gürültüye neden olması hâlinde, zincirleme suç hükümlerinin (TCK m. 43) uygulanıp uygulanmayacağı tartışılabilir. Zincirleme suç kabul edildiğinde, faile tek bir ceza verilir; ancak bu ceza belirli oranda artırılır. Bu durum, tekrarlanan gürültü fiillerinin her birinin ayrı ayrı cezalandırılması yerine, bütünlük içinde değerlendirilmesini sağlar.
Zincirleme suçun kabulü için, fiillerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında ve aynı mağdura ya da çevreye yönelik olarak işlenmiş olması gibi koşullar aranır. Bu değerlendirme, olayın somut özelliklerine bağlı olduğundan, tekrarlanan gürültü iddialarında dosyanın bütününün incelenmesi gerekir.
İdari Yaptırım ile Ceza Yargılamasının Farkı
Gürültü konusunda en sık karıştırılan nokta, idari yaptırım ile ceza yargılamasının ayrımıdır. Uygulamada gürültü şikâyetlerinin büyük bölümü idari düzeyde sonuçlanır: 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında, yetkili idare (belediye veya ilgili birim) gürültü sınır değerlerini aşan kişi veya işletmelere idari para cezası uygulayabilir. Bu idari yaptırımlar, kabahat niteliğindeki gürültü fiillerine ilişkindir ve idari itiraz yollarıyla denetlenir. Günlük hayattaki pek çok komşuluk gürültüsü, bu idari çerçevede ele alınır.
TCK 183 kapsamındaki ceza suçu ise, bundan farklı olarak, gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliği taşıması hâlinde gündeme gelir ve ceza mahkemesinde yargılanır. Yani her gürültü fiili doğrudan bir ceza suçu değildir; idari yaptırımı gerektiren bir kabahat ile ceza suçunu oluşturan gürültü arasındaki temel ayrım, elverişlilik unsurundadır. Bu nedenle, yalnızca idari para cezası uygulanmış olması suç oluştuğu anlamına gelmediği gibi; ceza soruşturması açılmış olması da idari sürecin yerini almaz. İki sürecin farklı hukuki temellere dayandığını bilmek, hem şikâyetçi hem de hakkında işlem yapılan kişi bakımından önemlidir.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Gürültüye neden olma suçunda teşebbüs, suçun soyut tehlike suçu niteliği nedeniyle sınırlı bir uygulama alanına sahiptir; gürültünün ortaya çıkmasıyla suç genellikle tamamlanmış sayılır. Birden fazla kişinin katkısıyla gürültüye neden olunması hâlinde iştirak kuralları uygulanabilir; örneğin bir işletmede gürültüye neden olan faaliyeti birlikte yürüten kişilerin sorumluluğu, katkılarının niteliğine göre belirlenir.
İçtima bakımından, gürültü fiilinin başka suçlarla birlikte işlendiği durumlar değerlendirilir. Örneğin gürültünün yanı sıra kişilere yönelik somut bir sağlık zararı doğması hâlinde, kasten yaralama gibi suçların ayrıca gündeme gelip gelmeyeceği tartışılabilir. Bu durumlarda hangi kuralın uygulanacağı, ortaya çıkan neticelerin niteliğine göre belirlenir.
Yaptırım ve Muhakeme Usulü
Suçun cezası iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Bu nedenle, gürültüden zarar gören kişinin şikâyetçi olması suçun takibi için zorunlu olmadığı gibi, şikâyetten vazgeçmesi de soruşturmayı kendiliğinden sona erdirmez; bu yönüyle suç, şikâyete bağlı suçlardan ayrılır. Uygulamada süreç çoğu zaman bir ihbar veya şikâyet üzerine başlar, ardından gürültü ölçümü ve bilirkişi incelemesiyle elverişlilik unsuru araştırılır.
Yargılama, cezanın miktarına göre asliye ceza mahkemesinde görülür. Dava zamanaşımı süresi, öngörülen cezanın üst sınırının iki yıl olması nedeniyle kural olarak sekiz yıl olarak uygulanır. Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar; tekrarlanan gürültü fiillerinde ve zincirleme suç kabul edilen hâllerde, sürenin başlangıcı bakımından son fiilin tarihi önem kazanabilir.
Komşuluk ve İşletme Gürültüsünde Pratik Durumlar
Gürültüye neden olma suçu, uygulamada en çok komşuluk ilişkileri ve işletme faaliyetleri bağlamında karşımıza çıkar. Bir apartmanda sürekli yüksek sesle müzik dinlenmesi, gece geç saatlere kadar süren tadilat çalışmaları, bir eğlence mekânının çevredeki konutları etkileyen ses düzeyi ya da bir sanayi tesisinin makine gürültüsü, sıkça şikâyet konusu olan durumlardır. Bu tür olaylarda, gürültünün olağan yaşamın getirdiği bir rahatsızlık düzeyinde mi kaldığı, yoksa sağlığa zarar verecek elverişliliğe mi ulaştığı belirleyici olur.
Bu noktada, kendisinden gürültü şikâyeti alan bir işletme sahibi veya komşu ile gürültüden rahatsız olan kişinin hukuki konumları farklıdır. Şikâyetçi taraf, hem idari başvuru hem de ceza şikâyeti yollarını değerlendirebilir; hakkında işlem yapılan taraf ise hem idari sürecin hem de olası ceza yargılamasının koşullarını gözetmelidir. Her iki taraf açısından da, sürecin doğru yürütülebilmesi için somut olayın tüm yönleriyle değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmenin, ölçüm sonuçları ve dosyadaki deliller üzerinden yapılması önem taşır.
Hangi Faaliyetler Gürültü Suçu Kapsamına Girebilir?
Gürültüye neden olma suçu bakımından, gürültünün hangi kaynaktan çıktığı belirleyici değildir; önemli olan, ortaya çıkan sesin mevzuata aykırı ve sağlığa zarar verme elverişliliğinde olmasıdır. Uygulamada en sık karşılaşılan kaynaklar arasında yüksek sesli müzik yayını yapan eğlence mekânları, bar ve gece kulüpleri, düğün ve nişan salonları; makine ve üretim hattı çalıştıran sanayi tesisleri; gece geç saatlere kadar süren inşaat ve yıkım şantiyeleri; sürekli çalışan jeneratör, klima dış üniteleri ve soğutma sistemleri; ayrıca modifiye egzoz ve benzeri araç kaynaklı sesler sayılabilir. Bu faaliyetlerin her biri, koşulları taşıması hâlinde suçun konusunu oluşturabilir.
Ancak bu kaynaklardan çıkan her ses otomatik olarak suç sayılmaz. Örneğin ilgili mevzuattaki sınır değerler içinde kalan, izinli ve olağan bir işletme faaliyetinden kaynaklanan ses, kural olarak suç oluşturmaz. Buna karşılık sınır değerlerin aşılması, gerekli izin ve tedbirlerin alınmaması ya da gürültünün süre ve şiddet bakımından sağlığa zarar verecek düzeye ulaşması hâlinde tablo değişir. Bu nedenle her olayda, gürültü kaynağının niteliği kadar, o gürültünün somut koşullar içinde elverişlilik unsurunu taşıyıp taşımadığı ayrıca değerlendirilir.
Gürültünün Ölçümü ve İspatı
Gürültü suçunda ispat, çoğu zaman teknik ölçümlere ve bilirkişi incelemelerine dayanır. Yetkili birimlerce yapılan gürültü ölçümleri, sesin şiddetini (desibel cinsinden) ve süresini belirleyerek, ilgili mevzuattaki sınır değerlerin aşılıp aşılmadığını ortaya koyar. Bu ölçüm sonuçları, hem idari sürecin hem de ceza yargılamasının önemli delillerindendir. Ayrıca tanık beyanları, tutanaklar ve varsa kamera ya da ses kayıtları da dosyada değerlendirilir. Elverişlilik unsurunun bulunup bulunmadığı, bu delillerin bütünü üzerinden belirlenir.
İspat bakımından dikkat edilmesi gereken nokta, ölçümün gürültünün gerçekleştiği koşullarda ve usulüne uygun biçimde yapılmış olmasıdır. Ölçümün zamanı, yeri ve yöntemi, sonuçların güvenilirliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle hem şikâyetçi hem de hakkında işlem yapılan taraf bakımından, ölçüm sürecinin usulüne uygun yürütülmesi büyük önem taşır. Delil durumunun eksik ya da usulsüz olması, sürecin sonucunu değiştirebilecek bir husustur.
Ölçüm sonuçlarının yanı sıra, gürültünün süreklilik gösterip göstermediği ve hangi saatlerde gerçekleştiği de değerlendirmede rol oynar. Örneğin gece saatlerinde, insanların dinlenme hakkının öne çıktığı zaman dilimlerinde meydana gelen gürültü, aynı şiddetteki gündüz gürültüsüne göre farklı biçimde ele alınabilir. Benzer şekilde, kısa süreli ve bir defaya mahsus bir sesle, uzun süre tekrarlanan ve süreklilik arz eden gürültü aynı ölçüde değerlendirilmez. Tüm bu unsurların bir arada incelenmesi, hem elverişlilik unsurunun belirlenmesi hem de olası bir zincirleme suç değerlendirmesi bakımından önemlidir.
Gürültü Suçunda Şikâyet, Uzlaştırma ve HAGB
Gürültüye neden olma suçu şikâyete tabi olmadığından, resen soruşturulur ve kovuşturulur; yani sürecin başlaması ve devamı, mağdurun şikâyetine bağlı değildir. Bu durum, suçun takibini kişilerin iradesinden bağımsız kılar. Suçun uzlaştırma kapsamında olup olmadığı ise ayrı bir değerlendirme gerektirir; uzlaştırmaya tabi suçlar kanunda sınırlı olarak sayıldığından, somut olayda bu yolun mümkün olup olmadığı dosya üzerinden belirlenmelidir.
Cezanın türü ve miktarı uygun olduğunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kurumlar da gündeme gelebilir. HAGB, belirli koşulların varlığı hâlinde, hükmedilen cezanın belirli bir denetim süresi boyunca sonuç doğurmamasını sağlayan bir kurumdur. Bu ve benzeri imkânların uygulanıp uygulanmayacağı, hükmedilen cezaya ve failin durumuna bağlı olduğundan, her dosyada ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada, sürecin başından itibaren doğru bir hukuki değerlendirme yapılması önem taşır.
Gürültüden Zarar Görenlerin Hukuki Yolları
Gürültüden rahatsız olan bir kişinin başvurabileceği yollar, yalnızca ceza şikâyetiyle sınırlı değildir. Uygulamada çoğu zaman ilk adım, yetkili idareye (belediye veya ilgili birim) yapılan idari başvurudur; bu başvuru üzerine gürültü ölçümü yapılabilir ve mevzuata aykırılık hâlinde idari para cezası uygulanabilir. Bunun yanında, TCK 183 kapsamında elverişlilik unsuru taşıyan gürültüler bakımından Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulabilir. Bu iki yol birbirini dışlamaz; somut olayın niteliğine göre her ikisi de değerlendirilebilir.
Ceza ve idari süreçlerin yanında, gürültüden zarar gören kişilerin özel hukuk yolları da bulunur. Komşuluk hukukundan ve haksız fiil sorumluluğundan doğan taleplerle, gürültünün durdurulması (önleme) ve uğranılan zararların tazmini hukuk mahkemelerinde istenebilir. Bu talepler, ceza yargılamasından bağımsız olarak yürütülür ve farklı ispat kurallarına tabidir. Dolayısıyla gürültü sorunuyla karşılaşan bir kişinin, idari, cezai ve özel hukuk yollarını birlikte değerlendirmesi; hangi yolun ya da yolların somut duruma en uygun olduğunu belirlemesi önem taşır. Bu değerlendirmenin bir hukukçu desteğiyle yapılması, hangi sürecin öncelikle işletileceğinin doğru belirlenmesi ve hak kaybının önlenmesi bakımından yararlı olacaktır.
Sık Sorulan Sorular
Gürültüye neden olma suçunun cezası nedir?
TCK 183’e göre suçun cezası iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Ceza seçimlik olarak düzenlendiğinden, hakim somut olayın özelliklerine göre hapis ya da adli para cezası arasında tercih yapar.
Her gürültü suç oluşturur mu?
Hayır. TCK 183 kapsamında suçun oluşması için gürültünün, ilgili mevzuattaki yükümlülüklere aykırı olması ve bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli nitelikte olması gerekir. Olağan yaşam gürültüleri ile sağlığa zarar verme elverişliliği bulunmayan gürültüler bu suçun kapsamı dışındadır; bunlar çoğunlukla idari yaptırım konusudur.
Gürültü şikayeti ile ceza davası aynı şey midir?
Hayır. Gürültü şikayetlerinin çoğu, Çevre Kanunu kapsamında idari para cezasıyla sonuçlanan bir kabahat sürecidir. TCK 183 kapsamındaki ceza suçu ise gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliği taşıması halinde gündeme gelir ve ceza mahkemesinde yargılanır. İki süreç farklı hukuki temellere dayanır.
Gürültü suçu şikayete tabi midir?
Hayır. Gürültüye neden olma suçu şikayete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmesi yargılamayı kendiliğinden sona erdirmez.
Gürültüye neden olma suçu, idari ve cezai boyutları iç içe geçtiği için sıkça yanlış anlaşılan bir alandır. Gürültünün mevzuata aykırılığı, sağlığa zarar verme elverişliliği ve tekrarı gibi unsurların doğru değerlendirilmesi, sürecin sonucunu belirleyen başlıca noktalardır. Bu yazıdaki bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve kesin hukuki tavsiye niteliği taşımaz; somut durumunuz için mutlaka bir avukata danışmanız önerilir. Gürültü ve diğer ceza hukuku uyuşmazlıklarında hak kaybı yaşamamak adına İstanbul ceza avukatından destek almak yerinde olacaktır.
Not: Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendine özgü koşullar içerdiğinden, işlem yapmadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.
Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
